8 Eylül 2011 Perşembe
İnsan Eylemi
20 Ağustos 2011 Cumartesi
İnci Sokağı
Trevenian’ı (Rodney William Whitaker)“Şibumi” ile tanıyanlar için bambaşka bir kitaptır, “İnci Sokağı”.
Bu açıdan roman, yer yer sınıfsal çözümlemelere giriyor gibi görünse de insanın karar alan ve irade sahibi bir canlı olduğunu unutturtmayan gene de çarpıcı sayılabilecek bölüm sonlarıyla dogmatik Marksist doktrine dirsek çeviriyor. İnsanın sınıfın kurmalı oyuncağı olmadığını, hayallerinin peşinden koşmak ve içinde bulunduğu anı güzelleştirmek için mücadele ettiğini ve emeğinin asla karşılıksız kalmadığını göstererek bulutlu göğün üstündeki maviliği bize hatırlatıyor.12 Ağustos 2011 Cuma
Ölü Ruhlar Ormanı: Grangé’den Beklenmeyen Bir Hayal Kırıklığı
Grangé gerçekten iyi çalışan, romanlarında sayısız bilgi de sunan, kurguyu ince ince işleyen bir yazardır.4 Ağustos 2011 Perşembe
Koloni
Bazen sadece kitap eleştirisi yapmak istiyorum. Memleketin ahvaline endişelenip durmakla bir yere varılmıyor. Halbuki hemen hemen her kitap kafamda belli bir imge lekesi bırakıp gidiyor. “Hemen hemen” diyorum, çünkü bazılarını unutmak için hızla hafızamın çöplüğüne yolluyorum.2 Temmuz 2011 Cumartesi
Şeytanın Labirenti
2 Ağustos 2009 Pazar
Zar Adam
Psikiyatristlerin roman yazmasını ilginç bulanlar çok herhalde… Bir Irwin Yalom çılgınlığı söz konusu olduğuna göre…
Bu yazarların yazarlıkları hakkında hep önyargılı oldum.
Çünkü hastalarının mahremiyetini teşhir etme dürtüsü ile vaka dosyalarını roman diye bize yutturmaya kalkmaları gerçekten berbat bir zavallılık…
“Biz doktoruz hem beste yapar, hem resim yapar, hem hasta bakar hem roman yazarız! Entelektüellerin Tanrısıyız!” tarzı o bildik doktor egosunun acemiceden de öte bir dışavurumu.
“Dışavurum” kelimesi de aslında sadece resmiyet ve nezaket kaygısıyla kullanıldı. Çünkü yarısına gelmeden bıraktığım ve midemi bulandıran “Zar Adam” bir kusmuktan farksız.
“Mesleğine inancını yitirmiş doktor” merkezi etrafında dönen anlatının tek ilginç yanı da bu.
Hayatın bir “anlamsızlık” olduğunu keşfederek aydınlanan doktorumuz elindeki zarlara göre yaşıyor.
Bunun okuyucuda bir heyecan ve gerilim yaratacağı düşünülmüş herhalde. Bir sonraki adımda o herkesten üstün, her şeyi bilen, bütün mesleklerin üstündeki adamın bile kendisini nasıl akıntıya bıraktığına bakarak dehşete düşeceğimiz sanılmış herhalde?
“İyi ve kötü yoktur, yalnızca dürtüler vardır!” tarzındaki salakça ve Freudyen bir nihilizmle durmadan kendi sıkıntılarını bize de bulaştırmaya çalışıyor yazar. Sanırım ciddi bir tatminsizlik içinde…, Kendi camiasına göre meslek üstü sayılan mesleğine rağmen kaldıramadığı bir aşağılık kompleksine bizi ortak etmeye uğraşıyor.
Bir doktorun size aklınızın, iradenizin, kısacası ahlâkınızın olmadığını söylemesi aslında düpedüz sapıklık ve ihanet… Bu, insan varoluşuna açık bir saygısızlık.
“Çok satan” sınıfında bu tip bayağılıklar epey tutuluyor gibi görünüyor.
İçinde ciddi bir gerilim bulacağımı sanarak almıştım. Beş para etmez, fotokopi olarak bile okumanızı tavsiye etmem.
Bu arada psikiyatrların ne yazdıklarını da öğrenmiş olduk Irwin Yalom’un da neden okunmaması gerektiğini anladık.
1 Ağustos 2009 Cumartesi
Atlas Vazgeçti

İnsanı tavizsiz şekilde ortaya koyar Ayn Rand.
