beşeri hukuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
beşeri hukuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mayıs 2014 Pazar

Türban Hak mı Fitne mi?

Liberaller sureti haktan görünürken türbanı ifade hürriyeti içine sokuşturdular.
Öyle ya Fransa'da, Almanya'da serbestken neden Müslüman bir ülkede yasaklanıyordu?
Gözden kaçan nokta bu ülkelerin tartışılmaz biçimde lâik oluşlarıydı.

Bir diğer husus, bu ülkelerde Müslümanlara egemenlik tevdi edilmemesi idi.

Peki ama liberaller türbanı özgürlük alanına taşımışlarken türban kampı, bu konuda ne düşünüyordu?
Türban takan kadınlar erkeklerle eşit çalışma şartları, ekonomik özgürlük, herkes için ifade hürriyeti, sınırlı devlet, kanun önünde eşitlik, kayırmasız bir serbest piyasa mı arzuluyorlardı?

Ya da kanun önünde eşitliği sağlayacak bir uluslaşma ve hukuk birliği mi istiyorlardı?
Ya da şunu soralım: Almanya'da herhangi eb,rir türbanlı beşeri hukuka isyan edebiliyor muydu?
Türbanlı kadınlar bunların hiçbirini ne istiyor ne de onaylıyor.

Türbanlı kadınlar, kararları erkeklerin aldığı, hayatın şeriatla düzenlendiği, hukukun dindarlığa ve güce göre farklı uygulandığı - bir düzen arzuluyorlardı.

Kadının erkeğin tam anlamıyla oyunaağı edildiği din düzeni daha en başta türbanlı kadının talebi olarak haklılaştırılıyordu.

Dolayısıyla türbanı aslında hemen hepsi Türk düşmanı olan liberaller dışında kimse bir temel hak olarak görmüyordu ki aynı liberaller, ifade hürriyetinin bebek katillerince istismar edilmesini sağlamışlardı.
Türban en başta beşeri hukuka ve laik hayat tarzına sonra Türk ulusal egemenliğine karşı dincilerin v
e etnik ırkçı Kürt bölücülerinin ortak bayrağı haline getirildi.

Samimiyetsizliği, ikiyüzlülüğü, çıkarcılığı ve Türk düşmanlığıyla türban artık "inancı gereği" taktığını söyleyen insanlara beslenen iyi niyeti daha fazla sömürememelidir.

Türban sadece resmi dairelerde değil hayatın her alanında yasaklanmalıdır.
Çünkü yaşananlar göstermiştir ki türban asla ulusal egemenliğe, hukuk birliğine, kanun önünde eşitliğe saygıyla kullanılmamıştır ve kullanılmayacaktır.

Türban kelle kesen vahşilerle bebek katlietnik ırkçıların, altına saklandıkları bir fitne örtüsüdür. Türkiye'nin vahşi Arap ülkelerine dönmemesi için türban fitnesi biran önce yasaklanmalıdır.

22 Mart 2014 Cumartesi

Türban Fitnesi Ve İntihar Özgürlüğü Sapkınlığı


Nevruzu yazmak isterdim ama bugün  televizyonda haber seyretmeye yüreğim el vermedi.  Bir milletin kabile ırkçılığı ve terörü karşısındaki aczini seyretmek istemedim. Ama aklıma başka bir konu geldi: Türban.

Gerçi bu konuda çok konuşuldu ama en nihayetinde liberal haklar kuramının haklılığını savunan bir insan olarak türbanın dini emir olmak iddiasıyla temel haklarla ilişkilendirilmesinin yanlışlığını düşündüm.

Peki ama bunun bugünle ne ilgisi var? Bu popüler bir yazı konusu olabilir mi? Bilmiyorum. Ama şunu biliyorum: Bugün bizi etnik ırkçılık önünde aciz duruma düşüren şey, ülkede kendini Müslüman sayanların, dinlerinin, türban fitnesiyle sömürülmesine gösterdikleri rızadır.

Nur Suresi 31. Ayeti dışında başörtüsü veya türban denen eşya ile ilgili  hiçbir delil yok. Görünen bu. O delilin bile zayıflığı ortada. Kaldı ki  bir kadının saçlarının neden bir cinsel çekim unsuru olması gerektiğini hiç kimse bilmiyor. Hadis denen rivayet torbasından nass uydurmak  yobazlığı ile iş kotarılmaya çalışılıyor. Demek ki baş örtmenin Müslümanlığın gereği ile ilgisi ya yok ya da yok denecek kadar az!

