
Belki ilgisiz olacak.
Öyle ya normalde Ankara saldırısı
hakkında yazmam lâzım. Ama saldırıyı düzenleyenlerin amaçları hakkında
konuşmanın şu saatten sonra bir yararı bence yok. Çünkü zaten onların Türklüğü
Anayasadan çıkarmak, ülkeyi etnik eyaletlere bölmek gibi fikirleri iktidarda.
Dün karşıdan karşıya geçen iki
türbanlı genç kadını görünce aklıma geldi. Her zaman söylenen giyim
çelişkilerinin altındaki güdüler içimi burktu.
Onlar güzel olmaya
çalışıyorlardı. Alımlıydılar. Türbanları kendilerine göre bir düzenlemeyle
bağlanmıştı. Makyajları yerindeydi. Yani aslında basbayağı alımlı ve çekiciydiler. Ama öbür yandan "Allah'ın
emrine" uyuyorlardı, kendilerince.
Öte yandan başı açıklar gibi "modern"
görünmek istiyorlar. Ama uymak istedikleri modernitenin "Allah'ın
emrettiği" düzen mi olduğunu düşünmüyorlardı. Bir yandan lâikliğin bütün nimetlerinden ve konforundan yararlanmak, onun
estetiğinden beslenmek istiyorlar, diğer yandan
dinden itibar elde etmeye çalışıyorlardı.
Sahi "Allah'ın emri"
neydi onlara göre? Herhalde örtünerek
kadınlıklarının cazibesini gizlemek ve erkekleri tahrik etmemekti... Bu bir çıkarım. Çünkü Nur Suresi 31. ayetteki
"başörtüsü" diye trcüme edilen kelimenin orijinalini kimse bilmiyor.
daha doğrusu Kur'an indirildiğinde, bugün "başörtüsü" denen şeyin var
olup olmadığı bile bilinmiyor. Ama biri "başörtüsü" şeklinde tercüme etti diye tek bir kelime
bütün bir toplumdaki ilişkileri
etkileyebiliyor.
Allah'ın emri kadınların
örtünmesiydi ama meselâ erkeklerin tahrik olmamalarına ya da mütecaviz davranmamalarına
dair nedense hiç bir şey söylenmiyordu. Yani erkek doğuştan saldırgan, mütecaviz,
dölleyiciydi. Erkeğin doğasındaki hayvanîlik türban kitlesini zerrece rahatsız
etmiyor. Bunu nasıl bu kadar rahat söyleyebiliyorum? Memlekette IŞİD militanlarına fahişelik etmek için kaç kadının
gönüllü olduğunu ve hepsinin de istisnasız "kapalı" olduğunu sanırım
gördük. Öbür yandan, erkek vahşetine ve hayvanlığına duyulan bu teslimiyetteki patoloji cidden kan dondurucu.
Kadının görevleri ya ondan kesin
şekilde uzak durmak ya da resmi bir cinsel tatmin aracı olmaktı. İşin garip yanı erkek nikâh bağıyla bile o kadar
kesin şekilde sınırlanmıyordu. Bir
Müslüman erkek için savaşla ya da alışverişle sınırsız sayıda kadın/cariye elde edebilmek mümkündü.
Önümden geçen genç kadınlar
örtünerek namuslu olduklarını gösteriyorlar ama makyaj yaparak da çekici
olduklarını belli ediyorlardı. Bu bilinç altına şu mesajı yolluyordu: "Açık
kadınlar namusları zayıf, cinselliğe
eğilimli, tecavüz edilebilir insanlardır".
Bu mesajı erkekler uydurmuyor. Bu
mesajı kadınlar kendi giyimleriyle veriyor. Bundan şikâyetçi değiller. Siz hiç
açık kadınlara tecavüz edilmesini kınayan bir türbanlı "yazara"
rastladınız mı?
Kadınlar örtünerek tacizden veya tecavüzden uzak duracaklarını düşündüklerinde,
kendilerini ikinci sınıf insanlar yaptıklarını maalesef fark edemiyorlar. Çünkü
onlar, hayatlarının akışını, muhtemel
tecavüzcülerinin şehvetine göre
kısıtlıyorlar ve bundan da son derece memnunlar. Hiç birinin aklına "
Erkeklerin şehvetlerinin sınırlamaları gerekirken ben neden hayattan
uzaklaşmalıyım?" sorusu gelmiyor.
Aslında gerçekten namuslu olup
olmamanın önemi yok onlara göre.Türban yalnızca saçları örtmüyor, yapılan bütün işleri örtmeye
yetiyor.
Ha bütün bunlar, bu örtünmeler,
kaç göçler, kapanmalar bizi niye mi ilgilendiriyor? Bilmem? Memlekette olan
biten her felâkette gözlerimizi ve
ağzımızı kapamamızı isteyenleri çağrıştırdı biraz da belki...
