Aslında bütün ilişkiler sebep ve
sonuç arasındadır.
Elinizle göl arasındaki ilşki
sizin taşı göle atmanızla oluşur, sonuçsa dalgacıklardır.
O halde “ilişkinin” insan iradesiyle
bir ilgisi var mıdır? Yani büyük balık
küçük balıkları yediğinde küçük balıklar soylarını sürdürmek için ürerler. İyi
de balıklar bunun bir “ilişki” olduğunun farkında mıdır?
İlişki bizim bilerek ya da
bilmeyerek bir takım kişilerle veya
nesnelerle veya olgularla kendi aramızda kurulan bir “temas”. İyi ya da kötü
dünyaya dokunmadan yaşayamıyoruz.
Dokunma şeklimize göreyse farklı
sonuçlar meydana geliyor. İyi de neden?
Çünkü dünyaya her dokunuşumuzda
ama her seferinde mutlaka bir şeylerin yeri değişiyor. Bu yer değişimi, insan dışındaki
varlıkların sınırlarını aştığında kirlilik, türlerin yok olması gibi” sonuçlar”
meydana geliyor.
“İyi” diye bildiğimiz
davranışlar, dokunduğumuz ilk kişiden başlayarak yayılan bir memnuniyet dalgası
meydana getiriyor. Herhalde zaten hayatımız boyunca sadece bir göle devamlı taşlar atarak yaşıyoruz.
Kötü diye bildiğimiz
davranışlarda da memnuniyetsizlik/hoşnutsuzluk
dalgaları oluşuyor.
Sorun insanların kurulu bir makine gibi sebep sonuç ilişkilerine bağlanması değil.
Sorun insanın iradesiyle giriştiği her eylemin istisnasız bir sonuç yaratıyor olması.
Sorun, doğanın kendi düzenlilikleriyle devam etmesi ve insan iradesinin bu düzenliliklerin dışına çıkarak "bambaşka" sonuçlar meydana getirmesi.
Sebep sonuç ilşikisi inkâr edilemeyecek, reddedilemeyecek bir gerçek.
Esas sorunumuz tabiatta meydana gelen düzenli değişimlerin ilişkisiyle insan iradesinin sebep olduğu sonuçların ikisinin de kaçınılmazlığını aynı şeyler sanmamız.
Sorun insanların kurulu bir makine gibi sebep sonuç ilişkilerine bağlanması değil.
Sorun insanın iradesiyle giriştiği her eylemin istisnasız bir sonuç yaratıyor olması.
Sorun, doğanın kendi düzenlilikleriyle devam etmesi ve insan iradesinin bu düzenliliklerin dışına çıkarak "bambaşka" sonuçlar meydana getirmesi.
Sebep sonuç ilşikisi inkâr edilemeyecek, reddedilemeyecek bir gerçek.
Esas sorunumuz tabiatta meydana gelen düzenli değişimlerin ilişkisiyle insan iradesinin sebep olduğu sonuçların ikisinin de kaçınılmazlığını aynı şeyler sanmamız.
Bu açıdan bakınca dinler ne işe
yarıyor? Din de nereden geldi değil mi aklıma? Bugünlerde “Kurtuluşun İslâm’da
olduğunu söyleyen kelle kesiciler” dine bakışımı bir hayli sarstı da ondan.
Din bize, anladığım kadarıyla belli bir sebep
sonuç ilişkisi içinde yaşadığımızı hatırlatıyor ve bunu hatırlamamız için de
bir takım ritüeller sunuyor. Bu sınır aşıldığında ritüellerin kendisi,
memnuniyetsizlik yaratan taşlara dönüyor. Olay sanırım bu.
