Ortadoğu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ortadoğu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Aralık 2024 Pazartesi

Suriye'de Taraf Olmak


Bizim Suriye ile ne ilgimiz var?

Biz Suriye ile iki açıdan ilgilenmeliyiz.

İlk olarak Suriye’nin bir Kürdistan’a kuluçkalık etme
mesi…

 

İkincisi Suriyeli Türkmenlerin refahı ve emniyeti.

Bunların dışında Suriye’de hangi rejimin sürdüğü ya da sürmesi gerektiği bizi kesinlikle ilgilendirmiyor, ilgilendirmemeli de…

 

Bütün yapmamız gereken, ülkeyi yöneten Arap çoğunluğunun ülkelerinin Kürdistan denen hayali/vekil bir toprakla parçalanmamasını sağlamak. Bu bizim için neden önemli? Çünkü ABD ve diğer develtler bölgedeki enerji kaynaklarına doğrudan müdahale edebilmek için bağımlı bir Kürt devleti yaratmak istiyor da ondan… Peki bu sözde devlet nasıl yaratılacak? Elbette Ortadoğu’nun dört ana ülkesi Kürtleri beslemek için bölünerek.

 

Bu yüzden aklımızı başımıza alarak Esad ile derhal iş birliğine giderek sözde Kürdistan kuluçkası olan Kuzey Suriye’deki Kürt silahlanmasını ortadan kaldırmalıyız. Bu, aslında Irak’ta da yapılmalıydı ama ne yazık ki biz bir Türk devleti olarak yaşamıyoruz.

 

Biz Suriye’deki oyuncuların arasında kendisine patron seçmesi gereken bir ulus değiliz. Biz Suriye’de siyasetin egemen tonunu belirlemesi gereken bağımsız bir ulusuz. Her şeyden önce ve önemli olarak anlamamız gereken, budur.

 

 

 

 

6 Temmuz 2021 Salı

Ortadoğu’nun Altındaki Nükleer Bomba: Kürt Bölücülüğü

 

Ortadoğu  Barışının Karşısındaki Gerçek Tehdit


Hayır… Ortadoğu sorunu sanıldığı gibi  İsrail Filistin çatışması falan değil. Çünkü Filistinliler çoktan bir kamp varoşu kabile devletçiliği rejimine alıştırıldılar. Karşılarında çok güçlü ve kendi düzenini dayatabilen ulusal bir devlet var: İsrail. Hamasa vs artık “kan dökücü Müslüman” karikatürlerinin birer figüründen öte değiller.


Son otuz yıldır Ortadoğu bambaşka bir hastalıkla enfekte. O hastalık da Kürt bölücülüğü. Amerikan  petrol zenginlerinin ve  ekâbir devlet adamlarının el birliğiyle palazlandırdıkları Kürt aşiretleri ve onların  kendilerinden daha hırçın katil çocuğu PKK  Ortadoğu’daki dört devleti gözler önünde acıka tehdit ediyor.

Artık sosyal medya hesaplarının en “vatanseverlerinde” bile Kuzey Irak kürt yığışmasına “Kürdistan” denmeye başladığı için okurları uyarmak istedim.

Kuzey Irak bir “Kürdistan” falan değil. Orası sahipli bir köpeğin zincirinden bağlandığı oyun sahası. Yemeğini, enerjisini veren yabancıları ısırmakta tereddüt etmeyen bu köpek tabiatlı güruh, Suriye gibi  gelişmemiş bir ülkeyi de bölmeyi aşardı.

Bazıları Kuzey Irak Kürt yığışmasının PKK’dan rahatsız olduğunu falan söyleyerek bu yığışmanın meşru bir özelliği olduğunu falan anlatmaya çalışıyor.

Kuzey Irak Kürt yığışması,  Ortadoğu’nun barışına ve huzuruna  yöneltilmiş tehditlerin neredeyse “nükleer” seviyede  yığıldığı  açık bir cephaneliktir.

