30 Aralık 2021 Perşembe

Ne Yazsam Okursun Sevgili Okur?

 


Ne zamandır bir blog yazmıyorum. Bunun iki sebebi var:

 

Birincisi inanılmaz tembelim, üşengecim.

 

İkincisi Youtube’da canlı yayın yapmak daha kolay oluyor.

 

Peki ne yazmak istiyorum?

 

Felsefesizliği ve cevapsızlığı. Hayır… Aslında okuryazarlar için felsefe paketleri gırla gidiyor. Herkes bir kurtuluş reçetesi yazıyor.  Fakat felsefi edebiyat yapılıyor mu? Hayır… maalesef hayır.

 

Çünkü edebiyat bir incelik işi, bir dolaylama  işi, bir çağrıştırma işi, bir sesleniş, seslendiriş işi.

 

Ve ne yazık ki heceleri yan yana getirip de “Beş dakikada quantum şifacılık” öğrenip “anı yaşamak” bilgeliğini ediniverebileceğini gören okur kitlesi için artık edebiyatın bir anlamı yok.

 

Olmazsa ne olur? Olmazsa şu olur: Artık hiç kimse “Sefiller” gibi bir şy yazamaz. Hiç kimse için “Tutunamayanlar’ın” bir önemi kalmaz.

 

Hal böyle olunca da dünyanın en iyi hikâyesini de yazsanız okur kitlesinin  gelişimci algı seçiciliği, onun edebiyata kör ediyor.

 

“Ben var akıl, mantık, quantum, sen olmak farkındalık…” tan daha düzgün bir cümle kuramayacak gurular yetiştirmekle meşgulüz.,,

 

Piyasa basılı kâğıtla dolu ama kâğıtları lekeleyen mürekkebin kaçta kaçı edebiyatı imliyor, o ayrı bir soru…

23 Aralık 2021 Perşembe

DualSense rahatlığı PC’de de kullanılıyor

 

PlayStation 5’in en büyük teknolojik yeniliklerinden biri olan DualSense’in tüm özellikleri PC platformunda da kullanılabiliyor. 

PlayStation 5’te deneyimledikten sonra tüm PC oyuncularının sorduğu, “DualSense PC’de çalışır mı?” sorusunun yanıtı: Evet… Sony PlayStation 5’in en güçlü yönlerinden biri olan DualSense, gelişmiş dokunsal geri bildirim ve uyarlanabilir tetik tuşları ile oyunseverlere çok farklı bir deneyim sunuyor. 
DualSense PC uyumluluğu da çok kolay bir şekilde sağlanıyor. Windows işletim sistemi yüklü bilgisayarlara USB aracılığıyla bağlanabilen DualSense kontrol cihazı ayrıca bluetooth üzerinden de hem mobil platformlarda hem de PC’ye kolayca kullanılabilir.
Steam oyun platformu, DualSense’in PC’ye bluetooth üzerinden hızlı bağlantı kurmasını sağlıyor. Steam istemcisinin yüklenmesinin ardından; (bilgisayarınızda bluetooth yoksa bluetooth adaptörü aracılıyla) ekranın sağ alt köşesindeki sistem tepsisini açıp, Bluetooth simgesine çift tıkladıktan sonra sırasıyla, “Bluetooth veya başka cihaz seçin” seçeneğini ardından “Bluetooth”a tıklayın. DualSense’in ışıkları mavi renkte yanana kadar PlayStation ve Share düğmelerine (PlayStation logolu tuş ile “\ | /” işaretli tuş) aynı anda basın. Kablosuz denetleyiciyi seçtiğinizde DualSense’i bilgisayarınızla eşleştirmiş olacaksınız.


DualSense’i kablolu ya da yukarıda anlattığımız gibi Bluetooth üzerinden bilgisayarınıza bağladıktan sonra Steam size yapılandırma imkanı da tanıyor.
Steam’de sırasıyla Ayarlar, Denetleyici, Genel Denetleyici Ayarları’nı seçtiğinizde karşınıza çıkacak olan büyük resimde PlayStation Yapılandırma Desteği kutusunu seçin.
Adımları doğru takip ettiğinizde, algılanan denetleyiciler listesinde PlayStation 5 Denetleyici: PlayStation 5 Denetleyici yazacaktır. Bu mesaj, DualSense’in bilgisayar ile eşleştiği ve Steam oyunlarının DualSense ile uyumlu bir şekilde çalışacağı anlamına gelir. 
Geniş ekran modunda, oyun içi menüsünü başlatmak için PlayStation düğmesine basarak DualSense’in ayarlarını da değiştirebilirsiniz.  

Üç farklı renk seçeneğiyle tüm oyun severlerin karşısına çıkan DualSense ile ilgili daha fazla bilgiye linkten ulaşabilirsiniz.

