21 Şubat 2022 Pazartesi

Ne Yapmadan Yaşayamam?

 


Ne düşünüp ne konuşacağımı gene bilemiyorum.

 

Daha doğrusu şu devirde düşünüp konuşmanın herhangi bir manasının olup olmadığını düşünüyorum, merak ediyorum.

 

Çünkü insanların ne düşünüp ne istediğini anlayamıyorum. Peki bunu neden merak ediyorum?

 

Çünkü insanlar bir yandan düşünmeden yaşayıp düşünüyormuş gibi yaparak birbirlerini yargılıyorlar. Bugün  artık insanlar ahbaplıklarını ya menfaatlerine ya da sözde siyasi taraftarlıklarına göre kuruyorlar.

 

Nereden mi biliyoruz? Günlük sosyal medya kavgalarında  şahit olduğumuz bayağılıklardan…

 

Çok tatsız çok kuru bu yazdıklarım,  popüler , çekici falan da değil. Ama maksadım popüler bir yazar olmak değil.  Amacım, yazmadan yaşamamak…

 

Ama başka bir şey daha istiyorum ki bizimki gibi medeniyetsiz bir memlekette çok büyük bir hayal.

 

İnsanlarımızın düşünmeden yaşayamayacakları günlere ulaşmak.

 

10 Ocak 2022 Pazartesi

Türk Olarak Kazakistan’a Nasıl Bakmalıyız?

 


 


Herkes bir Amerikancı, Atlantikçi, hayalci, Turancı,  Türk İslam sentezci avında.

 

Kazakistan yorumlarında mutlaka bir Amerikan parmağı aramak neredeyse herkesin ortak meşgalesi. Dünyadaki renkli kalkışmalarda Amerikan parmağı olduğu doğru mu? Doğru. Coniler demokrasiyi askerlerinin cephane sandıklarının içinde götürür mü? Evet.

 

Peki abilerim, size bir şey soracağım.  Doğu Avrupa’ya, Afganistan’a, şimdilerde Suriye’ye “davet” üzerine  gelip postu serenler kim? Ruslar olmasın? Sosyalist kıyım makinesini kurduktan sonra bunu bir işgal yöntemi olarak benimseyenler kimdi? Ruslar olmasın?

 

Hayır burada “ Ama İvanlar da bunu yapıyor!” diyerek şimdilerde çok kullanılan “ Suii misalin suyunu çıkararak” conileri falan savunacak değilim.

 

Benim canımı sıkan şey şu:  Uluslar arasında sosyalist halüsinojenlerin çoğumuzda yarattığı sanrılardaki gibi bir “iyiler ve kötüler” kategorisi falan yok. Dünyada “kötü Amerika’yı  korkutan  kahraman sosyalist Ruslar / Çinliler” falan yok! Her ulus kendi menfaatini gözetiyor.

 

Komünist Çin’in, adı üstünde “Doğu Türkistan’ı” işgal etmeğe hakkının olup olmadığını sorgulamayan  abiler elbette ben bir Türkçü olarak vatan ne Türkiyedir Türklere ne Türkistan..” dediğimde bana “ Irkçı, şoven, Atlantikçi, işbirlikçi” vs diye ezberden saydıracak…

 

Kazakistan’ı karıştıranlardan biri coniler olabilir mi? Neden olmasın? Banu Avar’ın anılarında bunun ipuçlarını bulabiliyoruz. İyi de işler karıştıktan sonra ülkeye ilk girenler, kimin askerleriydi? Rus askerleriydi.

 

Bir ülkeye başka bir ülkenin askerlerinin davetle bile girmesi acaba egemenlik yetkisini sınırlamak, egemenlik yetkisinin sınırlı çiğnenmesi, patronaj dayatması anlamına gelmiyor mu? Meselâ Kazakistan’a Ruslar girince Amerika’ya tokat atıldı diye sevinen abilerimizin aklına nedense hiç “Kazakistan’da, bizim kardeşlerimizi Karabağ’da katleden  Ermeni katiller sürüsünün işi ne?” diye sormak gelmedi.

