1 Nisan 2021 Perşembe
19 Mart 2021 Cuma
Türk Ulusal Egemenlik Beyannamesi
1- Türk
vardır. Türk’ün ırkıyla, diliyle,
tarihiyle, kültürüyle ve egemenliğiyle varlığı tartışılmaz ve bölünmezdir. Türk
varlığını tartışmaya açmak Türk vatandaşları için vatana ihanet, yabancılar
için düşmanlık demektir. Türk varlığını red veya inkâr etmek Türk vatandaşları
için doğrudan vatandaşlığın reddi ve vatandaşlık haklarından mahrum edilmek anlamına
gelir. Türk vatandaşlığının gereklerini
red veya inkâr eden kimse bu beyanından dolayı hiçbir mahkeme kararına gerek kalmaksızın o anda
vatandaşlıktan ayrılmış sayılır.
2- Türk
egemenliği Türk varlığının bir mütemmim cüzüdür. Türk egemenliği, Türk Milleti’nin
kendi vatanında, ırkıyla, diliyle,
vatanıyla, tarihiyle saptanmış, dokunulamaz, devredilemez ve vazgeçilemez belirleyicilik hakkıdır. Türk Milleti
egemenlik hakkının tartışılmasına, reddine ve inkârına karşı silahlı direniş de dahil olmak üzere her vasıtayla karşı koymak hakkını saklı tutar.
Türk Milleti’nin egemenlik hakkının
herhangi bir Türk vatandaşı tarafından reddi veya inkârı doğrudan
doğruya vatana ihanet sayılır ve vatandaşlık haklarından mahrum edilme
sebebidir. Türk egemenliğinin yabancılar tarafından reddi veya inkârı ise
doğrudan savaş sebebidir.
3- Türk
Milleti’nin egemenliği ancak Türk Milleti’nin
, vatanı ve devletiyle bölünmez bütünlüğünü kabul eden Türk vatandaşlarınca paylaşılır ve
kullanılır. Türk vatandaşlığının şartlarını kabul etmeyen ve taşımayan hiç
kimsenin Türk egemenliğini kullanarak Türk Milleti’nin mukadderatı hakkında konuşmak ve egemenlik
organlarını kullanmak hakkı yoktur. Bundan dolayıdır ki Türk varlığı ve Türk
millî egemenliği demokrasi de dahil olmak üzere hiçbir siyasal rejimle veya
ideolojiyle ortadan kaldırılamaz. Türk Milleti’nin egemenliğinin tartışılmaz
unsurlarını yasama, yürütme veya yargı kararları ile ortadan kaldırmaya kalkmak
doğrudan doğruya vatana ihanettir. Hiçbir demokratik yolla Türk Milleti’nin
varlığının, ayrılmaz unsurlarıyla birlikte tartışmaya açılması, tahrip edilmesi kabul
edilemez. Bundan dolayı Türk Milleti’nin varlığını, egemenlik hakkı ve
bütünleyici unsurları, Anayasa değişikliği de dahil olmak üzere hiçbir oylamayla
reddedilemez, inkâr edilemez ve değiştirilemez. Buna teşebbüs doğrudan doğruya
vatana ihanet veya düşmanlıktır. Bu unsurların reddine, inkârına veya ortadan
kaldırılmasına karşı Türk Milleti, silahlı direniş de dahil olmak üzere her
türlü savunma hakkını saklı tutar. Demokrasi Türk Milleti’ne bir intihar aracı olarak dayatılamaz ve
kullanılamaz.
