11 Temmuz 2020 Cumartesi

Siyaseti Etkileyen Kitleler Ya Da Magandistan Cumhuriyeti



insanı entel gösteren şeyler #1182725 - uludağ sözlük galeriİBB Başkanı İmamoğlu ile taksiciler arasında yaşanan  çatışmada taksici  temsilcisi beyefendinin şu sözleri ilginçti: “Biz Türkiye’de siyaseti etkileyebilecek bir kitleyiz.”   Tamı tamına böyle olmasa da bu anlama gelen bir siyasi tehdit savurmuştu.

Ben şöyle demesini beklerdim, meselâ: “ Büyükşehir belediyesinin bu tasarrufu falan falan kanuna uygun değildir. Uygun olsa bile hukuka aykırılığı söz konusudur..”

Ama gördüm ki taksici  esnafının hakla hukukla falan pek ilgisi yok. Zamanında yapılmış bir düzenlemenin yol açtığı arz kısıtlamasından doğan bir rant kapısı taksici abilere pek tatlı gelmiş, bu gelir kapısının kapanmaması için “ Siyaseti etkileyebilecek bir kitleyiz!” lâfını savuruvermişler.

Tamam o  zaman! PKK’nın da “siyaseti etkileyebilecek” bir kitlesi olduğu kesin. Ne yapalım şimdi taksici abiler?  Siyaseti etkileyebilecek her kitleden ürküp korkarak  memleketin mahkemelerini mi  kapatalım, polisini mi kaldıralım, askerini mi terhis edelim?

İstanbul taksicilerinin tavrı, uyumsuz taşralılığın,  şehirleşmeye, modern ekonomiye, hukuk devletine, kurallı yaşamaya isyanından başka bir şey değildir. Kenar mahalle, şehrin kenarında erimeden kalmış taşra kalıntısıdır ve  şehir modernleşmesinin üretim ve ticaret  döngüsüne dahil olamamış, olmaya gerek de görmemiş, bu döngünün gerektirdiği nazik ve kurallı yaşayışa alabildiğine hınçlı bir kitlenin hadsizliğidir.

Bu tavır sadece taksici abiye has da değildir. Daha düne kadar taşralılığın ya da köylülüğün kısıtlı yaşayışından şehrin apartman hayatına  düşüveren “apartman görevlisi” takımında da “ Buralar benden sorulur”  hodbinliğiyle, küfürbazlığıyla, kavgacılığıyla karşılaşabilirsiniz.

Bütün bunlardan sonra, ne kadar hukuk fakültesi açarsak açalım memleketin insan potansiyeli ortalamasının kafasındaki düzenin ancak “orman kanunu”  seviyesinde olduğunu fark ediyorsunuz.

Ne dersiniz? Ülkenin adını Magandistan Cumhuriyeti falan mı yapsak mı?

Ne Anlıyoruz Ne Gelişiyoruz Hacım



Karanlık her gün daha da yaklaşıyor.

19 en iyi TARİHTE TÜRKLER görüntüsü | Tarih, Türkler, Askeri tarihNe yalan söyleyeyim, ben de iyimserlik aşılamak, gelişiminizi desteklemek isterdim.

Aslında belki de tam da  bunlar için en uygun zamandır. Çünkü karanlık yaklaşmasa, kötülük bu kadar fütursuz ilerlemese, hayvanlık bu kadar hızlı yayılmasa insan olmanın anlamını idrak edemeyebilirdik.

Öbür yandan insanlık değerlerinin uluslaşmayla ilgisi bundan yüz yıl önce Atatürk tarafından en açık ve mantıklı biçimde gösterilmişken her şeyi yeni baştan öğrenmemiz  bana korkunç görünüyor.

Yüz yıl önce Anadolu’dan bizi kovmak için taşeronluğunu Yunanlıların yaptığı bir  saldırıyı püskürterek Anadolu’da kaldık.

Ne yazık ki türbanlı bir bacımız  çok izlenen bir tartışma programında “ İngilizler burada olsaydı en azından ibadetimizi istediğim gibi yapabilirdim..” dedi ve Atatürk’ü sevmediğini açık açık ifade etti.

Bu türbanlı bacımız aslında ülke nüfusunun yarıdan  fazlasını temsil ediyordu.  Bu şu anlama geliyor. Ülkede kendisini “millî irade” sanan bir seçmen kitlesi, ülke saldırıya, tecavüze uğrasa Türk Ordusu’nun yenilmesi için düşmanla iş birliği yapmaktan çekinmeyecek. Bunu yaparken de “Müslümanlar olarak ibadetlerimize dokunmayacak adil bir hükümeti destekliyoruz!” deyip işin içinden çıkacaklar.
aliserdarbolat: AKP-CHP-HDP (PKK) Açılım Kardeşliği Seçim Bildirgeleri 
Bundan dolayı geçenlerde Kurtuluş Savaşı’nın aynı zamanda bir iç savaş olduğu tezi bana çok mantıklı göründü.