 

Kazakistan olaylarına uluslar mücadelesi açısından değil de ideolojik şartlanmalarla bakarsak odağımızı şaşırmak çok kolay. Peki odağımız ne olmalı? Odağımız “Türk egemenliği” olmalı. Bu odak, Kazakistan’ın   toprak bütünlüğünü, egemenlik hakkını Türkiye’den ayırmamak demektir.

 

Peki bununla ilgili ne yapılabilirdi? Rusya’ya , bölgenin jandarması olmadığı hatırlatılabilir, Kazakistanla tarihi  birliğimizden ve TDT’deki ortaklığımızdan  dolayı istikrarın sağlanmasında Türkiye’nin “ doğal” ve gönüllü bir sorumluluğu olduğu söylenebilir ve sembolik de olsa bir Türk askeri birliği Kazakistan’a gönderilebilirdi.

 

 Peki “ Ruslar mı daha cici, Çinliler mi daha babayiğit”   güzellemeleri yazan abilerin akıllarına bile gelse  ödlerini kopartacak bu  tavrın adı nedir?

 

  Bunun adı da Turancılıktır. Turancılık, Türk’ün Kamçatka’dan Adriyatik’e kadar  kendi toprağında etkin, egemen ve belirleyici olmasını savunmayı gerektirir. Bu da ancak Türk olmayanları, Türk ülkelerindeki işgalcileri korkutur. Demek ki artık azıcık Türk olmanın zamanı gelmiş de  geçiyor. Ne diyelim?

TANRI TÜRK’Ü KORUSUN!

 

 

8 Ocak 2022 Cumartesi

Türk Var Mı La Sahi?

 


Türkçülerin yeri yurdu yok! Tövbe! Aslında Türklerin yeri yurdu yok, bu memlekette!

 

Neden? Çok basit, kahve sohbeti tadında izah edeceğim aga!

 

Çünkü Türkiye’de siyasetin  amacı, hedefi Türk değil, Türkçe değil, Türkçü  hiç değil!

 

Tamam da dünyanın neresine baksan, siyasetin amacı, hedefi,  memleketin sahibi olan milletin refahı ve hürriyetidir. Yani dünyada “milliyetçi olmayan siyaset” diye bir şey göremezsin!

 

Bizde öyle mi? Maalesef hayır!

 

Bizde “merkez sağ” denen o koskoca “ Aman ha değiştirme aga!” muhafazakârlığının içinde de “ Her şey işçiler için aga!”  devrimciliğinin içinde de Türk’e rastlayamazsın!

 

Eee? Bundan bize ne değil mi?

 

Bundan bize şu: Yirminci yüzyılın başında başkaları senin deden için “Türkler  dünyadan kazınmalıdır!” “ Türkler insan değildir, hastalıktır!” falan deyip de Çanakkale’de senin dedenin üstüne topuk kopartan falan dahil bir sürü zehir, tuzak bilmem ne fırlatırken sana “Türk olduğun” için saldırıyordu.

 

Bugün de elin PKKlı  köpekleri ya da Arapçı yobazları sana aynı şekilde saldırıyor.

 

Güzel kardeşim! Sen zaten doğru dürüst konuşamadığın Türkçe dışında bir dil bilmiyorsun! Yani? Yani sen  kim olduğunu çok iyi bilmiyorsun, bilmeyince başkaları da bilmez nasılsa, ben kafamı kuma gömersem, başkaları beni görmez   diyerek Türk gördüğün her yerden bunu silmek istiyorsun ama kazın ayağı öyle değil!

 

Elin oğlu senin sapına kadar Türk olduğunu biliyor, bu y
üzden de  her Allah’ın günü “ Türk diye bir ırk yok!” “Elhamdülillah AKP ile Türk olmaktan kurtulduk!” falan diye seni aşağılıyor, dahası suçluyor!

