Türkiye’de hemen hemen herkes
okuyup yazabiliyor ama Türkiye’nin ciddi bir okuryazarlık sorunu var.
Okur yazarlık, toplumun her
kesiminde karşımıza çıkıyor.
Okur yazarlık, yazılı metinleri
ve görsel simgeleri ayırt edebilmekten ibaret sanılıyor.
Buna rağmen toplumda yaygın
nezaket, duygudaşlık ve yardımlaşma eksikliği yaygınlaştığı zannedilen bilginin
aslında son derece yüzeysel kaldığını gösteriyor.
Herkes, öğrenim gördüğü konuda yeterli
derinlikte meslekî bir yeterliliğe sahip görünüyor.
Buna karşılık meslek edinmiş okur
yazarların toplumsal ilişkilerine ve genel kültür seviyelerine baktığımızda
şaşırıp kalıyoruz.
Çünkü öğrenimin en üst basamağından
bile mezun olan okur yazarlarımızda, mesleklerinin ve derecelerinin dışındaki
konulara dair meşru ve adeta gerekli sayılan yaygın bir ilgisizlikle ve
bilgisizlikle karşılaşıyoruz.
Elbette elimizde bir istatistik
yok ama akademisyenler dahil toplumun yüksek öğrenim görmüş kesimlerinde en son
hangi kitabı okuduğunu ya da bu günlerde okuduğu kitabın adını verebilecek
hemen hiç kimse bulamıyoruz. Lisans mezunları iş-güç meşgalesinden bahsederken
akademisyenler arasında “yayın yapmak” ve “makale okumak” en sık arkasına
saklanılan mazeretler. Elbette bu mazeretlere “profesyonel okuma” mazereti de
eklendiğinde, okum yelpazesinin daraldıkça daraldığını da görebiliyoruz.
Tamam da bunlardan ne anlamamız
gerekiyor?
Önce ülkemizde kitap okumanın
ancak yasak savmak veya görev duygusuyla yapılan bir iş olduğunu anlıyoruz. Türkiye’nin
en entelektüel kesimi olan akademisyenler dahi ancak kendi profesyonel
alanlarında “gerekli olduğu kadarıyla” okumayı yeterli görüyor.
Türkiye’nin okuryazarları için
zevk ya ya da genel kültür elde etmek için kitap okumak
diye bir şey yok. Çünkü okumak ülkemizde “okumak” ancak maddi bir getiriş varsa
anlamlı. “Bugün için”, “hemen şimdi” elde edilecek şeyleri elde edebilmek
dışında hiçbir hedefi olmayan insan yığınlarında medeniyeti yaratan bilgiyi ve
görgüyü biriktirmek çok çok zor…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder