Müslümanlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müslümanlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Haziran 2014 Cumartesi

Müslüman Bilincinin Gavurca İfadesi

Giyim kuşam aslında fikirlerin açıkça ifade  edildiği modern demokrasiden çok önce otoritenin emirleriyle şekillenmiş bir ifade aracı.

Bağlılık ve mensubiyet uzun zaman giyimle gösterilmiş.

Bu, hem belli bir grubun üyesi olmayı hem de belli değerleri benimseyi ifade ediyormuş. Bugün bir Yahudi'yi özel ayrıntılar dışında giyiminden ayırt etmemiz imkânsız ve bir o kadar da önemsiz. 

Günümüz Türkiye'sinde ise özellikle kadın bedeni, Ortaçağ giyim anlayışının bir devamı olarak kullanılıyor. Kadın bedeni, kadınlara dikte edilen otoriter bir din söylemiyle açıkça biçimlendiriliyor.

"İnandığı gibi yaşamak" belirsiz ifadesiyle kadın, "kendisi gibi insanlarla beraber olduğunu göstermeye" mecbur ediliyor.

Kadın, Müslümanlığını giyimiyle göstermeye mecbur edilirken aynı mecburiyet erkekler için tanınmıyor. Müslüman erkekler batı tarzı giyim ile siyaset yapıp otoritelerini batı görüntü  kodlarına dayandırıyorlar. İşin garibi bunu da candan ve yürekten benimsiyorlar.

Çünkü batı görünüm kodlarının akılcı ve özgürlükçü toplumlara ait olduğunu biliyorlar. 

Sözde Müslüman erkekler giyimleriyle mensubiyetlerini göstermek gereği duymuyorlar.

Aslında bu, batıya duyulan hayranlığın ve içten içe zehirli bir biçimde beslenen aşağılık kompleksinin bir ifadesi. Nereden anlıyoruz? Sözde, kadını gizlemeye yönelik tesettürün dahi dünya güzeli mankenlerle sunulmasından, kadının çekiciliğinin "Müslümanlaştırılmaya" çalışılmasından, sözde Müslüman kadının seçkinliğini batılı marka aksesuarlarla  göstermeye çalışmasından. 

Bir yandan batı modernizmini verili kabul edip onun estetik değerlerini ölçü alarak diğer yandan örtünerek cazibeyi gizlediğini sanmak cehaleti, böylece kendini ele veriyor.

Türkiye işte böyle bir cehalet ve aşağılık kompleksiyle çağdaş uygarlıktan uzaklaştırılıyor.


2 Mayıs 2014 Cuma

İslâm Ve Müslümanlık

 Müslümanlar Neden İslâm’da Huzur  Bulamıyor?

Dolmuşların arka camlarında sıkça rastladığımız bir söz vardır: “Huzur İslâm’da!”

Yani? “Allah’ın varlığını ve birliğine, Hz. Muhammet’in onun kulu ve peygamberi olduğuna inananlar huzura erer…” Sanırım bu sözün anlamı budur.

Neden böyledir? Çünkü İslâm, kendisine mensubiyeti, bireyin kendi aklına ve vicdanına bırakmıştır da ondan. Müslüman olmak,  İslamiyet’ten önceki dinlerden farklı olarak tamamen kişinin kendi inisiyatifine bırakılmıştır. Müslümanlık bir toplumsal kabul ve seremoni dini değildir! Hiç kimsenin sizin Müslüman olduğunuzu onaylaması falan gerekmez.

Bunun önemi nedir? Bunun önemi dinin, insanın kendi kabulüyle elde ettiği bir “değer” haline gelmesidir. İnsan ancak kendi aklı ve vicdanıyla bir değer haline getirdiği bir varlığa gerçekten bağlanıp onu hayatının bir parçası haline getirebilir. Müslümanlık, kendilerini İslâm’a mensup görenlerin yaşayış tarzıdır. Yani Müslümanlık, “Müslümanların İslâm’dan ne anladığı” demektir.

Peki Müslümanlığın İslam’la bir ilgisi kalmış mıdır? Maalesef Müslümanlığın İslam’la hiçbir ilgisi yok. Kendilerine Müslüman diyen bir cahil zorbalar yığını, dünyada kendilerince İslâm’ı temsil etmek iddiasında.

İslâm’a, Müslümanların hayat tarzına göre baktığımızda, varacağımız sonuç, acaba gerçek bir huzur ve barış dünyası mıdır?  Gene maalesef hayır… Çünkü Müslümanlar, genel olarak kendileriyle Allah arasında başka hiçbir aracıyı kabul etmeyen, cemaat kabullerinden uzak ve dinin siyasi istismarına karşı uyanık insanlar değiller.

Bugün Müslümanlık, adı Müslüman olan insanların, her biri birer siyasal parti gibi davranan mezheplere, tarikatlere, cemaatlere  mensup olarak  yaşadıkları değişik bir dini hayat tarzıdır.

İşin kötüsü şu ki dolmuşunun arkasına “Huzur İslâm’da!” yazan şoför, bu huzurun, kelle kesen vahşiler sürüsünün egemenliği ile geleceğine inanacak kadar cahil.O şoför, huzurun, Müslüman’ın kalbinde, Allah ile olan temiz ilişkisinde yattığını düşünmüyor, bilmiyor, düşünmek de istemiyor. O, huzurun, insanların birbirlerine Arapça selam vererek koyun sürüsü gibi iç içe yaşamasından, birileri tarafından güdülmekten  kaynaklandığını düşünüyor. Dolayısıyla şeriatçı bir hükümetin insanları kamçılayıp ellerini kestiği, taşladığı bir  memlekette huzurun kendiliğinden yeşereceğini sanıyor.

Ne yapılmalı? Yapılacak iş İslâm’ın özüyle bu günkü Müslümanlığın ilgisiz olduğunu sabırla anlatmak, açıklamak.
Bu yapılmadığı zaman Müslümanlık, İslâm’ı cemaat yaşayışına ve taassubuna bağlayan, dindaşlarını kendi içinde ayrımcılığa taabi tutan, kendilerini Allah yerine koyan insanların sınırsız şiddetiyle korkutulmuş insanlar yaratan bir tür Arap mağara adamları hayat tarzı haline gelecektir, gelmiştir de.