 

Ha sen Türk olmadığını söylesen, “ Ekmek Kuran çarpsın Türk değilim!” diye bangır bangır bağırsan elin oğluna yaranabileceğini mi sanıyorsun? Yaranamayacaksın güzel kardeşim!

 

Ha ne olacak?  Elin  conisi ivanı bilmem nesi bir gün “  Türkiye Türklere bırakılamaz, Türkiye Türkiyelilerindir, Türkiye’yi gerçek sahiplerine geri vererek özgürlüğü, barışı ve demokrasiyi..” falan diyerek ülkene girer… Sen de “ Aman canım, nasıl olsa bir yerim ağrımadı…” diyerek lendini teselli edersin.

 

Ha tabi… Belki dünyanın geri kalanına  artık vizesiz gidip gelmeye başlayıp da belki kendini seçkin hissedersin de bayram ziyaretine nenengile giderken yolunu kesen  elin Porto Rikolu polisi sana çarşıda “ Speak our language!” diye tatava ettiğinde “ Burası neresi lan?” diye  kafana dank ederse, işte o kötü…

30 Aralık 2021 Perşembe

Ne Yazsam Okursun Sevgili Okur?

 


Ne zamandır bir blog yazmıyorum. Bunun iki sebebi var:

 

Birincisi inanılmaz tembelim, üşengecim.

 

İkincisi Youtube’da canlı yayın yapmak daha kolay oluyor.

 

Peki ne yazmak istiyorum?

 

Felsefesizliği ve cevapsızlığı. Hayır… Aslında okuryazarlar için felsefe paketleri gırla gidiyor. Herkes bir kurtuluş reçetesi yazıyor.  Fakat felsefi edebiyat yapılıyor mu? Hayır… maalesef hayır.

 

Çünkü edebiyat bir incelik işi, bir dolaylama  işi, bir çağrıştırma işi, bir sesleniş, seslendiriş işi.

 

Ve ne yazık ki heceleri yan yana getirip de “Beş dakikada quantum şifacılık” öğrenip “anı yaşamak” bilgeliğini ediniverebileceğini gören okur kitlesi için artık edebiyatın bir anlamı yok.

 

Olmazsa ne olur? Olmazsa şu olur: Artık hiç kimse “Sefiller” gibi bir şy yazamaz. Hiç kimse için “Tutunamayanlar’ın” bir önemi kalmaz.

 

Hal böyle olunca da dünyanın en iyi hikâyesini de yazsanız okur kitlesinin  gelişimci algı seçiciliği, onun edebiyata kör ediyor.

 

“Ben var akıl, mantık, quantum, sen olmak farkındalık…” tan daha düzgün bir cümle kuramayacak gurular yetiştirmekle meşgulüz.,,

 

Piyasa basılı kâğıtla dolu ama kâğıtları lekeleyen mürekkebin kaçta kaçı edebiyatı imliyor, o ayrı bir soru…

23 Aralık 2021 Perşembe

DualSense rahatlığı PC’de de kullanılıyor

 

PlayStation 5’in en büyük teknolojik yeniliklerinden biri olan DualSense’in tüm özellikleri PC platformunda da kullanılabiliyor. 