İş dönüyor dolaşıyor “temel haklar” konusunda düğümleniyor. Neymiş efendim: “Biz böyle olduğuna inanıyoruz!” denerek, inancın akıl dışı ve tartışılmaz bir şey olduğu iddia ediliyor. “İnandığı gibi yaşamak” diye bir şey yok mu? Elbette var! Sorun şu: İnandığınız şekilde yaşarken aklı yok saydığınızda, davranışlarınızdaki aklî sorumluluktan kurtulmuyorsunuz! İnandığınız gibi yaşamak, sizi yapıp ettiklerinizin, akla dayanan hesabını vermek sorumluluğundan kurtarmıyor!

Temel haklar üzerinden “inancı yaşamayı” savunanlar, işte bu akıldan ve sorumluluktan bağımsızlığı arzuluyorlar. “Biz akılsızca inansak da kimse bunu tartışmamalı!” diyorlar aslında.

Peki  davranışların diğer insanları etkileyen sonuçlarını ne yapacağız? “İnandığı gibi yaşamak isteyenlerin” akıl dışı inançlarıyla bir iktidar mevkiinde, ülkeyi yönetmelerinin sonuçlarını nasıl yargılayacağız?

İnancı tamamen akıl dışı, tartışma dışı bir sahaya çektiğinizde; yaptıklarınızın akıl ve tartışma dışı kalacağını mı sanıyorsunuz? Eylemleri akıl ve tartışma dışı olan tek bir varlık vardır: Tanrı!

“Biz inandığımız gibi yaşamak istiyoruz, şeriata inanıyoruz ve onu yaşamak istiyoruz!” dediğinizde, şeriat rejiminin, sizin inanç hürriyetiniz altında korunarak tartışmadan uzak kalabileceğini mi sanıyorsunuz?
Türban, akıl dışılığın, yobazlığın, aklı ve akla dayanan haklar kuramının ilkelerini sömürerek kendi iktidarını kurmasının bir sembolüdür.

Türban, “haklar” söylemiyle şeriatın haklarımızı, aklımızı, özgürlüğümüzü yok etmesinin bir istismar aracıdır.
Türban veya başörtüsü dinin açık emri olmadığı, yoruma dayanan bir uydurma farz olduğu için açıkça bid’attir.
Ayrıca beşeri hukukun akla dayanan ilkelerini kullanarak akıl dışı bir inanç iktidarı yaratmanın vasıtası olduğu için de yalan ve fitneden başka bir şey değildir.

Türban, insan beynine, akıl yürütmenin araçları olan dilin ve mantığın girmesine engel olan bir   yobazlık miğferidir. Bu yüzdendir ki kendilerini modern Müslümanlar olarak gören türbanlı kadınların hiçbirine, neye niçin inandıklarını soramazsınız.
Peki hayat, mülkiyet ve hürriyet haklarını istismar ederek iktidarı elde edip  daha sonra kendilerini tartışılmaz inançlarının sözde temel haklar dokunulmazlığı ile koruyarak şeriat düzenini getirenlere karşı mesela “temel haklar” kuramının  en baştaki savunucuları olan liberal camia ne söylemiştir? Hiçbir şey!

Bugün gelinen nokta şudur: Geçmişte henüz tarafların eylemlerinin sonuçları ortaya çıkmadığından hüsn-ü zan ile oluşturulan “ başörtüsüne özgürlük” kanaati bugün anlamını yitirmiştir. Çünkü başörtüsünün veya türbanın, ona özgürlük sağlayan ulusal hukuk birliğine, ulusal egemenliğe, beşeri hukuka karşı düşmanlığın bir  aracı olduğu ortaya çıkmıştır.

Şurası kesindir ki türban artık özgürlük kapsamında ele alınamaz. O, iktidarın kendi yandaşlarına gösterdiği kayırmacılığın, muarızlarına karşı sınırsız öfkesinin ve vahşetinin, ulusa ve beşeri hukuka düşmanlığının sembolü ve işaretidir.

Bu yüzdendir ki artık  dini müşevvikli siyaset, Türkiye’de  ebediyen yasaklanmalıdır.  Türban, nasıl kendisini tartışmadan, akıldan münezzeh görebiliyorsa; biz de onun aklı, mantığı yok etmesini artık kesin şekilde engellemeliyiz.  Bir fitneye özgürlük tanımak, hayatımızı inkâr etmek demektir. Hayatı inkâr ise intihardır ve “intihar özgürlüğü” diye bir şey yoktur.