Kuzey Irak Kürt yığışması, sözde bir bayrak ve  ucuz kalaşnikoflarla devlet ve ulus olunabileceğini sanan  Kürtçü ihanetinin kaynağıdır.

Kuzey Irak’ın Kürdistan olduğunu vs savunarak hiçbir Kürt’ün bize ısınmasını sağlayamayız. Bu aksine Kürt kökenli yurttaşlarımızda PKK’ya ve eli silahlı Kürtlere boyun eğdiğimiz, ülkemizin bölünmesine rıza gösterdiğimiz algısını uyandırır.

“ Bir Kürt kedisini bile teslim etmeyeceğini” söyleyen bir Kürt aşiret ağasıyla “dört devletten toprak talep eden” bir başka hadsiz Kürt aşiret ağasının “devlet” düzeyinde ciddiye alınması hiç kimseye huzur getiremez.

Bugün Kürt bölücülüğüne gösterilen en küçük bir hoşgörü yarın bize yeni silâhlı kalkışmalar, yeni Sur kalleşlikleri olarak geri dönecektir.

Ne yapmalı? Yapılacak şey basittir. Öncelikle Türkiye’de etnik siyaset ceza kanunlarıyla ve Anayasa hükümleriyle sonsuza dek yasaklanmalıdır.

Sonra Suriye ve Irak Arap yönetimleriyle anlaşarak bölgede eli silâhlı tek bir Kürt kalmayana kadar  Kürt bölücü terörüyle mücadele edilmelidir. İçinde Kürt kökenli yurttaşları olan devletlerin bu toplulukla ilişkileri kendi egemenlik sahasına terk edilmelidir. Ortadoğu’da Kürt silahlanmasının bölmeye çalıştığı dört ülke bu konuda derhal bir pakt kurmalıdır.

Silâhlı yapıları  dört ülkenin ortak operasyonlarıyla kesin ve kararlı biçimde  yok edilecek Kürt ihanetinin içerideki siyaset ayakları da derhal cezalandırılmalı, parti yöneticileri hapsedilmeli, ikinci derece yandaşlar vatandaşlıktan çıkarılmalı sınır dışı edilmeli  veya suçlarının derecesine göre “kısıtlanmış vatandaş” olarak kaydedilmelidir.

Bütün bunlar yapılmaksızın bir sözde Kürt devletinin oluşumuna izin verilirse ne olur?

Kürt terörü daha da azar ve İsrail’den çok daha tehlikeli bir biçimde bütün ulusal yapıları yok etmeğe yönelir.

O  yüzden Ortadoğu’yu temelinden yıkmaya  kurulmuş silâhlı Kürt ihanetinin sonsuza dek susturulması, Ortadoğu’da barışın ve huzurun tek çaresidir.

 

 

 

 

 

2 Kasım 2017 Perşembe

Ortadoğu’da Silahlandırılmış Kürt Tehdidi Ve Bulanık Savaş Konsepti


Bugüne kadar Ortadoğu sorunu hep  bir İsrail-Filistin sorunu olarak ele alındı.

Olayın tarihçesi içinde, gerek popüler Amerikan sinemacılığında gerekse Amerikan diplomasisinde sorun, temel olarak “terörist Arap” olarak karikatürleştirildi.

Camp David toplantısıyla bu imge eskidi ve ciddi anlamda yıprandı.  Artık Ortadoğu eskisi kadar içine kapanık bir yer değildi. Teknoloji gelişmiş, ülkeler daha tanınır hale gelmiş ve daha da önemlisi yeni petrol yataklarının denetimi konusundaki ihtiyaç daha da büyümüştü.

Sorun ABD’nin arzuladığı petrol yataklarının SSCB güdümündeki Arap diktatörlüklerinin elinde olmasıydı.

İşte bu noktada Kürtler “duvardaki çatlak” olarak yeniden keşfedildiler. Ortadoğu’da Amerika’nın kontrolü dışındaki yönetimleri “adam edecek” silahlı güç Kürtlerdi.