PlayStation 5’te deneyimledikten sonra tüm PC oyuncularının sorduğu, “DualSense PC’de çalışır mı?” sorusunun yanıtı: Evet… Sony PlayStation 5’in en güçlü yönlerinden biri olan DualSense, gelişmiş dokunsal geri bildirim ve uyarlanabilir tetik tuşları ile oyunseverlere çok farklı bir deneyim sunuyor. 
DualSense PC uyumluluğu da çok kolay bir şekilde sağlanıyor. Windows işletim sistemi yüklü bilgisayarlara USB aracılığıyla bağlanabilen DualSense kontrol cihazı ayrıca bluetooth üzerinden de hem mobil platformlarda hem de PC’ye kolayca kullanılabilir.
Steam oyun platformu, DualSense’in PC’ye bluetooth üzerinden hızlı bağlantı kurmasını sağlıyor. Steam istemcisinin yüklenmesinin ardından; (bilgisayarınızda bluetooth yoksa bluetooth adaptörü aracılıyla) ekranın sağ alt köşesindeki sistem tepsisini açıp, Bluetooth simgesine çift tıkladıktan sonra sırasıyla, “Bluetooth veya başka cihaz seçin” seçeneğini ardından “Bluetooth”a tıklayın. DualSense’in ışıkları mavi renkte yanana kadar PlayStation ve Share düğmelerine (PlayStation logolu tuş ile “\ | /” işaretli tuş) aynı anda basın. Kablosuz denetleyiciyi seçtiğinizde DualSense’i bilgisayarınızla eşleştirmiş olacaksınız.


DualSense’i kablolu ya da yukarıda anlattığımız gibi Bluetooth üzerinden bilgisayarınıza bağladıktan sonra Steam size yapılandırma imkanı da tanıyor.
Steam’de sırasıyla Ayarlar, Denetleyici, Genel Denetleyici Ayarları’nı seçtiğinizde karşınıza çıkacak olan büyük resimde PlayStation Yapılandırma Desteği kutusunu seçin.
Adımları doğru takip ettiğinizde, algılanan denetleyiciler listesinde PlayStation 5 Denetleyici: PlayStation 5 Denetleyici yazacaktır. Bu mesaj, DualSense’in bilgisayar ile eşleştiği ve Steam oyunlarının DualSense ile uyumlu bir şekilde çalışacağı anlamına gelir. 
Geniş ekran modunda, oyun içi menüsünü başlatmak için PlayStation düğmesine basarak DualSense’in ayarlarını da değiştirebilirsiniz.  

Üç farklı renk seçeneğiyle tüm oyun severlerin karşısına çıkan DualSense ile ilgili daha fazla bilgiye linkten ulaşabilirsiniz.

PC oyunları, DualSense ile daha keyifli
Sony PlayStation 5’in fark yaratan teknolojisi DualSense, eşsiz özellikleriyle PC platformunda da kullanılabiliyor.
Sony PlayStation 5’in en güçlü yönlerinden biri olan DualSense kontrol cihazı, gelişmiş dokunsal geri bildirim ve uyarlanabilir tetik tuşları ile oyunseverlere çok farklı bir deneyim sunuyor. “DualSense PC’de çalışır mı?” diye soran PC oyuncuları DualSense’i hızlı bir şekilde bilgisayarlarına bağlayabiliyor. Oyuncular Windows işletim sistemi yüklü bilgisayarlara DualSense’i USB aracılığıyla saniyeler içerisinde bağlayıp, oynayabiliyor. Ayrıca Dualsense tıpkı PS5’te olduğu gibi PC’de de kablosuz olarak kullanılabiliyor. Steam oyun platformu da DualSense’in PC’ye hızlı bağlantı kurmasını sağlıyor. 
Steam istemcisinin yüklenmesinin ardından; (bilgisayarınızda bluetooth yoksa bluetooth adaptörü aracılıyla) ekranın sağ alt köşesindeki sistem tepsisini açıp, Bluetooth simgesine çift tıkladıktan sonra sırasıyla, “Bluetooth veya başka cihaz seçin” seçeneğini ardından “Bluetooth”a tıklayın. DualSense’in ışıkları mavi renkte yanana kadar PlayStation ve Share düğmelerine (PlayStation logolu tuş ile “\ | /” işaretli tuş) aynı anda basın. Kablosuz Denetleyiciyi seçtiğinizde DualSense’i bilgisayarınızla eşleştirmiş olacaksınız.