İnsanı akıcı, omurgasız ve bulanık bir primat olarak göstermeye çalışan modern alaycı nihilizme adamakıllı bir başkaldırıdır.
İnsan varoluşunun, amaç, değer ve ahlâkla kopmaz ilişkisini muhteşem bir şekilde ortaya koyar. Ahlâkın, uyulması imkânsız bir teorik lüks olmadığını çarpıcı şekilde gösterir.
Bu açıdan “Atlas Vazgeçti” gayet kapsamlı bir felsefe kitabıdır.
Hayatın ciddi ve değerli bir şey olduğunu hatırlatır bize.
Amaçlılık ve hak etmek onun temel fikridir. Amaçsız zevkten ve hak edilmemiş lüksten nefret eder.
Bu açıdan zevkin belki de en akılcı ve etik müdafaasını yapar.
Atlas Vazgeçti’yi, yayınlandığı 2003’ten beri altı defa okumuşum, yani yılda bir kere.
Çünkü ne zaman okusam bana ümit vermiştir. Aklımın, ne idüğü belirsiz bir kolektif akıl havuzunda çalkalanan bir yosun olmadığını bana öğretmiştir. Kafamdaki ideale göre yaratmanın önemini göstermiştir.
Düşünmekten asla vazgeçmemek gerektiğini öğretmiştir.
Tercih etmek cesaretinin bir lüks değil, her şeyden önce ahlâkî bir gereklilik olduğunu anlatmıştır.
Tercihler, bizi farklı sonuçlara götürüyorsa bu bize iki şeyi anlatır:
Tercih etmemek durumu da bir tercihtir ama sonuçlardan kaçınamayız.
Farklı sonuçlardan bahsetmemiz her şeyin farklılığının bir delilidir.
Meselâ sözde quantumu kullanarak, şeylerin farklılığını çürütmeye çalışan felsefelerin, Marksizmin diyalektik bulanıklığıyla beraber sebep olacakları etik yıkımı en güzel şekilde “Atlas Vazgeçti”yi okuyarak görebilirsiniz.

İnsanın durumlarını, onun kararları dışında bir başka etkene atfettiğinizde ortada ne ahlâk kalır ne de var oluş. Çünkü bu ikisi insan için alında aynı şeylerdir.
Kendi kuralları olan ve ancak Marx tarafından anlaşılabilen bu kurallar ile insanı yöneten bir tarih ile insana hiçbir yer vermeyen Tanrı anlayışlarını yerden yere vurur. Her ikisinin ortak noktasında, somut olarak ortaya çıkan sözde bir kollektivitenin zorbalığını gayet akıcı, doğal bir öykülemeyle ortaya koyar.
“Ben kim oluyorum ki bileyim?” diyen insanın aslında” Ben kim oluyorum ki yaşayayım!” dediğini bize en çıplak ve çarpıcı şekilde anlatır.
“Atlas Vazgeçti” muhafazakâr insanlarımızı sırf batı karşıtı olmakla yakaladığını düşünen ama batı rölativizminin kötü kopyası olan Marksist kökenli basit yerli felsefi romanlardan çok daha derin ve gerçek bir felsefî romandır.
Romanın idealizmi, bizi felsefi sahada ne kadar göz kamaştırıcı ise, tasvirlerde de bir o kadar amatörcedir aslında… Bütün kahramanlar yakışıklı, güzel ve Yunan heykelleri gibidir. Aslına bakılırsa, bilinçli ve karakterli insanların yüzlerine bu durumun yansıdığı bir hakikattir. Ama bunun aynı zamanda fizikî bir durum olması, kötülerin istisnasız birer Quasimodo olması bizi gülümsetir. Gene de bu, romanın akıcılığını ve çarpıcılığını bozmaz. Kötülüğün ete, kemiğe büründürülmesidir bu.
“Atlas Vazgeçti” Marksizmin belirsizlikler sarmalındaki sayısız terimden biri olan “üretici gücün” aslında ne olduğunu net bir şekilde gösterir. O ne tarih tarafından yönlendirilen amele birlikleri ne de toplumdur. O, belli bir amaca yönelmiş hür insan aklından başka bir şey değildir. Ve akılla zorbalık asla bir arada bulunamaz.
İnsan olmanın romantik bir imkânsızlık olduğuna ısrarla inandırılmaya çalışıldığınız günümüzde, size var oluşunuzun önemini anlatacak, size karamsarlığın, ümitsizliğin ve kötülüğün mutlak olmadığını anlatacak enfes bir kitaptır “Atlas Vazgeçti”!