Vatan işgale uğrayabilir ve yabancıları kovmak için herkes el birliği edebilir. Ya halk artık “yabancılaşmış” ise o zaman ne yapmak lâzım?

Ya ülke nüfusunun yarısı Türklük gururundan, övüncünden, bilincinden yoksunsa o zaman ne yapabiliriz? Ya bu yabancılaşmış nüfus, bir de elinde ülkenin bütün emniyet, asayiş ve adalet  organlarını bulunduruyorsa ne hissetmeliyiz?

Karamsarlık çok kolay ve kolaya kaçmamamız lâzım, değil mi?

AKP'den Türklüğü Anayasadan Çıkarma Vaadi!İyi de biz ne yapıyoruz?

Mevcut durumun, Arap-Kürt etnik ırkçılarının doğrudan doğruya Türk varlığına saldırısı olduğunu anlamağa yanaşıyor muyuz? Maalesef hayır.

Ülkenin en büyük iki partisi,  Ortadoğu’yu kana bulayan Kürt etnik terörüyle uzlaşılabileceğini sanıyorlar. Suriye’de ve Irak’ta devletlerine ihanet ederek silâhlanan Kürt teröristlerin içimizdeki destekçileriyle uzlaşabileceğini sanan bir seçmen kitlesi var.

Çünkü ülkenin yarısı daha önce söylediğimiz gibi zaten Türklüğü, Türk tarihini, Türklük bilincini vs zerre kadar önemsemiyor.

Dolayısıyla etnisitelerini bile tam bilemediğimiz beş milyon yabancı, ellerini kollarını sallayarak ülkeyi  işgal ederken bu yabancılaşmış   ve kötüleşmiş bu egemen  kitle, Türk ülkesinin, hemcinslerince işgal edildiğini, böylece Türklüğün, kendi iktidarı eliyle alenen yok edildiğini düşünmenin zevkiyle istediği gibi at koşturuyor.

Anayasa'dan 'Türk'ü silmeyi ilk Kılıçdaroğlu önermiş haberi- Son ...Muhtemelen şöyle düşünüyorlar: “ Türklerin gidecek yerleri yok; dolayısıyla ülkeyi tam olarak ele geçirip istediğimiz Arap-Kürt şeriat federasyonunu kurarsak Türklere istediğimiz her şeyi yaptırabiliriz. İsteseler de istemeseler de bizim için nasıl olsa üreteceklerdir.”

Atatürk, Gençliğe Hitabe’de  milletine ihanet eden bir  yönetici seçkinler grubunun olası tehlikesini bize hatırlatıyordu. O Türk Milleti’ne öyle güveniyordu ki zamanla içindeki yozlaşmış yobazların bu denli çoğalarak Türk düşmanı işbirlikçiler haline gelebileceğini ve hele muktedir olabileceklerini herhalde aklına bile getirmemişti.

Bugün tuzun koktuğu aşamadayız.

Ne bunu anlamağa çalışıyoruz ne de bunu düzeltmek için uğraşıyoruz.

İyi de ne yapalım? Türk olduğu için mutlu olan herkes kendisine ait birer blog ya da video kanalı açsın. Durmaksızın “ulusal sorun” yavesiyle   ya da “ümmet bilinci” denen zırvayla  hırçınlaşan,  Türklüğe hakaret eden, düşmanlık eden  vatan haini koalisyonuna karşı fikirlerimizi ifade edelim.

Evet… Bugün tam da tuzun koktuğu yerde duruyoruz.

4 Temmuz 2020 Cumartesi

Perşembem Gelir De Çeşme Başından


Perşembenin gelişi çarşambadan belliymiş.

KARİKATÜR : ULEMA DOKTOR FERDİ :)))))))))) | İstihbarat ve AnalizVallahi ben o kadar emin değilim hemşerim.  Artık perşembenin gelip gelmeyeceği konusunda bir şeyler söylemek gayreti içinde olanlardan değilim, olmadım, olmayacağım.

Hem perşembenin ne olup ne olmadığını kim biliyor yahu? Sen biliyon mu Mahmut? Ya sen Üzeyir Abi? Değil mi yani? Büyüklerimiz Perşembe diye bir şey var derlerse ne âlâ! Yoksa herkes kafasına göre bir gün uydurursa olmaz!

Ne oldu? Tuhafınıza mı gitti?  Neredeyse her şeyini sandıktan çıkarmaya çalışan bir kitleyiz biz yahu! Referandumla haftanın günleri karara bağlanmadan konuşursak  ahirette eksik huri alacağımızı falan sanıyoruz abi biz.