PC oyunları, DualSense ile daha keyifli
Sony PlayStation 5’in fark yaratan teknolojisi DualSense, eşsiz özellikleriyle PC platformunda da kullanılabiliyor.
Sony PlayStation 5’in en güçlü yönlerinden biri olan DualSense kontrol cihazı, gelişmiş dokunsal geri bildirim ve uyarlanabilir tetik tuşları ile oyunseverlere çok farklı bir deneyim sunuyor. “DualSense PC’de çalışır mı?” diye soran PC oyuncuları DualSense’i hızlı bir şekilde bilgisayarlarına bağlayabiliyor. Oyuncular Windows işletim sistemi yüklü bilgisayarlara DualSense’i USB aracılığıyla saniyeler içerisinde bağlayıp, oynayabiliyor. Ayrıca Dualsense tıpkı PS5’te olduğu gibi PC’de de kablosuz olarak kullanılabiliyor. Steam oyun platformu da DualSense’in PC’ye hızlı bağlantı kurmasını sağlıyor. 
Steam istemcisinin yüklenmesinin ardından; (bilgisayarınızda bluetooth yoksa bluetooth adaptörü aracılıyla) ekranın sağ alt köşesindeki sistem tepsisini açıp, Bluetooth simgesine çift tıkladıktan sonra sırasıyla, “Bluetooth veya başka cihaz seçin” seçeneğini ardından “Bluetooth”a tıklayın. DualSense’in ışıkları mavi renkte yanana kadar PlayStation ve Share düğmelerine (PlayStation logolu tuş ile “\ | /” işaretli tuş) aynı anda basın. Kablosuz Denetleyiciyi seçtiğinizde DualSense’i bilgisayarınızla eşleştirmiş olacaksınız.


  
DualSense’i kablolu ya da yukarıda anlattığımız gibi Bluetooth üzerinden bilgisayarınıza bağladıktan sonra Steam size yapılandırma imkanı da tanıyor.
Steam’de sırasıyla Ayarlar, Denetleyici, Genel Denetleyici Ayarları’nı seçtiğinizde karşınıza çıkacak olan büyük resimde PlayStation Yapılandırma Desteği kutusunu seçin.
Adımları doğru takip ettiğinizde, algılanan denetleyiciler listesinde PlayStation 5 Denetleyici: PlayStation 5 Denetleyici yazacaktır. Bu mesaj, DualSense’in bilgisayar ile eşleştiği ve Steam oyunlarının DualSense ile uyumlu bir şekilde çalışacağı anlamına gelir. 
Geniş ekran modunda, oyun içi menüsünü başlatmak için PlayStation düğmesine basarak DualSense’in ayarlarını da değiştirebilirsiniz.  

Birçok PC oyunu, üç farklı renk seçeneğiyle gelen DualSense’in dokunsal geri bildirim ve uyarlanabilir tetik özelliğini destekliyor. DualSense ile ilgili daha ayrıntılı bilgi linkte: https://www.playstation.com/tr-tr/accessories/dualsense-wireless-controller/



PC’de DualSense deneyimi bambaşka

PC oyuncuları, PlayStation 5’in fark yaratan teknolojisi DualSense ile gelişmiş dokunsal geri bildirim ve uyarlanabilir tetik tuşlarıyla keyifli bir oyun deneyimi yaşıyor. 
Üç farklı renk seçeneğiyle gelen DualSense, PC’de de çalışıyor. Dokunsal geri bildirim, uyarlanabilir tetik özelliği gibi eşsiz özelliklere sahip olan DualSense, hızlı bir şekilde bilgisayarlara bağlanabiliyor. Windows işletim sistemi yüklü bilgisayarlara USB aracılığıyla bağlanabilen DualSense kontrol cihazı ayrıca bluetooth üzerinden de hem mobil platformlarda hem de PC’ye kolayca kullanılabilir.Steam oyun platformu da DualSense’in PC’ye hızlı bağlantı kurmasını sağlıyor. 
Steam istemcisinin yüklenmesinin ardından; (bilgisayarınızda bluetooth yoksa bluetooth adaptörü aracılıyla) ekranın sağ alt köşesindeki sistem tepsisini açıp, Bluetooth simgesine çift tıkladıktan sonra sırasıyla, “Bluetooth veya başka cihaz seçin” seçeneğini ardından “Bluetooth”a tıklayın. DualSense’in ışıkları mavi renkte yanana kadar PlayStation ve Share düğmelerine (PlayStation logolu tuş ile “\ | /” işaretli tuş) aynı anda basın. Kablosuz Denetleyiciyi seçtiğinizde DualSense’i bilgisayarınızla eşleştirmiş olacaksınız.