Ortadoğu’daki en büyük sorun Türkiye idi. Çünkü bürokrasinin içine doğrudan yerleştirilmiş ajanlarına rağmen ABD,  Atatürk’ün mirasını bir türlü aşamıyordu. Ve fakat ülke  içinde, bir rivayete göre Çin eliyle bölerek kontrol ettiği işbirlikçi sol militanlarını ve  solun tarihi enternasyonalizm sapkınlığını kullanarak ülkede aslı esası olmayan bir Kürt efsanesi yarattı.

Kürtlerin kullanışlı hırçınlar olduğunu, SSCB de düşünüyordu. Nitekim Barzani ailesi açık bir Rus piyonu olmayı, Molla Mustafa Barzani’nin Moskova’da misafir edilmesinden sonra kabul etmiş görünüyordu.

Nitekim ‘70’lerin başında  Mesut Barzani’nin İsrailli istihbarat yetkilileriyle çekilmiş bir fotoğrafı, bu kullanışlı hırçınların sadece ABD’nin ve SSCB’nin ilgisini çekmediğini de gösteriyordu.

Türkiye’de Kürtçülüğün solcu olmanın gereği sayıldığı bilinen bir gerçek. Kürt etnik terörünün tırmandığı son  on beş yılda ise solda, Türk olmanın  yaşamsal önemine dair bir basiret gelişmeğe başladı.

Bu gelişimde “devrim” kelimesi artık “eline silah alan her köy ahalisinin adam öldürerek kendi kaderini tayin edebilmesi” veya “Eline silah alan herkesin kendi komününü kurabilmesi” hayalinden yavaş yavaş Atatürk inkılaplarının akılcı dönüşümcülüğüne doğru evrildi.  Ama bu ayrı bir tartışma konusu.

Bizi ilgilendiren nokta Kürt silahlanmasının Ortadoğu’daki yaygın vatana ihanetinde izlenen temel  yöntem.

Türkiye’de Kürt etnik bölücülüğü yıllardır bir “kirli” savaş söylemi kullanır. Bu söylem, Türk Ordusu’nun, bölücü Kürt ihanetine karşı sözüm ona  “gayrı nizami” bir savaş yöntemi benimsediğine işaret eder. Kürt etnik bölücülüğüne göre Türkiye’de bir iç savaş yaşanmaktadır ve Türk Ordusu bu iç savaşta “centilmenlik” göstermemektedir.

Suriye’nin, Türkiye’nin şeriatrçı politikalarının da işbirliğiyle zaafa uğramasının ardından bölücü Kürt silahlanması, anında Suriye’de de , saha önce zayıflatılmış Irak’ta olduğu gibi palazlandırıldı. İran Kürt  bölücülüğüne karşı nispeten sert davranmasından dolayı belki orada bu güçlenme yaşanmadı.

Ve fakat  silâhlandırılmış Kürt etnik ihaneti, başta Türkiye olmak üzere  Ortadoğu’da derhal algı sapmasına yol açan   bir çatışma stratejisi benimsedi ki buna “Bulanık Savaş Konsepti” diyebiliriz.

Bulanık Savaş Konsepti iki öğeye dayanıyordu. Bunlar “bulanık özne” ve “bulanık hukuk” idi.
Bunlardan birincisi olan “bulanık özne”,  karşınızda resmen muhatap alarak savaşacağınız bir özne olmaması durumuydu. Eğer karşınızda “resmi bir düşman” olduğunu kabul ederseniz, kendi ülkenizde bir iç savaş olduğunu da resmen kabullenmeniz gerekiyordu. Böylece kendi elinizle “haklılığı ulular arası ilişkilerde araştırılabilecek” bir resmi düşman edinmiş oluyordunuz.