4- Yukarıda
zikredilen maddeler Türk Milleti’ne, ölümsüz atası, ulu önderi , Türkiye
Cumhuriyeti’nin kurucusu aziz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hediyesidir. Bundan
dolayı, Türk Ulusal egemenliği, kurucu atası Atatürk’ün koyduğu ölçülerden,
ilkelerden ayrılamaz. Türk Milleti’nin
egemenlik hakkı, kurucu önderinin ilkelerinin, ölçülerinin ve düşüncelerinin
reddi, inkârı veya tahribatı için kötüye kullanılamaz. Atatürk’ün hatırası,
Türk Ulusal egemenliğinin doğrudan temeli ve dayanağıdır. Atatürk’ün adının,
resmi belgelerden silinmesi, suretinin resmi temsillerden, işaretlemelerden,
madalyalardan, nişanlardan kaldırılması doğrudan veya dolayı olarak Türk Milleti’ne düşmanlık
göstermektir. Hiçbir sandık sonucu veya demokratik çoğunluk Atatürk’ün hatırasına, ilkelerine ve simgelerine
saygısızlık etmek için yetki kullanamaz.
5- Bu
beyanname, Türk Milleti’nin bütün geçici hükümetlerden, siyasi erklerden,
iktidarlardan ve çoğunluklardan ayrı ve üstün belirleyicilik hakkını ifade
eder. Hiçbir geçici yasama ürünü bu beyannamede bahsedilen ulusal varlık ve
egemenlik unsurlarından üstün değildir. Türk Milleti’nin her ferdi, atalarının, kanlarıyla kurulmuş
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin vatanı ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü,
gerekirse son ferdinin son damla kanına kadar savunacağını beyan ve kabul eder.
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!
15 Mart 2021 Pazartesi
Ben Kaygılanmayayım Kim Kaygılansın?
Şimdi birine sorsam:" Bana ne abi? Yöneticiler düşünsün!" der.
Haklı, değil mi?İyi de " Bana ne?" demeye kimin hakkı vardır?
Böyle söylemeye ancak yöneticilerinin vatansever ve milliyetçi olduğu bir ülkenin vatandaşlarının hakkı vardır.
" Ben Tük değilim ki varlığım neden Türk varlığına armağan olsun?" ya da " AKP ile elhamdülillah Türk olmaktan kurtulduk!". "Ben Türk değilim, karım da Arap!" diyen insanların , milletin en mahrem mevkilerinin işgal ettiği bir devirde kaygılanmak bize düşüyor.
Atatürk'ün "Nutuk'taki" şu sözü ortada dururken vatanımın doğusunu ve güneydoğusunu Kürdistan diye adlandırıp üstelik Türk Milletinin kaderini şeriatçılıkla lekeleyecek insanların yaptıkları ve yapacakları kötülükleri ve giriştikleri ihaneti düşünmeden ve dahası bunlardan kaygılanmadan yaşayabilmek için herhalde adamakıllı köksüz ve vatansız olmak icap eder.
"
Efendiler, bu vesile ile muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki: Sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki cevher-i aslîyi, çok iyi tahlil etmek dikkatinden, bir an feragat etmesin!"
Türk vatanı, olası işgalcilerle işbirliğine can atan yabancılaşmış ve düşman ruhlu insanlarca işgal edilmiştir. Bunu anlamamak için ya bön, ya gafil ya da hain olmak lâzımdır.
TANRI TÜRK'Ü KORUSUN!
8 Mart 2021 Pazartesi
3 Mart 2021 Çarşamba
1 Mart 2021 Pazartesi
Suratım Çok Asık Özür Dilerim
Çocuklar suratımın çok asık
olduğundan şikâyetçi.
Bugün yolda yürürken nasıl
göründüğümü merak ettim. Muhtemelen çok sert, asık suratlı, geçimsiz biri gibi görünüyorum.
Peki nasıl neşeli olabilirim?
Burada “Mutluluk Görevi” diye bir yazı yazdım. Belki bazen insanın mutlu olmaya
gücü yetmiyor.
Hayat şartları neyse… Ama hiçbir Alman’ın,
Fransız’ın, İngiliz’in karşılaşmadığı bir ihanet rejimiyle hayatımızın her an
katarlı bir şeyhe, herhangi bir Kürt
ağasına ya da Amerikalı herhangi bir iş adamına satılması ihtimali kapımızda.
