iş birliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iş birliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ocak 2015 Cuma

Şehirleşme, İnsanlaşma, Uluslaşma

Şehirleşme, ulusal kozmopolitizmdir.

Bu, beklentileri, menfaatleri, inançları çok farklı  bireylerin aynı  işbölümü altında yaşadıkları büyük yerleşim yerlerinde, emniyetin ve adaletin tek bir toplumsal kimlik ile sağlanması demektir.

Gelişmiş batı ülkelerinde “multikültüralizm”/kültürel çoğulculuk denen şey tam olarak aslında budur. Gelişmiş batı ülkeleri, size kapitalizmin gelişmiş işbölümü, hızlı ve çeşitli üretim imkânlarını, ırkınızdan, inancınızdan, milliyetinizden bağımsız olarak sunan büyük şehirlere sahiptir.

Burada önemli olan nokta,  bu şehirlerin size nihaî güç kullanıcının kim olacağını seçmek hakkı vermesidir. Nihaî güç kullanıcı ve adalet sağlayıcı daima  o “Pazar yerini” size temine den ulusun kimliğini taşımalıdır. Kendinizi egemen ulusa mensup hissetmemeniz önemli değildir. Önemli olan egemen ulusun kurallarına uymaya mecbur olmanızdır.

Gelişmiş bir batı ülkesinin pazarında kendinizi emniyette ve özgür hissettiren, ülkenizde dininizin egemenliği için mücadele edip de gene de bir batı ülkesine iltica etmeyi size düşündüren de tam olarak budur.

“Şehirleşme” nihaî güç kullanıcı tekelin kimliği hakkındaki sağlam bir uzlaşma dışında hiçbir konuda aynılaşmayı gerektirmeyen bir, “bir arada olmak” bilincidir.

Şehirleşme nasıl oluşur?

Şehirleşme, insanların hayatlarının, mülkiyetlerinin ve hürriyetlerinin, bütün farklılıkların gerilimlerinden  korunabildiği bir yerleşim politikasının sonucudur.

Bu yüzden şehirleşme asla sonradan ve âniden meydana gelmemiştir. Batı şehirleşmesinin “şehir devletlerinden” gelen kökenlerine dikkat etmeksizin  şehirleşmeyi anlayabilmek mümkün değildir.

Daha güncel bir mukayese belki bunu anlamak için faydalı olabilir ki o da Türkiye’de İstanbul  ve kısmen İzmir dışındaki  “şehir” denen yerleşim yerlerindeki yaşantının, bahsettiğimiz ölçülere uyup uymadığına bakılarak yapılabilir.

Şehirleşme Türkiye Türk toplumunda şehir devletlerinden köken almamıştır. Dolayısıyla bizde kapitalizme temele teşkil edecek bir işbölümü ve iş birliği teşekkül edememiştir.

Batı ülkelerinde şehirler, yüzlerce yıllık şirketlerle, mağazalarla doluyken bizim “şehirlerimizde” varlığı on yıl devam eden  herhangi bir işyeri bulmanın çok zor olmasının da sebebi budur.

Cumhuriyetin ilânı ve lâikliğin kabulü, uluslaşmanın siyasal veçhelerini belirlerken Ankara’nın başkent olması da bu yüzden bir “ulusal şehirleşme” veya “ulusal kozmpolitizm”  arzusunu ifade eder. Ankara, kasaba kökeninden çıkarılıp içinde her  kökenden insanın, uluslaşmanın siyasal ve hukuksal birliği içinde kendisini emniyette hissedeceği bir şehir olarak yaratılmıştır.

Böylece Atatürk Türk ulusunun medeniyetinin köklülüğüne, yaratıcılığına dikkat çekmek istemiştir.

Oysa Türkiye’de “şehirler”, taşranın, tarikatlerin veya  etnik bilinçli aşiretlerin/kabilelerin kendi cemaat odaklarını  oluşturdukları kenar mahalle öbeklerinin, iş bölümünü sömürdükleri yığışmalardan öteye gidememiştir. Bu toplumsal yapının içinden de maalesef  ilkeli siyasî yapılar çıkmamıştır. Bu yapı içinde siyaset “menfaat dağıtıcı”  iktidarların kullandığı bir dehşet dengesi haline getirilmiştir.

Bu dehşet dengesinin en güncel hali de toplumsal yapının en ilkel ve hayvansı ölçülerde siyaset eliyle ayrıştırılması olarak ortaya  çıkmıştır.

Bu yüzden Türkiye, artık  bireylerin birbirlerinin inançlarına karışmadığı ve etnik kümelenmelerle şiddet odağı yaratmaktan caydırıldıkları , özgürlükçü, lâik ve uygar bir şehirleşmeye kavuşturulmalıdır.  Hukuk devletinin   egemen olmadığı bir ortamda şehirler,  ilkel canlıların, basit  bir oy verme refleksiyle insan avlayabildikleri av sahalarına  dönmüşlerdir.

Uluslaşma süreci, şehirleşmenin önemini iyice ortaya çıkarmıştır.