  
DualSense’i kablolu ya da yukarıda anlattığımız gibi Bluetooth üzerinden bilgisayarınıza bağladıktan sonra Steam size yapılandırma imkanı da tanıyor.
Steam’de sırasıyla Ayarlar, Denetleyici, Genel Denetleyici Ayarları’nı seçtiğinizde karşınıza çıkacak olan büyük resimde PlayStation Yapılandırma Desteği kutusunu seçin.
Adımları doğru takip ettiğinizde, algılanan denetleyiciler listesinde PlayStation 5 Denetleyici: PlayStation 5 Denetleyici yazacaktır. Bu mesaj, DualSense’in bilgisayar ile eşleştiği ve Steam oyunlarının DualSense ile uyumlu bir şekilde çalışacağı anlamına gelir. 
Geniş ekran modunda, oyun içi menüsünü başlatmak için PlayStation düğmesine basarak DualSense’in ayarlarını da değiştirebilirsiniz.  

Birçok PC oyunu, üç farklı renk seçeneğiyle gelen DualSense’in dokunsal geri bildirim ve uyarlanabilir tetik özelliğini destekliyor. DualSense ile ilgili daha ayrıntılı bilgi linkte: https://www.playstation.com/tr-tr/accessories/dualsense-wireless-controller/



PC’de DualSense deneyimi bambaşka

PC oyuncuları, PlayStation 5’in fark yaratan teknolojisi DualSense ile gelişmiş dokunsal geri bildirim ve uyarlanabilir tetik tuşlarıyla keyifli bir oyun deneyimi yaşıyor. 
Üç farklı renk seçeneğiyle gelen DualSense, PC’de de çalışıyor. Dokunsal geri bildirim, uyarlanabilir tetik özelliği gibi eşsiz özelliklere sahip olan DualSense, hızlı bir şekilde bilgisayarlara bağlanabiliyor. Windows işletim sistemi yüklü bilgisayarlara USB aracılığıyla bağlanabilen DualSense kontrol cihazı ayrıca bluetooth üzerinden de hem mobil platformlarda hem de PC’ye kolayca kullanılabilir.Steam oyun platformu da DualSense’in PC’ye hızlı bağlantı kurmasını sağlıyor. 
Steam istemcisinin yüklenmesinin ardından; (bilgisayarınızda bluetooth yoksa bluetooth adaptörü aracılıyla) ekranın sağ alt köşesindeki sistem tepsisini açıp, Bluetooth simgesine çift tıkladıktan sonra sırasıyla, “Bluetooth veya başka cihaz seçin” seçeneğini ardından “Bluetooth”a tıklayın. DualSense’in ışıkları mavi renkte yanana kadar PlayStation ve Share düğmelerine (PlayStation logolu tuş ile “\ | /” işaretli tuş) aynı anda basın. Kablosuz Denetleyiciyi seçtiğinizde DualSense’i bilgisayarınızla eşleştirmiş olacaksınız.


  
DualSense’i kablolu ya da yukarıda anlattığımız gibi Bluetooth üzerinden bilgisayarınıza bağladıktan sonra Steam size yapılandırma imkanı da tanıyor.
Steam’de sırasıyla Ayarlar, Denetleyici, Genel Denetleyici Ayarları’nı seçtiğinizde karşınıza çıkacak olan büyük resimde PlayStation Yapılandırma Desteği kutusunu seçin.
Adımları doğru takip ettiğinizde, algılanan denetleyiciler listesinde PlayStation 5 Denetleyici: PlayStation 5 Denetleyici yazacaktır. Bu mesaj, DualSense’in bilgisayar ile eşleştiği ve Steam oyunlarının DualSense ile uyumlu bir şekilde çalışacağı anlamına gelir. 
Geniş ekran modunda, oyun içi menüsünü başlatmak için PlayStation düğmesine basarak DualSense’in ayarlarını da değiştirebilirsiniz.  

DualSense ile ilgili daha ayrıntılı bilgi linkte: 
https://www.playstation.com/tr-tr/accessories/dualsense-wireless-controller/

Bir boomads advertorial içeriğidir.