Şimdi tabii perşembenin gelişinin çarşambadan nasıl belli olduğuna bakmak lâzım. Belki bu işin içinde faiz kobisi vardır. ( “Lobi”miydi la o? Amaaaan her ne boksa!”)

Yani  bir takım adamlar Perşembe  diye bir şey var dediyse Perşembe  diye bir şeyin var olması gerekiyor mu? Bak hiç sokaklarda falan Perşembe diye bir hayvan var mı? Manavlara bakın, Perşembe diye bir marul da yok. Ulan nerelerinden uydurmuşlar bu perşembeyi bilmem ki kardeşim?

Bunlar hep tek parti zihniyetinin bu aziz millete dayattığı ırz ve namus düşmanı batılı emperyalistlerin oyuncağı olmak gayreti içinde olanların bir uydurmasıdır.

Ulemaya bir sorun bakalım “Perşembe” diye bir şey var mıymış?

Bunlar hep…

Konu aslında bambaşka hemşerim, vallahi başka… Buradan “ melekler ve icatlar konusuna” doğru gidiliyor ama ben başka bir şeyden bahsedecektim. Kafa dağıldı.

Bu atasözünü söyleyen muhterem abimiz muhtemelen: “Hemşerim, ben senin yapacağın işin ta… Çarşamba yol ayrımından sola dönmezsen Perşembe’ye varamazsın! Ne biçim şoförsün?” diyerek otobüs şoförünü kalaylamıştır amma mantık tarihine de geçmeyi başarmış.

Elbette Hogwarts’taki seçici şapkadan çok daha akıllı referandum ve seçim  sandıklarınız olmasına rağmen bu abinin dediği başka bir şey. “ Hemşerim, “Ne ekersen onu biçersin!” dedik anlamadın. Bari toplu taşımadan bir örnek vereyim ki kafan bassın!”

Tabii memlekette artık neredeyse hiçbir şey ekmeden her şeyin market raflarından elde edildiğini sanan koskoca bir demokratlar sürüsü haline gelmiş olsak da gene de  kalan beynimizin , buğdayın tarlaya ekildiğini falan hatırlayacak kadar bir kısmının hâlâ yaşadığını umuyorum.

Şimdi bana anlatır gibi anlatıyorum. Tarlaya… Tarla var ya hani traktörler, pulluk demiri falan… ( Anneee! Benim pul koleksiyonumu bu adam açlmış!” diyerek  suç duyurusunda bulunacak binlerce vatan evladı yetiştirdiğinizi bilmenin huzuru ve mutluluğu içinde söylüyorum ki pulluğun sizin evladınızın pul koleksiyonuyla bir ilgisi yoktur. O bir ziraî araçtır. Tamam tamam… Şimdi içinizden biri “ Zira ne la? Ergenekoncu musun sen?” diye üstüme atlayıp gırtlağımı kesmeye falan kalkışabilir, sıkıntı yok. Pulluk toprağı  havalandıran, belli bir derinliğe kadar kazan  demirden bir alet. “ Demirden korksak trene binmezdik koç! Adam ol, delikanlı gibi konuş!” diyecek bütün abilerime de  hörmetlerimi sunarak müsaadenizle yoluma devem edeceğim…)

Neyse… Sözün özü: tarlaya buğday ekersen marul biçemezsin ki marul zaten biçilmez.. Ya da bir tarlaya kondun… Kentsel dönüşümü bekledin. Şansına bak ki belediyeye para yediren bir abinin sayesinde otoyol başka yerden geçirildi… tarlaya sıçtığınla kalırsın.

Normalde ben çok daha kuru  yazardım ya gece pencere açık kalmış, her şey yağmurda ıslanmış. Benim beyin de  rutubetlendi herhalde.

Ama… Yukarıdaki mezkur  abinin ( Yok yok, mevzu değil… ) Bahsettiği şey şu:

 Maksat şu: Neyi, nasıl yaparsan neticesini ona göre alırsın. Tesisatı delersen evini neden su bastığına şaşmayacaksın. Sokaklara çöp atarsan sokağının neden bok koktuğuna şaşmayacaksın. Hem erotik film  seyretmeden edemeyip hem de sana cennette bilmem ne memeli , bilmem kaç tane huri vaat eden adamlara oy verirsen, girdiğin sitenin ertesi gün neden kapandığına şaşmayacaksın. Hem karının, kızının emniyette olmasını isteyip hem de başı açık her kadına “satılık ya da kiralık” diyen adamlara oy verirsen  başı kapalı kadınların bile  her gün nasıl dövüldüğüne ya da tecavüze uğradığına şaşmayacaksın.

Off be! Gene pek bir halk düşmanı, kuru, seçkinci oldum ben!