Çok mu uçuk geldi? Anayasa’nın il
dört maddesine düşmanca saldıran insanların koskoca bir ihanet kitlesi herhangi
bir Türk evlâdının kaderini kirletmek için ağzının suyunu akıtarak bekliyor.
Ben asık suratlıyım, tamam…
Ülkenin yüzü gülüyor mu?
Ulusumuz “Ben Türk değilim,
varlığım neden Türk varlığına armağan olsun?”, “AKP ile elhamdülillah Türk
olmaktan kurtulduk”, “Bizi şehrinize sokmazsanız kapınıza bir astsubay gelir,
başınız sağ olsun der”, “ Başkan Apo’nun
heykelini dikeceğiz, siz de buna alışacaksınız!”, “ Cizre Bodruma hiç de o
kadar uzak değil.” “ Biz her türlü milliyetçiliği ayaklarınım altına almış bir
partiyiz!” diyen insanların düşman kardeşler koalisyonuyla her gün taciz ediliyor, eziliyor.
Evet… Ben asık suratlıyım,
çocuklarımdan özür diliyorum.
25 Şubat 2021 Perşembe
Türkler Neyi Nasıl Anlasın?
Sosyal Bilimlerde Türkçe Bir
Bilgibilimi / Epistemoloji Oluşturmak Yaklaşımı
Türkçe bilgibilimi dediğimizde
yalnızca terim bilgisi/terminolojisi Türkçeleştirilmiş, Türkçeye çevrilmiş bir
bilgi disiplininden bahsetmiyoruz. Elbette bu, bilim camiamız için öncelikli
bir ihtiyaç.
Burada kast ettiğimiz şeyse
sosyal bilimlerde sahip olmamız gereken bakış açısı.
Özellikle sosyal bilimlerde,
akademiye egemen olan enternasyonalist
sol bilgi diktası ve bunun yanı sıra ona bir şekilde siyasi iktidar eliyle
eklemlendirilmiş enternasyonalist/ şeriatçı kadroların bakış açıları, tam
anlamıyla “sömürge aydını” bakış açısıdır.
O halde bu terimi açıklamalıyız. Kime “sömürge
aydını” denir? Sömürge aydını eski veya
mevcut bağlı/ sömürge ülkelerinde, sömürgecinin doğrudan eğitimiyle
yetiştirilen aydını ifade ettiği kadar
asıl, geniş anlamıyla “kendi ülkesinin ve ulusunun üstünlüğüne inanmaksızın”
kendisinden üstün saydığı bir makamının,
partinin, cemaatin yada ulusun bakış açısını benimsemiş,
yabancılaşmış okur yazar anlamına gelir.
Peki ama bu insan tipinin bizce
ne önemi vardır? Bizce önemi şudur: Sömürge aydınının egemen olduğu yerde ulusun yöneticilerinin hedefi, ulusun
bağımsızlığını korumak değildir. Peki ama ulusun bağımsızlığı ne demektir?
“Ulusun bağımsızlığı” demek,
ulusun, kendi hayatını ve kaderini yalnız ve ancak kendi iradesinin
koruyacağına duyduğu sarsılmaz inanç ve güvendir. Bir kere bu inanç ve güven
sarsılırsa devlet yönetiminin bütün biçimi derhal değişir. Yanılmıyorsam Kıbrısla ilgili olarak zamanın
cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e yapılması gerekeni soranlara “ Amerikalılara
sorarız, en doğrusunu onlar bilir..” dediği gazetelere yansımıştı. Görüldüğü
gibi neye nasıl baktığınız, doğrudan doğruya ve anında ulusunuzun yaşayışını değiştirebilir.
Kendisini Türk hissetmeyen, bunu da açık
açık söyleyen herhangi bir yetkilinin Kıbrıs gibi bir emanetin korunmasını, yabancı güçlerin aklına
havale etmesi, bağımsızlığın yitirilmesidir.