9 Kasım 2021 Salı

Yeni Bir Vatandaşlık Anlayışına Doğru

 

Türkiye’de Vatandaşlık Sorununa Farklı Bir Bakış

 

“Doğduğun yer değil, doyduğun yer vatandır.” Sözünü ezelden beri hiç sevmemişimdir.

 

Bu söz, insanı yiyip içen fakat değer ve değer yargısı taşımayan bir evcil hayvan mesabesine indirir.

 

Ama gözden kaçan bir başka kötü yanı daha vardır ki o da “vatanın” sahipliği konusunu  anlaşılabilecek en yanlış hale getirmesidir.

 

Öncelikle insan sadece doyduğu yerde yaşamayan bir canlıdır. Tam da bunun aksine insan yaşadığı yeri “doyulacak” veya” bereketli”  kılmaya çalışan bir canlıdır.

 

Aksi olsaydı insan, kendisine ekmek veren  başka insanların  sağmal ineğinden başka bir şey olamazdı. Böyle insanlarla da ne devlet kurulabilir ne de adalet sağlanabilirdi.

 

Aslında böyle insanların kurduğu  bir sürü sözde  devlet var. Fakat bu devletler, hukuk sağlayıcı, ulus devletleri değil. Onlar, elleri silâhlı üç beş kabile mensubunun güçlerini diğerlerine dayattığı bürokratik çetelerden ibaret.

 

“Vatandaş” kelimesi, vatan kelimesine eklenen işteşlik ekiyle “ aynı vatanı paylaşan insanları” ifade etmek üzere  türetilmiştir; tıplı meslek-taş, pay-daş, arka-daş gibi… Demek ki bu kelime bir paylaşımı ifade etmektedir.

 

O halde “vatandaşlık” nereden geliyor? Annemizden şans eseri dünyaya geldiğimiz bir yerden mi  kaynaklanıyor? Yoksa başka bir kaynağı mı var?

 

Vatandaşlığın kaynağı, doğulan coğrafya değildir. Çünkü doğulan coğrafyanın bir “vatan” olabilmesi için oranın herhangi bir ulus tarafından önce “vatanlaştırılmış” olması gerekir. Bu da ilgili toprak parçasının kan dökülerek elde edilip yine kanla korunmak istenmesiyle ortaya çıkar. Yani “vatandaşlığı” sağlayan vatan hiç kimseye gökten inmez. O bizzat kanla elde edilir ve kanla korunur. Ve bundan dolayı da herhangi bir ulus, kanı  pahasına elde ettiği  hiçbir toprak parçasını, kanını dökmeden teslim etmez.

 

Demek ki “vatandaşlığı” sağlayan vatan, insan iradesinin bir ürünüdür, vatan doğal şartların sonucunda kendiliğinden oluşmuş bir hayat alanı değildir.

 

Dolayısıyla “vatandaşlık” da  toprağı vatan yapan ulusla aynı vatanı paylaşmak demektir. Sorun şudur ki hiç kimse bir millete mensup olmaksızın, o  milletin vatanlaştırdığı toprakları  paylaşamaz. Bu, vatanlaştırılmış toprak parçasının elde edilme ve korunma şartlarını kabul etmek anlamına gelir.

 

Bir ülkede doğanlar o ülkeyi kuran milletin dilini konuşacakları ve o milletin değerleriyle büyütülecekleri düşünüldüğünden o ülkenin “ doğal vatandaşları” sayılırlar. Dünyaya gelmek kendi seçimimiz olmadığından,  herhangi bir ülkeyi vatanlaştıran ulusun içine doğmakla bu seçimsizliğimizin karşılığı olarak içine doğduğumuz milletçe korunuruz.