“Bulanık hukuk” ise “bulanık öznenin” hukuki durumundaki belirsizliğin sömürülmesi anlamına geliyordu. Silâhlı Kürt hainleri ve onların silâhsız  işbirlikçileri, taabi oldukları vatandaşlıkların hukuksal bağlamını alabildiğine istismar ediyorlardı. Eline silâh alıp asker, öğretmen, çocuk öldüren hainler, “vatandaşlık” bağı sayesinde usul hukukuyla korunmaları gerektiğini iddia edebiliyorlardı. Öte yandan Türk hukukunun yargı  kararlarına “düşman  ülke  söylemiyle karşı çıkıyorlardı. Bulanık hukuk, vatandaşlık “hakkı”  ile yargısal sorumluluk arasındaki bağın koparılmasına dayanıyordu. Buna “ silah kullanmayı bir siyaset biçimi olarak” kabul eden bir kısım sol hukukçular da doğrudan ve dolaylı olarak destek verdiler.

Bulanık savaş konsepti veya stratejisi , Kürt etnik silahlanmasına ve ihanetine, gerektiğinde başka bayraklar altında çatışabilmek imkânı da sağladı. Bu hile , büyük bir  ülkenin resmi  düşman sayılmasının tehlikesinden dolayı  herkesi caydırırken  Kürtlerde de büyük devletlerin, su ve petrol coğrafyasındaki, kayırılan küçük kardeşleri oldukları izlenimini uyandırdı.

Bulanık savaş konsepti, yurt içinde hukuksal belirsizlik ve yurt dışında da diplomatik açmazlar yaratarak egemen ulusların egemenliklerinin yıpratılmasını hedefliyor. Bu sayede Kürtler ucuz bir “ulusal bağımsızlık” savaşı verebileceklerini düşünüyorlar.

Bugün artık Ortadoğu’nun temel problemi Kürt silâhlanması ve onun bulanık savaş konseptidir. Bu konsepte karşı bölge ülkeleri, derhal  bir güvenlik işbirliği anlaşmasına giderek Kürt silâhlanmasını, “ulusal güvenlik” konseptiyle derhal ortadan kaldırmalıdır. Sonrasında Kürt kökenli yurttaşların bölücü siyaset yapmalarının ve her türlü silahlanmasının önüne kalıcı biçimde geçilmelidir.

Ulusal egemenliklerin bulanık savaşla yıpratılmasına derhal son verilmezse Ortadoğu’da patlamağa hazır bir Kürdistan her an ortaya çıkabilir.



4 Haziran 2016 Cumartesi

Kürtlerin Cehennem Özleminin Adı: “Kürdistan”


Hayallerine sınır tanımayan bebek katillerinin haritası

Türkiye’de dinci çılgınlık ve cehaletin, her şeyi yerle bir etmesine  izin verilir de bir Kürdistan kurulacak olur ise neler olur?

Amaç basittir. Ortadoğu’da Suudi krallığı kadar pahalıya patlamayan bir petrol sömürgesi kurulmak istenmektedir. Kürtlere koklatılan bağımsızlık ve özürlük masallarının hiçbir önemi ve anlamı yoktur.

Hiç kimse Kuzey Irak’taki Kürt yığışmasının  neye benzediğini tartışmıyor. Oysa  Amerikan güdümündeki bu sömürgecikte bile içten içe bir kaynama var.

Öncelikle şu bilinmeli. Irak Kürtleri Barzan aşiretinden ibaret değil. Çok yakın zamana kadar Talabani’nin devlet başkanı olmak tavizi  verilmeseydi, Irak Kürtlerinin iki büyük aşireti arasında korkunç bir kıyım büyüyebilirdi. Buna karşılık Barzan aşireti tarafından baskılanan, devlet yönetiminde asla söz sahbi olamayacak Kürt  aşiretlerinin ne fırsatlar kolladığını da bilemiyoruz.

Ortadoğu Kürtleştiriliyor. Kürdistan pahasına bölgede Türk, Arap ve Fars kimliklerinin sınırlanmasına veya silinmesine çalışılıyor.

Peki ama Kürtler uysal ve kanaatkâr petrol bekçileri olacaklar mı?

