şiddet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiddet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Temmuz 2019 Cuma

Gerçek Benim Neyime?



George Berkeley ile ilgili görsel sonucuGeorge Berkeley’nin “İnsan Bilgisinin İlkeleri Üzerine” adlı kitabını dün bitirdim.

Hacimce küçük, içerikçe ağır bir kitap, hem de bayağı ağır bir kitap.

Berkeley idealist bir filozof sayılmakla birlikte aynı zamanda geleneksel idealizme ciddi eleştiriler getiriyor.

George Berkeley kitapları ile ilgili görsel sonucuKitap tanıtımı yapacak değilim. Ama Matrix’te Neo’nun “ Matrix’te ölürsek gerçek hayatta da ölür müyüz?” sorusuna Morpheus’un verdiği “ Bilinç öldüğünde yaşayamazsın.” Cevabı baba Berkeley’nin kitabının özünü yansıtıyor gibi geldi.

Berkeley “ İdeaların varlıkları, algılanmalarından ibarettir.” Önermesi tam da bu sorunun cevabını oluşturuyor.

Bunlar sizin bir işinize yarar mı? Bilmiyorum.

Dün ayrıca Fallout 4 oynamağa başladım ve sanırım daha fazla oynamayacağım. Tuhaf gelecek ama oyun atmosferi bana çok üzücü geldi.

Şimdi bazılarınız, “ İnsan  bir bilgisayar oyununu bu kadar ciddiye alıp da ona üzülür mü?”  diye  sorabilir. Bilmiyorum… Ama şunu görüyorum ki okuduğumuz, seyrettiğimiz her şey ama her şey, beynimizde bir takım izler bırakıyor.
fallout 4 ile ilgili görsel sonucu 
Buradan aklıma şu geldi: “O halde Türk insanının her gün seyrettiği Kürt feodalitesi dizileri, şiddet-servet melezi gecekondu  dizileri vs. onun idrakinde nelere yol açıyor?”

Bir silah ortaya çıkıyor ve bütün sözler o anda siliniveriyor. Herkes kendi adaletini kendisi sağlıyor. Konuşmanın bir anlamı kalmıyor. Tuhaf başörtülü Kürt hanımağaları,  kirli sakallı, pahalı takımlı hanzolar idolleştiriliyor ve meselâ doğuda,  düğünlerde, dizilerden fırlamış gibi duran bir alay kabadayı gençle halaya duruveriyorsunuz.

Dizlerde algıladığı şeyin gerçekliğini yaşayan bir yabancılar sürüsünde Matrix’ten bahsetmek de gülünç…

4 Kasım 2014 Salı

Subliminal Kürt Delikanlılarının Harman Olduğu Ekran!


Tweitter’da epeyce bir yazdım ama dayanılacak gibi değil…
Dizilere bakıyorum, en sevilenleri, eli tabancalı feodalite artıklarının cinsel fantezileri ve çocukça şiddet özentileri üzerine kurulu vıcık vıcık ajitasyon metinleri… “Höt!” dediğin yerde silâhına sarılan, facia Türkçeli bir sürü Kürt “babayiğidi” âleme, ahlâk ve cesaret dersi veriyor, iyi mi?

Bu da bize “mertlik” diye pazarlanıyor!

Komşusunun  ineği yüzünden kan davası başlatan kültür, 20. YY’ın efsanevi icadında, baş köşeye çörekleniyor aga!

Edward Murrows’un hayatıyla ilgili “İyi Geceler, İyi Şanslar” adlı filmde Murows, televizyonun salt bir eğlencelik olmaması gerektiğine dair tarihi bir konuşma yapıyordu.

Şüphesiz eğlenmek çalışıp didinen yorgun insanın en büyük hakkı.

İyi de aklı fikri abisinin dul karısına sarkıp “emanet” diyerek yatağa atmak olan,  altındaki en lüks arabalara rağmen hayattan sürekli şikâyetçi olan, elinin erdiği her yeri yakıp yıkmak için mazeret arayıp duran, şiddet ve şehvet düşkünü kompleksli  Kürt kabadayılarının tiplemeleriyle eğlenmek nasıl oluyor? Bir eli çükünde diğeri tetikte bekleyen mağara adamı kıvamındaki tiplerin sürekli, tükürür gibi Türkçe konuşmalarından nasıl bir eğlence devşirilebilir?

Ne iş yaptıklarını anlayamadığımız, bazısı  bütün öküzlüğü ile karmaşık holdingler yönetebilen, bir kısmın kaçakçılığı bile mertçe “hazmettirilen” tipler bunlar.

Televizyonda seyrettiğimiz tiplerin gerçekleri, zaten sokakları savaş alanına çevirmiyor mu? Serap’ı yakan uşaklar o tiplerin özenti  bebeleri değil mi? O halde burada eğlence falan yok. Burada açık  ve fevkalâde berbat bir tüccarlık var. O da kafamızda ucuz yollu bir Kürt hayranlığı ve daha kötüsü korkusu yaratmak çabası.