 

Buradaki temel ve fakat bir o kadar ihmal edilen sorun şudur ki bir vatanda doğmuş olmak ancak ve yalnız içinde doğulan vatanı korumak, kollamak ve sevmek şartlarına bağlı kalındığı sürece vatandaşlık için bir  geçici gerekçedir. Yaşam hakkını içinde elde ettiğimiz, yaşam hakkımızın doğuştan korunduğu ve diğer temel haklarımızı da  içinde kendiliğinden elde edebildiğimiz vatan, ancak milletin diğer fertlerinin ortak değer yargılarıyla korunduğu içindir ki vatanı var eden milleti reddetmek, vatanı korumaktan vazgeçmek ya da vatanı  kuran milletin savaş mücadelesinde onu yalnız bırakmak gibi bir hakkımız yoktur.

 

Bundan dolayıdır ki kanunen yazılmamış bile olsa  içinde doğduğumuz anda  temel haklarımızın, ulus egemenliğinin organlarınca teminat altına alındığı vatanın birliği, bütünlüğü ve devamı konularında  “aykırı” düşünmek gibi bir hakkımız olamaz. Bu konulardaki her türlü aykırılık bu yüzden doğrudan doğruya “ vatan hainliği” olarak görülür.

 

Dolayısıyla her biri birer menfaat olan hiçbir hak, ister doğal ister kazanılmış olsun, vatanın mileltiyle bölünmez bütünlüğü aleyhine kullanılamaz.

 

Bugün Türkiye’deki durum ise doğrudan vatana ihanet sayılması gereken eylemleri yargılayacak kanuni kodlardan mahrum olmamız, vatana ihanetin “bedelsiz” kılınmış olmasıdır.

 

Vatandaşlık kanunumuz  mevcut belirsizlikleri için yetersiz kaldığı için de zamanla meydana gelen değişikliklere yeterli hızda ayak uyduramayan  yasama faaliyetlerimiz yüzünden, açık vatan hainliği eylemleri, kanunun boşluklarında barınarak ülkeyi zehirlemeye devam edebiliyor.

 

 

O halde ne yapılmalıdır?

 

1-     Hıyanet-i Vataniye Kanunu acilen yürürlüğe sokulmalıdır.

2-     Türkiye’nin açık ve tartışmasız Türk vatanı  olduğu kanunlaştırılmalıdır.

3-     Türk vatanında, vatanı oluşturan Türk Ulusu’nun egemenlik hakkının bölünmez ve tartışılmaz olduğu kanunlaştırılmalıdır

4-     Bu kanunla vatandaşlığın ancak ve yalnız Türk vatanına bağlılıkla mümkün olduğu kayıt ve şart altına alınmalıdır.

5-     Geniş ve doğal toplumsal kaynaşmayla  meydana gelmiş uluslaşmamıza karşı kendi ırksal kökenlerini Türk Ulusu’na bir egemenlik ortağı olarak  dayatmaya kalkanlara bir “vatandaşlık yemini” ettirilerek vatandaşlıklarının, Türk Ulusu’nun kanıyla elde edilmiş Türk Vatanında  Türk  Ulusu’nun sağladığı  haklar sayesinde  var olduğu  beyan ettirilmelidir.

6-     Buna uymayanlar derhal vatandaşlıktan çıkarılarak  sınır dışı   edilmeli ve mülklerine el konuşmalıdır.

“Vatandaşlık yemini” nasıl pek çok ülkede farklı ırklardan veya farkılı uluslardan gelenlere, vatanın ve hukukun tekliğini, egemen ulusun  gücüyle   kabul ettirmek için uygulanıyorsa bizde de aynı şekilde kullanılmalıdır. Böylece hiç kimse Türk vatanında doğmanın, kayıtsız şartsız ve bedelsiz bir hak olduğunu düşünemeyecektir.

 

Günden güne etnik terör, nüfus terörü ve fiili şeritçılıkla işgal edilen Türk vatanında, bu yüzden artık yazılı kanun metinlerinin ötesinde farklı, etkin ve ulusal bir vatandaşlık felsefesi geliştirmemiz  elzem olmuştur.

 

Sözlerimizi bugün kendisini rahmet ve minnetle andığımız Yüce Atamız ATATÜK’ün sözüyle bitirelim:

“ NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!”