Demek ki sosyal bilimlerde
sömürge aydını olup olmamak, siyasi geleceğimizi,
kaderimizi kimin nasıl tasarruf ettiğiyle doğrudan ilgili.
Bu konuda ABD ve İngiltere “düşünce
kuruluşlarının milliliği” açısından çok çarpıcı örnekler.
Onlarda “think tankler” ulusal
menfaatler açısından bilgi üretiyor. Herhangi bir batılı için örneğin Türk, ancak
kendi tarihinde, kendi ulusuyla ilişkisi ölçüsünde önem taşıyan, hali hazırda
da kendi ulusunun çıkarlarına hizmet edeceği ölçüde önem taşıyan bir doğu
toplumundan başka bir şey değil.
Bizde ise üniversiteler, enstitüler
vs Türk tarihini yalanlamak, Türklük gururunu alçaltmak, Türk tarih bakışını
çarpıtmak, Türk çocuklarına bir aşağılık duygusu aşılamak için çalışıyorlar.
Bunu da sözüm ona objektif olan batılı bilgi üreticilerinin normlarına göre
yapıyorlar. Kabalık etmek istemem ama sahiplerinin sesini dinliyorlar. Çünkü
kendi başına yaşayabilecek Türk bireyleri olmayı havsalaları almıyor.
“Bir başkası gibi düşünmek” ancak
kendimizden zayıflara şefkat ve merhamet gösterirken anlamlıdır. Varlığımızı
kendilerine rakip veya düşman görenlerle duygudaşlık geliştiremeyiz,
geliştirmemeliyiz.
Bu yüzdendir ki neyin sorun olup
neyin olmadığını, hangi sorunun nasıl çözüleceğini düşünebilmemiz ancak dünyayı kendi
gözlerimizle görüp sorunları kendi
aklımızla çözmemizle mümkün. Ancak o zaman Türkçe-Türkçü bir bilgibilimi/epistemoloji
geliştirmiş oluruz. Ancak o zaman gerçekten bağımsız oluruz.
Türkçüler Ne Yapmalı?
Türkçüler Ne Yapmalı?
Şimdilerde Cemal TEMİZÖZ’ün “ Kuruluşu, İnfazları, Katliamlarıyla Siyasallaşan PKK Terörü” adlı kitabını soluksuz okuyorum.
Kitapta dikkatimi çeken şey elbette bebek katilleri sürüsü PKK’nın, cezaevlerinden, siyasi partilere ve hatta TBMM’ye kadar içimize nasıl sızabildiği.
Ama beni daha da üzen iki husus, bir kez daha içimi kanattı.
Bunlardan biri devletimizi yönetme yetkisine sahip olan insanların Türklükten ne kadar uzak ve hatta Türklüğe ne kadar düşman oldukların, gelişen süreçte gözlemek.
İkincisi ise kendisini “milliyetçi” olarak tanımlayan insanların bu süreçte ne kadar umursamaz ve gafil davrandıklarını görmek.
Atatürk’ün Efendiler, sırası gelmişken, aziz milletime şunu tavsiye ederim ki, bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki öz cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an geri kalmasın! Sözünün tam aksine Türklükle en ufak bir soy, akıl veya ruh ilişkisi olmayan insanların Türk Milleti’nin kaderini paramparça etmelerine sessiz kaldık.
Bunun yanı sıra özellikle Kürtçü ırkçılığın/bölücülüğün bilişsel yayılmasına ve işgaline sessiz kaldık.
Daha da kötüsü milli eğitimde çocuklarımıza kesin ve istisnasız bir milli benlik aşılamakta geri kaldık.
Bugün Türk çocuklarının aklına şeriatçılığı , Arap hayranlığını, Kürtçü bölücülüğü sokan yaygın sosyal medya ağına karşılık Türkçü bir cevap ne yazık ki hâlâ verilebilmiş değil.
