17 Ocak 2023 Salı

Allâme-i Cihan Yeni Faşizm

 

Yeni faşistin olası portresi



Şu yeni faşizm hakkında ne kadar konuşsak az.

 

Bir zamanlar  dinci-muhafazakâr eğilimlerin düzeltmeciliğinden şikâyet ederdim.  

 

Şimdi onun yerin bu yeni nesil saf akılcı faşizmi aldı.

 

Buna faşizm demek bir mübalâğa mı? Bence bu bir müblâğa sayılmaz. Çünkü  kendisine kıl kadar bile uymayanları yaftalamak,  suçlamak hatta ihbar etmek gibi kötü yönleri var.

 

Bu yeni saf akılcı faşizm, etik yargılama tekelini de üstüne alarak kendi aklıyla düşünen herkesi de peşinen silahsızlandırıyor.

 

Söz gelimi son zamanlarda, “Türkiye’de Türk var mı?” “Neden herkes Türk olmalı?”” Anayasada etnik vurgu olmalı mı?” gibi aslında basbayağı da saptırılmış, çarpıtılmış sorular tam da bu saf akılcı-saf ahlâkçı faşizmin eliyle yaygınlaştırılıyor.

 

Öyle ki Türk insanının kendi kimliğine, tarihine, kültürüne edilgen yaa da savunmacı bağlılığı bile doğrudan kötü örneklerle ilişkilendirilerek “ahlâksızlık” sayılabiliyor. Ya da askerimizi, polisimizi şehit edenleri savunana bir takım solcuların tavırları, onlara kötü davranmış bir takım devlet memurlarının “milliyetçiliği” ile aklanabiliyor.

 

Yeni dönem faşizmi, olguları, sözde her yerde geçerli akıl ve  ahlâk ilkeleriyle yargılamak gibi bir sapkınlıkla ortaya çıkıyor.

 

Öyle ki bir noktaya gelip baktığınızda Türk isminin kendisinin, adeta bir insanlık suçu halline geldiğini görüyorsunuz.

 

Bu saptırmacılık/ obskürantizm, aklın ve ahlâkın, Türk düşmanlığı eliyle sömürülmesinden suiistimalinden başka bir şey değil.

 

Çünkü Türk kimliğinin tarihi oluşumu, Türk soyunun varlığı, Türk ulus egemenliğinin var oluşu, diğer bütün uluslara benzer şekilde meşruiyet testinden bağımsız, gayet doğal “olgular”.

 

Yani? Diğer bütün uluslar nasıl kendilerine ait “vatan” denen bir toprak parçası edinmişlerse aynısı Türkler için de geçerli. Diğer uluslar nasıl kendi tarihlerine dayanan bir üstünlük duygusu geliştirmişlerse aynısı Türkler için de geçerli. Diğer uluslar nasıl dünyaya yalnız  kendi pencerelerinden bakıyorlarsa; aynısı Türkler için de geçerli.

 

Enternasyonalist, açıkça Türk düşmanı, akıl ve ahlâk sömürücüsü bir yeni faşizm, Türklerin uyanmağa ve etkili olmağa başladığı bir dönemde alabildiğine ahlâksızca üstümüze saldırıyor.

 


 

Sabrın Sonu Hikâyedir…


 


Bazen azıcık sabretmek lazım galiba…

 

Bu sabah pek erkenden berberime gittim. Benden başka kimse yoktu. Berberimle sohbet ederken bir müşteri geldi. “Amcanın sırasını alsam olur mu?” gibi bir soru sordu. Benden en fazla on yaş küçük adamın bana amca demesi beni güldürdü.

 

Adamın yolu uzunmuş, sıramı verdim,  açtım kitabımı okumaya  başladım. Neden sonra nereden çıktığını anlamadığım biri geldi, bir koltuğa oturdu. Berberim, onun da ensesini makineyle aldı.

 

İşin garip tarafı bu yeni gelen hiç kimseye bir şey sormadan geldi oturdu.

 

Sonradan öğrendim, adam imammış bunu hep yapıyormuş.

 

Bir imamın nezaketsizliği ve hak bilmezliği zaten iki kat can sıkıcıydı.

 

Adamın yaptığını fark ettiğimde, önce neden böyle olduğunu sormak istedim, sonra azıcık sabretmem gerektiğini düşündüm.

 

Berberim, bana olayı kendiliğinden açıkladı . Bu bana daha doğru geldi.

 

İşin iyi tarafı şu oldu: Memduh Şevket Esendal’ın hikâyelerini daha bir zevkle okudum. Aklıma eski Gölbaşı Sineması geldi.

 

İşte böyle…

14 Ocak 2023 Cumartesi

Kar Yağar Yolumuza

 



Geçen gün ilk kar yağdığında, yalındaki fırının kalfası, abanın çıkacağı yola kül döktü de  o sayede arabayı otoparktan çıkarabildim. Gün ışımamıştı,  sokaklar ıssızdı.

 

Sabah erken saatlerde zaten fırına gitmeyi çok severim. Taze ekmeklerin kokusuna bayılırım.

