Başörtüsü olgusuna dar bir açıdan bakarsanız
tüm daireyi göremezsiniz. Salt dini çekinceler ve cinsellik(Birçok din de
kapanmanın dayanak noktasıdır; dindar Yahudi kadınlar, rahibeler hatta tek
tanrılı olmayan dinler de ki rahibeler bile başörtülüdür) ile açıklamak ya da
siyasi iradeye yaranma olarak yorumlamak yeterli değildir. Bu nedenle biraz
eskiye dönmek faydalı olacaktır.
Ömer Lütfü Akad, ünlü üçlemesi Gelin, Düğün ve Diyet’te sözü edilen olguyu eni konu işler..Köyden
şehre göç eden ilk birkaç nesil ata erkil aile düzenlerini muhafaza etti.
Ağırlaşan koşullar kadınların da çalışmasını zorunlu kıldı. Eğitimsiz ve meslek
sahibi olmayan kadınlar temizlikçilik, şanslı olanlar işçi olarak iş buldu( Hoş
günümüzde de bu düzen değişmiş sayılmaz.). Yanlarında çalıştıkları şehirli ve
varlıklı kadınlara öykünen ancak kendilerini daha alt bir sınıfa ait gören
farklı bir kadın profili ortaya çıktı.
Bu kadın
profili; atadan gördükleri üzere saçlarının
beyazına kına yakan, kınalı ya da bakımsız saçlarını örtü ile kapatan, kına ile
ellerini kalitesiz deterjanın zararlarından korumaya çalışan, eprimiş ya da
demode kıyafetlerini pardesü ile gizleyen, üstelik kentte yaşayan köylü kadın
itelemesinden kurtulamamıştı ki 80 askeri darbesi geldi. Toplum katı bir laik, laik karşıtı ayrımına maruz bırakıldı. Zavallı kadınlar üstüne bir de dinci
damgası yedi, dışlandı. Kamusal alanlara başörtüsü ile giremedi, Elhamdülillah
herkes Müslüman değimliydi, dinci de ne demekti? Yasağa olana ilgi Adem ile
Havva’nın yasak meyveyi yemesine kadar gider. Tüm toplum yavaş ama derinden bir
dönüşüm ile günümüze kadar getirildi. O zaman ve hali hazırda esasen sosyo
ekonomik ve kültürel çekincelerle takılan başörtüsü, dini ve siyasi bir sembol
oluverdi.
AKP
iktidarı ile birlikte ilk kez bir başbakanın eşinin başının kapalı
olabileceğini öğrendi, Türkiye… Varoşlardaki kadınlar ilk kez kendilerini gördüler
başbakanın yanında yürürken, önceleri ürkek davrandılar, zamanla
normalleştiler. Cumhuriyetin en büyük kazanımı olan sınıfsız ve özgür toplumun bir parçası olduklarını gördüler. Sonra
hemen her kadın gibi modayı takip etmeye başladılar. Başörtülerine, bağlama
biçimlerine, kıyafetlerine özenir oldular. Ne var bunda, kara çarşafa inat gök
kuşağı gibi olsunlar, makyaj yapsın, güneş gözlüğü taksın kot pantolon
giysinler..,Üniversitede okusun, araba kullansın, dans etsin, Beyaz Show’a
katılsınlar…Burası Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu, “Türk Milletinin karakter
ve adetlerine en uygun olan idare” ile
yönetilen Türkiye Cumhuriyetidir.