Şahsen hiç sanmıyorum. Bu, sömürgeciliğe isyan edecekleri anlamına gelmiyor elbette. Kürtlerin, menfaat  güdülü toplumsal yaşayışlarında, kendilerine menfaat sağlayan herhangi bir güçlü devlete taabi olmak dışında bir düzen telâkkileri yok. Türk topraklarından geçerlerken bağımsızlık aşığı Kürtlerin, “Serok Obama !” diye bağırmaları bunun en belirgin deliliydi.

Kürdistan sanılan coğrafyada, Kürtlerin yerel ulusal kültürlerle etkileşimleri ve toplumsal yerleri, çok farklı. Irak’ta ancak amelelik yapmalarına izin verilmiş, Suriye’de pasaport dahi alamamış Kürtler,  Türk devletinde, toplumsal hayatın içinde kabullenilmişlerdir. Dolayısıyla muhtemel bir Kürdistan durumunda, daha en başta toplumsal düzenin belirlenmesi konusunda  “Kürdistan’ın  hangi parçasının” belirleyici olacağı sorunu ortaya çıkacaktır. Kuvvetle muhtemeldir ki Kürtler nüfus yoğunluklarına göre kendi bölgelerinde egemenlik iddiasında bulunacaklardır. Çünkü kürt toplumsal yapısı herhangi bir “Büyük Kürdistan’a”  liderlik edecek kapasitede herhangi bir  insana sahip değildir. Bu aşamada Apo denen bebek katilinden  medet umanlar için  onun kafasındaki Stalinist ve seküler  sosyalist Kürdistan’da yaşamaya kaç aşiretin rıza göstereceği meçhuldür.

Şu unutulmamalıdır ki , doğu ve güneydoğunun Türkiye’de ayrılması halinde bu güne kadar bölgeye para akışını sağlayan bütün devlet  teşebbüsleri bir anda yok olacaktır. Muhtemelen Kürdistan coşkusu içindeki ahali ilk gülerde üstünde Türk Bayrağı gördükleri her yeri tahrip edecektir.

Bölgede asfalt dahi dökülemeyecek ve aşiretler kendi aralarında bu güne kadar gizledikleri bütün  kan davalarını ve nefreti ortaya dökeceklerdir. Şu bilinmelidir ki Kürdistan hayali hiçbir Kürt aşireti için bağlayıcı bir “ideal” falan değildir. Bunun en basit göstergesi “Kürt belediyesi” sayılan belediyelerle menfaat çatışması yaşayan aşiretlerdir.

Bir de bu denkleme Suud ailesine debdebeli bir hayat sürme imkânı sağlayan petrol üzerinde söz sahibi olmak konusunu getirdiğinizde, ortada ne demokrasi ne tahammül ne de vatanseverlik kalacaktır. Suudi bayağılığının dünyada yaşayabilmesi, bir avuç aile ferdinin bu serveti sımsıkı tutmasından ve batı bankerlerinin bu görgüsüz mudilerine dağladığı itibardandır.

Herhangi bir Kürt devletinin, Suud refahına ulaşması da mümkün olamayacaktır.

Kürt toplumsal yapısı, ulusal bir devletin tesis edeceği medeni kurumları kurabilmekten çok uzak. Ulus olmayı, birbirlerini kendiliğinden ve doğal olarak  tanımaktan ibaret sanan ulusaltı  toplumların, sözde bir bürokrasi kurabilmeleri elbette mümkün. Sorun, Kürt bireyinde “büyük bir devlet olmanın” tarihi bilincinin olmaması dahası bu bilincin artık yaratılamayacak olması. Kürtler birbirlerini görünüşlerinden tanıyan sürüler veya kabileler gibi elleri silahlı adamların koruduğu bir takım arazileri ele geçirebilirler ama bunun ötesine geçmeleri mümkün değil.