 

Sabah benim için o kadar uğraşan fırından boş çıkmak istemedim. Birkaç tane taze poğaça ve açma aldım.

 

Karanlığın içinde arabanın yüzüne karlar çarparken kaymamak için uğraşıyordum. Nihayet gün ışıdıktan bir müddet sonra hastaneye  vardım. Nöbetçi hemşirelere poğaçaları bıraktım, sevindiler. Nöbette yorulmuş insanlara  bir tazelik, bir dinçlik vermek de pek hoşuma gider.

 

O gün öğleden sonra eşimle telefonda konuştuğumda, bıraktığım poğaçalardan birini oradaki hastalardan birinin çocuğunun yediğini, çok sevdiğini söyledi.

 

O çocuğun sevinci her şeye değmez miydi? O iyi kalpli fırıncı kalfasının iyiliği, bir çocuğun sevinci olup filizlendi. Arada bir işe yaradığımda seviniyorum.

13 Ocak 2023 Cuma

Yazıp Çizerek Ne Yapılır Ki?

 


Neden yazmak, çizmek lazımdır ki?

 


İnsan yazmayınca, çizmeyince kendisini eksik gibi mi hisseder?

 

Belki de yazmak çizmek, gerçek bir iş yapmak gibi gelir insana. Gerçek işler aslında pek azdır. Ve belki de gerçek işler yapamayacak kadar tembel insanlar, ancak yazıp çizerler.

 

Yazıp çizip bir de cevapsız kalmak hali vardır ki işte o insanı boğar, ezer, umutsuz bırakır.

 

Geride iki satır bırakmadan ölüp giden nice insan vardır ama onlardan geriye pek çok şey kalır.

 

Yazıp çizmek belki de tembel insanın avuntusudur.  Kim bilir?

Yazıp çizmekle ekmek olur mu?

 

Olmaz herhalde… Duvarlara yazmak tembellerin avuntusudur zahir?

Kim bilir?

7 Ocak 2023 Cumartesi

Akşamüstlerinin Robin Williams Fotoğrafı

 



Çocukken hayatı aslında ne kadar da parlak yaşıyoruz.

 

“Büyüyünce” öyle olmadığını öğrenmemiz gerekiyor.

 

Aslında yanlış. Hem de bal gibi yanlış.

 

Büyüyünce “sorumluluklarımız” sebebiyle hayatın parlaklığını görmezden gelmemiz gerektiğini sanıyoruz.

 

Sanırım zamanla bu yapay yetişkinliğin farkına vardığımız için Robin Williams’ın filmlerini daha çok seviyoruz.

 

Çünkü, gülmek, kahkaha atmak ve hayatı gülerek kabullenmek, kahkahaların ışıltısından korkmamak onun filmlerinde rastladığımız ortak öğeler.

 

Şimdi tutup da onun filmlerini masaya yatırıp kesip biçsek onu anlar mıyız? Sanmam. Onun filmlerinden aklımızda bir fotoğraf kalacaktır.

 

O fotoğrafla akşamüstleri, (Neden akşamüstleri? Çünkü akşamüstleri güneş daha munistir. Gün boyu bizi sorumluluklarımıza iten o âmir ve tarafsız aydınlatma işinden vazgeçip artık herkese kendisinin de yorulduğunu anlatır da ondan. Akşamüstleri güneş artık kendisine baktığımızda gözlerimizi körleştirmeyen masalsı bir altın parlaklığına bürünür de ondan…) ışıl ışıl bakan, katıksız, riyasız bir sevinç görürüz.

2 Ocak 2023 Pazartesi

Bitirince Bitti Mi?

 



Ne zamandır yazmıyordum.

Tezi bitirdik, enstitüyle ilişiğimizi de kestik. Ne yalan söyleyeyim, hiçbir şeye devam etmek istemiyorum.

Kimi zaman yazmanın ne önemi var, merak ediyorum.

Sonra kendi kendime geride yazı bırakmanın önemli olduğunu söylüyorum.

Şunu belirtmeliyim… Doktora sayesinde pek çok şey öğrendim.

İşin en yakıcı yanı aslında ne çok şey bilmediğimi gördüm. Bu gerçekten ürkütücü bir şey. İnsan şu aşamadan sonra ders vermek konusunda çok daha tedbirli düşünüyor.

Sanki doktorayı yapmak, bitirmekten daha önemliymiş gibi görünüyor.

Yine de kalıcı ve gerçek bir değeri, düşe kalka, dişlerimizle ve tırnaklarımızla elde etmek güzel.

Fakat dediğim gibi…

Doktorayla bir sürü şey öğrenmeme rağmen, hakkında kesinlikle emin olduğum tek şey cehaletim oldu.

Dün Reşat Nuri’nin hikâyelerine başladım.

Boş ve işe yaramaz bir adamın, henüz içini bir türlü dolduramadığını bilmesi…

Boş işler, “olağan işler” bunlar…

Boş verin gitsin.