İslâm’ın ne kadar mükemmel bir
din olduğunu söyleyip duruyoruz. “İslâm’ın
hiçinde hiçbir kötülük, İslâm’ın dışında hiçbir iyilik yoktur…” denir meselâ...
Gerçekten böyle mi artık ciddi
şekilde düşünmemiz gerekiyor bana kalırsa.
Çünkü dünyaya bir kanser gibi yayılan İslâmcı vahşet,
kendisini doğrudan doğruya Kur’an ile meşrulaştırıyor. Kur’an o kadar
tartışmasız bir kaynak ki hiç kimseyi, içindekilerin yorumlanış şekline göre
ikna etmek mümkün olmuyor. İslâm’ın Kur’an’a göre anlaşılması gerektiğini söylediğinizde
karşınıza meselâ derhal kâfirlerin öldürülmesi gereği ile ilgili lâfzı kuşku
götürmez şekilde açık ayetler çıkarılıyor.
“ Ayetlerin cımbızlanmaması gerektiğine”
dair savunmanın artık hiçbir iler tutar yanı kalmamış görünüyor. Çünkü ayetler,
artık ateistler veya müşrikler
tarafından cımbızlanmıyor, bizzat kelleş kesici Müslüman katiller tarafından
cımbızlanıyor. İşin kötüsü şu ki bu yöntem başta bizim ülkemizdeki Araplaşmış dinciler
olmak üzere dünyanın geri kalanındaki uluslaşamamış Müslüman topluluklar ve Arap
Müslümanlar arasında, şiddetin en şehvetli meşrulaştırıcısı olarak
kullanılıyor.
Bu şunu gösteriyor ki iyilik ve
kötülük dinin kendisinden kaynaklanmıyor. Hiçbir din tek başına iyiliği tesis
etmeye yetmiyor, adaleti meydana
getiremiyor. Din ancak insanlar ondan ne almak ve ne anlamak isterse o oluyor.
Bir başka önemli nokta da şu ki
dinin insanlar tarafından ortak anlaşılması diye bir şey söz konusu değil.
Çünkü dinin anlaşılmasında dinci
rejimlerde asla bireysel bir eşitlik söz konusu olmuyor. Dinci rejimler, dini,
sizden iyi bilenlere itaat ederek yaşamanız gereken rejimler.
Şurası artık kesin ve değişmez
bir gerçek olarak ortaya çıkıyor. İslâm büyük kitleler tarafından siyasi bir
ideoloji, kurucu bir rejim, bir tür
anayasa olarak algılanmaya başlamıştır ki bu algılayış dünyanın en mükemmel
dinini bile bir kan ve vahşet rejimine dönüştürmeye yeterlidir. Çünkü insanlar,
neyin haklı olduğuna kendileri
adına din otoritelerinin karar verdiği
yerde adam öldürmekten de ırza tecavüzden de kaçınmayacaktır ve kaçınmamaktadır
da.
Din şüphesiz var olacaktır. Sorun
onun, tıpkı diğer kurumlar gibi yerini
ve sınırlarını belirlemek olacaktır. Dinin sınırlanmasını ilâhî kaynaklı olduğu için geçersiz görenler
olacaktır. Buradaki sorun onun kaynağı değildir. Buradaki sorun dinin insanlar tarafından anlaşılmasındaki kaçınılmazlıktır.
Aklı
ve idraki sınırlı bir yaratık olarak insanın özünde mükemmel olduğu
iddia edilen bir sistemi mükemmelen anlayabilmesi mümkün değildir.
Kaldı ki din diye bildiğimiz
ilkelerin, kuralların Allah’tan bizim bildiğimiz şekliyle gelip gelmediği de
artık tekrar düşünülmeli. İçinde hiçbir kötülük
olmadığı söylenen dinin “içinde kalanların” yaptıkları kötülükleri neye
dayandırdıkları dürüstçe ortaya
konmadıkça Müslümanlar ancak dünyada uygarlığı ve hayatı gitgide daha fazla
tehdit eden kelle kesiciler olmaktan öteye gidemeyecekler gibi…