Şunu unutmayalım ki bugün Kürtçü bölücü terör ve ihanet örgütlenmeleri cezaevlerinden siyasi partilere kadar her gün aralıksız bir propaganda faaliyeti yürütüyor. Bu faaliyetleri ile kendi amaçlarını bi “sorun” olarak bize kabul ettirmeye çalışıyor. Yaygın popülist muhafazakâr sağ siyaset ise oy kaybına uğramamak amacıyla bu yaygın propagandaya sessiz kalıyor. Neticede halkın kafası PKKlı bebek katili vatan hainlerinin fikirleriyle her gün yıkanıyor.
O halde ne yapmak gerekiyor?
Hiçbir şey bir anda gerçekleşmiyor. Bu yüzden yaygın bir milliyetçi bilinç oluşumu için her milliyetçinin kendi gücü nispetinde bir sosyal medya hesabından Türk Yurdu’nun varlığını, bölünmezliğini ve Türk egemenliğinin tartışılmazlığını duyurması gerekiyor.
Bu satırların yazıldığı dakikalarda dahi bebek katili terörist başı ve onun yandaşları, yardakçıları, katilleri, Türk Milleti’ni tahkir, onun egemenliğini tahrip etmek için yazmakla ve düşünmekle meşgulken kendisine “milliyetçi” diyen insanların özellikle bu insanların okur yazarlarının, Türk tarihi, Türk kültürü, Türk egemenliği, Türklük gurur ve şuuru hakkında yazmadan geçirdikleri her dakika, milletimizin hayatına mal oluyor.
O halde milliyetçiler daha doğrusu Türkçüler-ki bunu çünkü “milliyetçilik” terimi siyasal milliyetçilikçe o kadar sulandırılmış ve siyasetin vesayetine mahkûm edilmiştir ki Türk için mücadele etmek düşüncesi siyasi popülizmle şeriatçılığa dahi vardırılabilmiştir- bireysel sosyal medya hesaplarıyla, sanalağ günlükleriyle (blog) düzenli olarak Türk varlığı, Türk egemenliği, Türk Dünyası, Türk birliği, Turan gibi konularda yayın yapmalıdır. “Tek başıma ne yapabilirim ki?” diye düşünmek Oğuz’un oklarını kırılmaz bir birlikle toplayıp da Türkiye Cumhuriyeti’ni kurabilmiş Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün askerlerine yakışmaz!
Yalanın, propagandanın ve vicdani sömürünün cirit attığı şu bataklıkta sözlerimiz, vatan hainlerine ve düşmanlara karşı birer kurşun, aklımız, milletimize söylenen yalanlara karşı bir zırh, kalbimiz korku salmak isteyen hainlerin ölüm soğukluğuna karşı birer Ergenekon ateşi olmalıdır.
Bir can seğmenin, Rıfat Balaban'ın anısına:
24 Şubat 2021 Çarşamba
Ben Neredeyim Birader?
Hiç içinizde sebebini bilemediğiniz bir acı hissettiniz mi?
Geçmek bilmeyen bir sızı... Dinmek bilmeyen bir ağlamak arzusu.
Varlığınızın bir parçasını yitirmenin acısı...
Yerin ayaklarınızın altından kayıp gitmesi....
Merak ediyorum... Bu dünyada meselâ Türkçe okuyup yazmanın bedeli hakkında iki dakika bile düşünmemiş
adamların ne gibi bir ıstırapları olabilir?
Ayaklarının altında onlara bir yerçekimi sağlayan toprak parçasının değerinin nereden geldiğini anlayamayan değer yoksunu adamların ne tür bir "tutunamamak" hali olabilir?
Ağzıma geleni söylesem üslubumu bozarım değil mi?
İyi de terbiyemi bozmadan söylediklerimi de siz umursamıyorsunuz.
https://youtu.be/jXwgShqzVas
17 Şubat 2021 Çarşamba
Düşünmüyoruz Ve Yok Olmak Üzereyiz
Sorun şu: “Olmakla” “ Gibi olmak” arasındaki fark, gelişmişlikle geri kalmışlık arasındaki
farkı oluşturuyor.