“Sen de iyice ırkçı oldun!” denebilir de bu adamların Kürtlükleri gözümüze her isimleriyle sokuluyor! Karılarının, bacılarının adları hep Kürtçe!  Yani artık Kürtlerin şiddet düşkünü insanlar oldukları imajı, eğlence sektörünün en  popüler ürünleriyle zaten hepimize kabul ettiriliyor. Eğlence sektörü Kürt dalkavukluğuyla kendince süreç vs oluşturmaya çalışıyor olabilir ama bilinçaltına yolladığı  mesajlar hiç de o kadar sevimli değil.

30 Eylül 2013 Pazartesi

Dinci Ahlâkı Tersten Okumak

Ak Parti iktidarında iktisadi büyüme oldu mu olmadı mı belli değil.

Ama fuhuşta %220 ve tecavüzlerde de neredeyse o kadar artış olduğuna dair her gün  istatistikler okuyoruz.

Şu anda Türkiye’de kadınların %70’e yakınının başörtülü/türbanlı olduğunu da yaklaşık olarak biliyoruz.

Türban, erkeği kadından ayırmanın, namuslu olduğunu göstermenin bir aracı olarak kullanılıyor ülkemizde.

O halde nasıl oluyor da cinsel suçlarda bu kadar artış meydana geliyor?

Bunun sebebi siyasal İslâmcılığın “ahlâk”  diye benimsediği şeyin, cahiliye dönemi  erkek merkezli, ilkel otoriter  Arap toplumsal  düzeni olmasıdır.

Ne hikmetse İslâm’dan sonra da Arap toplumunda kadının değersizliği hiç değişmeden sürmüştür. Cahiliye döneminin kadına yönelik vahşeti, ne idüğü belirsiz “ Kadının dininin ve aklının eksikliği”  hurafesinin  İslâmiyet’e sokuşturulmasıyla  gayet güzel devam ettirilmiş.

Bugün “İslâm” diye uğruna  kelle kesilen inancın “ahlâk” dediği şey bundan ibarettir.
Bir de bu tutumun, “kadının değerinden” kaynaklanıyormuş havasıyla savunulması “modern muhafazakârların”  tadına doyamadıkları en lezzetli yalan…

Araplar kadınlarını açıkça mal gibi görüyor. Arap kültürüne özenen küçük topluluklarda kadın çocuk olup olmadığına alınıp satılan kullanılan bir mal…

Ama hiçbir Müslüman toplum, bunu, kendi sapkın Arapçı   cinsel bağımlılık kültürüyle ilişkilendirmiyor. Adı Müslüman olan, içinde Türkiye’nin de bulunduğu  geri kalmış bütün ülkeler, istisnasız  kendi sapıklığını İslâmla açıklamaya çalışan erkek sürülerinin egemenliğinde…

Ülkemizde çocuk tecavüzlerine gösterilen müsamaha korkutucu boyutlara varmış durumda. Üzerine elbise alınırken  çocuk olduğu için fikri sorulmayan kızların ve hatta erkeklerin cinsel münasebette “rızalarının olduğu” saçmalığının,  yargıda  kabul edilmesi tam bir facia!

Bunun yanı sıra ülkemizde yabancı turist kadınların uğradığı cinsel şiddetteki artış da ilginç ve düşündürücü. Ama daha ilginci, sosyal medyada bu  kadınların uğradığı şiddetin onların “namussuzluğu” ila açıklanmaya çalışılması. “ O kıyafetlerle  gelirse başına gelenlere razı olmalıydı” türünden  sayısız twit okumanız mümkün
Bu sapkınlığın temel kabulü, dinci erkeklerin, kendilerini, peşinen birer tecavüz makinesi olarak görmeleri… Onlar, ellerine geçen her fırsatta kadını iğfal etmeyi kendilerine hak sayan ve bir de bunu utanmadan savunabilen insan müsveddeleri.

İşin kötü yanı bu durumu dinci kadınların da kabul etmeleri. Kendilerini  erkek cinselliğinin oyuncağı olarak görmeyi hele bir de  gösterişli yandaş medyada açıkça savununca modernleştiklerini sanıyorlar.
Yani dinci tayfa, cinselliğin erkeğin  tatmininden başka bir işe yaramayan, erkek merkezli  bir iş olduğunu düşünüyor.

Dolayısıyla erkek, istediği ve uygun olan her zamanda  istediği şekilde kadına sahip olabiliyor. Bunu dine göre normal sayan dinciler, Suriye’de dinci teröristlerin insanların karılarını tekbirle gasp edebilmesine hiç şaşmış görünmüyor. Muta nikâhı gibi alçaklıkları, beylerin zevki için  seks kölesi ithal etmek fikirlerini, kocalarına arkadaşlarını ikram etmek fantezilerini bile dinin içine sığdırabiliyorlar.

Türkiye,  şu anda cinsel tatminsizlik yaşayan bir seçmen kitlesinin, sapkın ahlâkî paranoyası ile biçimlendiriliyor.

Türkiye fiilen lâiklikten vazgeçerek aile bağlarının, medeniyetin, nezaketin ve cinsel emniyetin önündeki  son kalkanı da kaybetti. Şimdi nezaketten yoksun, güçlüye itaati dindarlık sanan,  cinsel anlamda aç bir kitlenin keyfî idaresinde Afganistanlaşmaya doğru dolu dizgin gidiyor.