Yani jakoben Kemalistlerin bu ülkede kadınların ve kızların zorla kapattırılmasına izin vermedikleri o günlerin ah o  günlerin … O günlerdi ki bu memlekette memleket yoktu. Neyse anladın sen onu. Anlamadıysan da “ Bay bay hepiniz!”












2 Temmuz 2020 Perşembe

Yazıdan Dönen İlkellerin Altın Çağı



Ne zamandır yazmıyordum.
Yazı nasıl bulundu? - Yumurtalı Ekmek 
Yazmanın modası geçti galiba?

Medeniyet yazıyla gelişti fakat  yazı ötesi bir zamana mı geldik ne? İnsanlar okumaktan çok seyretmeyi seviyor herhalde. Hatta yazanları veya oynayanları seyretmeyi seviyor herhalde. Kendimi fevkalâde çağdışı hissediyorum.
Geçen günlerin  birinde kendisine bir sürü mektup yazdığım arkadaşlarımdan birinin Almanya’ya gittiğini öğrendim. Bana bir mektup adresi yollamasını istedim, yolladı.  Şu e-posta devrinde  mürekkepli mektup mu yazacağım? Galiba evet…

Fakat size kötü bir haberim var: E-posta bile yazı yazmayı gerektiriyor.

Öyle bir çağa girdik ki ancak yaşayanları seyrederek yaşayabilen ve doğrudan verilen sınırlı sayıdaki emirle iş görebilen  bir insan türünün egemenliği başladı.

Bu insan türünün doğum yeri, Türkiye. Gelecek nesiller bu türün tehdidi altında. Çünkü bu tür, yazı gibi son derece gelişmiş bir araçla geliştirilen uygarlığın düşmanı.

Doğada Yazı Yazmak | Burçin ErkanBu tür bırakın herhangi bir yazı inşasını, yazısal ifadeyi yazmayı herhangi bir yazıyı okumaktan bile aciz. İşte bu yüzden sınavlarda durmadan “Okuduğunu anlayan, okuduğundan bir anlam çıkarabilen öğrenci” arayıp duruyoruz boşuna. Öğrencilerden “okudukların anlamalarını” bekliyoruz ama onları okumağa özendirmiyoruz. Merak ediyorum, boş saatlerinde öğretmenler odasında kitap okuyan kaç öğretmenimiz var? Felsefeyi ve mantığı alabildiğine küçümseyip sonra da çocuklarımızın, okudukların neden anlamadıklarını merak ediyoruz.

Felsefeden ve mantıktan alabildiğine nefret ediyoruz ama çocuklarımızın önüne hayatları boyunca  toplumlarında bir daha kullanmayacakları kelimelerle dolu paragraflar koyup onların doktor olmalarını istiyoruz.

Türkiye Homo simplex diyebileceğimiz bir insan türünün egemenliğin girmiş durumda.

Bu türün başlıca özellikleri, yazısal ve kurgusal ifadeleri  anlayamamak, şartlanmasının dışındaki hiçbir veriyi algılayamamak.

Trafik levhalarından bir anlam çıkaramamak, yolun durumunu okuyamamak, dolayı anlatımları teşbihleri/benzetmeleri, anıştırmaları, çağrışımları anlayamamak, deyimleri ancak kelime kelime okuyarak  tercüme etmeye çalışmak gibi gariplikler bu türün belli başlı işlerinden…

Dolayısıyla bu tür bir insan kitlesinin “okuyacağı” şeyler de marketlerde ancak kedi maması veya deterjan muamelesi görüyor.

Sevgili okur, sen atık yoksun ve alabildiğine büyük bir bencillikle kendim için yazıyorum. Okuduğunla aklını buluşturmaktan aciz bir kitleye hiçbir şey yazılamaz. Böyle bir çaba beyhude bir çabadır.
Stupid Button - Apps on Google Play 
Öyleyse ben ne yapıyorum? Ben, kendi adına, kendi ülkesine, kendi ulusuna, kendi atalarına düşman olup da onlardan nefret ederek “insan” olacağını sanan bir maymunsular  egemenliğinin, kendi kendisini büyük ihtimalle  kazayla yok edeceği ( çünkü elin altıdaki yüksek teknolojiyi ancak daldaki muzu düşürecek sopa kadar kullanmayı bilen bir tür bu) o günden sonrasına bir kayır bırakıyorum.

“Geri kalmış ülke”,   henüz insanken yarışta bir şekilde geri kalmış toplumları ifade ediyordu. Oya “ gelişmekte olan ülke” ne yazık ki “insan olmağa uğraşan” ülke anlamına geliyor… Bunu nasıl mı iddia edebiliyorum?

Bilmem? Sizce nasıl iddia edebiliyorum?