Peki ama bunu saptamak o kadar kolay mı? Elbette bunun hemen
ortaya çıkan pek çok sonucu var.
Peki ama olmakla, gibi olmak arasındaki farkın gerçek kökeni
ne?
Bu köken “düşünmek” ile “ taklit etmek” arasındaki farkta
yatıyor.
Düşünmek,
“kavrayışlar için gereken materyallerin yani kavramların keşfedilmesi”,
“ var olanların yani olguların farkına varılması” “ilişki kurmak”, “bağlantı kurmak”, “bağlam
oluşturmak” gibi işlemlerin hepsinin bir arada yürütülmesi demek.
“Taklit etmekse” düşünüyor gibi yapmak düşünen insanların
sözlerini tekrarlayarak düşündüğünü sanmaktan ibaret.
Gelişmiş ülkelerde akademinin “bahşettiği” doktora,
“konusunda düşünebilen, kendi düşüncelerini meydana getirebilecek kadar yeterli
görülen insanlara verilen” bir unvan.
Geri kalmış ülkelerde ki buna Türkiye’yi rahatlıkla örnek
verebiliriz, doktora unvanı yalnızca “akademinin bahşettiği yeterlilik unvanı”
anlamındadır.
Gelişmiş ülkelerde alınan bir doktora insanın gerçekten
düşündüğünü yani işin felsefesini yaptığını onaylayan “philosophiae doctor”
unvanı ile onaylanırken geri kalmış ülkelerde -görünen o ki- belli bir zanaat sürecinden sonra alınan bir
tür ustalık belgesi olarak ortaya çıkıyor.
Peki ama bu o kadar önemli mi?
Bu o kadar önemli ki…
Çünkü düşünen insana değer verilmeyen ülkelerde “ düşünürmüş
gibi yapan insana” değer verilmeğe
başlanıyor. Bu durumda gerçek ve yürütücü
bir araçla oyuncak araba arasındaki farkın idrak edilememesi durumu
ortaya çıkıyor.
Bu durumda düşünen insanların ortaya koydukları gerçek
sorular ve gerçek çözümler çöpe giderken taklitçilerin kartondan bilimleri,
ulusun zamanını ve enerjisini israf ediyor.
Ne yazık ki hal böyle olunca elimizde “gerçek bilgiyi” ya da gerçek düşünceyi”
ayırt edebilecek bir ölçü de kalmıyor. Bu durumda, “otorite” kimse onun
dediğinin doğru olduğunu kabul etmek mecburiyeti hasıl oluyor.
Ve bunun sonucunda meselâ
etnik ırkçı terör “haklardan” bahsederken ülkedeki sayısız hukuk
fakültesindeki tek bir hukuk felsefesi doktorunun “ Terör örgütlerinin, etnik
ırkçılığın, örnek aldığımız modern hukuk devletlerindeki hukuk oluşturma
süreçleriyle meydana getirilen kavramlar hakkında konuşması doğru mu?” gibi
basit bir soruyu bile sormadığını, soramadığını görüyoruz.
Ya da Anayasa hakkında
ulu orta geliştirilen cahilce veya açıkça haince sözde düşüncelerin, bu düşünceleri, “Anayasa- ulusal varlık ve
egemenlik” ilişkisiyle incelemesi gereken Anayasa hukukçuları tarafından
cevaplandırılmadığı ya da
yanlışlan-a-madığı görülüyor.
Türkiye’nin bugün üzerinde yaşadığımız hukuk konforu
şartlarını, sözde federal bir Irak
haline geldikten sonra sürdürüp sürdüremeyeceği gibi basit bir mukayeseyi yapamıyor oluşumuz, var olmayı hak edip hak etmediğimiz konusunda
kokutucu bir örnek…
Sanırım biz var olmayı kendiliğinden olabilen bir şey
sanarak düşünmekten vazgeçiyoruz ve gönüllü bir yok oluşa doğru dolu dizgin
gidiyoruz.