Bunun böyle olmasının kime ne zararı olacağı sorulabilir ama Kürtler şunu bilmelidirler ki vatan  aşkına dağlarda bebeklerinin  ardından aşı için koşan Türk sağlık görevlilerinin idealizmini kedni sağlık görevlilerinde bulamayacaklar. Muhtemelen doktorun veya hemşirenin hangi aşiretten olduğu hatta hangi ülkeden olduğu ( Suriye, Irak vs..)  konuları gündeme gelecek ve sağlık hizmetlerinde ciddi aksamalar yaşanacaktır. Keza meselâ herhangi bir Kürt devletinde Kırmaçç’anın mı Soranca’nın mı resmi dil olması gerektiği de bir kavga sebebi olacaktır, çünkü bu  doğrudan bir egemenlik sorunudur.


Türk devletinde, Kürtler karşılarında “kurumları” ve kuralları bulmakta. Oysa herhangi bir Kürt devletinde, hiç kimse  kurum ve kural tanımayacak. Kürt toplumsal yapısı, toplumsal hayatı derinden etkileyecek bürokratik ve geleneksel  ve ayrıntılı kurumlar oluşturamayacak kadar zayıf. Kürdistan, bağımsızlığın anlamını bilmeyen, onunla ne yapacağını bilmeyen, ulus  olayı artık idrak etmesi de mümkün olmayan bir topluluk için ancak sömürgecilerin güttüğü bir dehşet dengesinden başka bir siyaset üretemeyecektir ki Kürtler için bunun “cehennemden” başka bir anlamı olamaz.

9 Ağustos 2014 Cumartesi

Ortadoğu Neye Benzer?


Başbakan “Ortadoğuyu bataklığa benzetmek ırkçılıktır!” dedi.


Yani Ortadoğu aslında ideal ve  huzurlu bir yer ayrıca burada insanlar ayrımcılık yapmaksızın, huzur içinde  bir “kimliksizlik hümanizmi cennetinde” yaşıyor.

Ortadoğu denen yeri belirleyen iki şey var: Birincisi uluslaşabilmiş toplumlarla uluslaşamamış toplumların kimlik çatışmaları…

Bunun yanında, dinin toplumsal hayat ve devletle ilişkilerinin derecesi.

Bataklık, şüphesiz ekosistem için gerekli bir oluşumdur.

Buna mukabil insan hayatı için uygun bir ortam değildir. Bataklık bina yapımına uygun sağlam bir zemin içermeyen bir yerdir. Ayrıca insan sağlığına zararlı pek çok canlıyı barındırır.

Dolayısıyla bize sağlam bir zemin veremeyen, içine girdiğimizde  bizi ölüme götürecek bir  yerdir.
 
Peki Ortadoğu bu açıdan bir bataklığa  benziyor mu, benzemiyor mu?

Oluşumları ne kadar yapay olsa da bellibir ulusal çoğunluğa göre oluşmuş, “Arap devletlerinin” bu ulusal yapısına karşın başta Kürt etnisitesi olmak üzere uluslaşamamış toplulukların  yapay isyanlarının yarattığı kaos, bölgedeki bütün ülkelerin sağlığını tehdit ediyor.

Dinin ideolojileştirilmesi, ayrı bir etnisite kaynağı olarak görülmesiyle; Müslümanlar bir de dine dayanarak bölünüyor. Dinle devlet ve toplum ilişkileri anormal şekilde iç içe geçiriliyor. Bunun sonunda ulusal devletlerin sağladığı hukuk birliği ve emniyet tekeli ortadan kalkıyor.

Yukarıdaki iki sebepten dolayı Ortadoğu, yaşamak için emniyetsiz, kaypak ve hastalıklı bir coğrafya haline geliyor.

Ortadoğu mevcut iktidar partisinin ideolojimsi bağnazlığı ve onun Arap kökenleri ile  Ortadoğu’da  yerleşik bir bataklık ortamı oluşturuyor. Bunun ayrımcılıkla ya da ırkçılıkla bir ilgisi yok. Bu, düşmanlıkların bilenmesiyle yaratılan toplumsal bölünmelerin güvensizliğinin ve  kirliliğinin yerleşmesi demek, hepsi bu.

 Bir de üstad ne diyor ona bakalım.