  
DualSense’i kablolu ya da yukarıda anlattığımız gibi Bluetooth üzerinden bilgisayarınıza bağladıktan sonra Steam size yapılandırma imkanı da tanıyor.
Steam’de sırasıyla Ayarlar, Denetleyici, Genel Denetleyici Ayarları’nı seçtiğinizde karşınıza çıkacak olan büyük resimde PlayStation Yapılandırma Desteği kutusunu seçin.
Adımları doğru takip ettiğinizde, algılanan denetleyiciler listesinde PlayStation 5 Denetleyici: PlayStation 5 Denetleyici yazacaktır. Bu mesaj, DualSense’in bilgisayar ile eşleştiği ve Steam oyunlarının DualSense ile uyumlu bir şekilde çalışacağı anlamına gelir. 
Geniş ekran modunda, oyun içi menüsünü başlatmak için PlayStation düğmesine basarak DualSense’in ayarlarını da değiştirebilirsiniz.  

DualSense ile ilgili daha ayrıntılı bilgi linkte: 
https://www.playstation.com/tr-tr/accessories/dualsense-wireless-controller/

Bir boomads advertorial içeriğidir.

9 Kasım 2021 Salı

Yeni Bir Vatandaşlık Anlayışına Doğru

 

Türkiye’de Vatandaşlık Sorununa Farklı Bir Bakış

 

“Doğduğun yer değil, doyduğun yer vatandır.” Sözünü ezelden beri hiç sevmemişimdir.

 

Bu söz, insanı yiyip içen fakat değer ve değer yargısı taşımayan bir evcil hayvan mesabesine indirir.

 

Ama gözden kaçan bir başka kötü yanı daha vardır ki o da “vatanın” sahipliği konusunu  anlaşılabilecek en yanlış hale getirmesidir.

 

Öncelikle insan sadece doyduğu yerde yaşamayan bir canlıdır. Tam da bunun aksine insan yaşadığı yeri “doyulacak” veya” bereketli”  kılmaya çalışan bir canlıdır.

 

Aksi olsaydı insan, kendisine ekmek veren  başka insanların  sağmal ineğinden başka bir şey olamazdı. Böyle insanlarla da ne devlet kurulabilir ne de adalet sağlanabilirdi.

 

Aslında böyle insanların kurduğu  bir sürü sözde  devlet var. Fakat bu devletler, hukuk sağlayıcı, ulus devletleri değil. Onlar, elleri silâhlı üç beş kabile mensubunun güçlerini diğerlerine dayattığı bürokratik çetelerden ibaret.

 

“Vatandaş” kelimesi, vatan kelimesine eklenen işteşlik ekiyle “ aynı vatanı paylaşan insanları” ifade etmek üzere  türetilmiştir; tıplı meslek-taş, pay-daş, arka-daş gibi… Demek ki bu kelime bir paylaşımı ifade etmektedir.

 

O halde “vatandaşlık” nereden geliyor? Annemizden şans eseri dünyaya geldiğimiz bir yerden mi  kaynaklanıyor? Yoksa başka bir kaynağı mı var?

 

Vatandaşlığın kaynağı, doğulan coğrafya değildir. Çünkü doğulan coğrafyanın bir “vatan” olabilmesi için oranın herhangi bir ulus tarafından önce “vatanlaştırılmış” olması gerekir. Bu da ilgili toprak parçasının kan dökülerek elde edilip yine kanla korunmak istenmesiyle ortaya çıkar. Yani “vatandaşlığı” sağlayan vatan hiç kimseye gökten inmez. O bizzat kanla elde edilir ve kanla korunur. Ve bundan dolayı da herhangi bir ulus, kanı  pahasına elde ettiği  hiçbir toprak parçasını, kanını dökmeden teslim etmez.

 

Demek ki “vatandaşlığı” sağlayan vatan, insan iradesinin bir ürünüdür, vatan doğal şartların sonucunda kendiliğinden oluşmuş bir hayat alanı değildir.

 

Dolayısıyla “vatandaşlık” da  toprağı vatan yapan ulusla aynı vatanı paylaşmak demektir. Sorun şudur ki hiç kimse bir millete mensup olmaksızın, o  milletin vatanlaştırdığı toprakları  paylaşamaz. Bu, vatanlaştırılmış toprak parçasının elde edilme ve korunma şartlarını kabul etmek anlamına gelir.

 

Bir ülkede doğanlar o ülkeyi kuran milletin dilini konuşacakları ve o milletin değerleriyle büyütülecekleri düşünüldüğünden o ülkenin “ doğal vatandaşları” sayılırlar. Dünyaya gelmek kendi seçimimiz olmadığından,  herhangi bir ülkeyi vatanlaştıran ulusun içine doğmakla bu seçimsizliğimizin karşılığı olarak içine doğduğumuz milletçe korunuruz.

 

Buradaki temel ve fakat bir o kadar ihmal edilen sorun şudur ki bir vatanda doğmuş olmak ancak ve yalnız içinde doğulan vatanı korumak, kollamak ve sevmek şartlarına bağlı kalındığı sürece vatandaşlık için bir  geçici gerekçedir. Yaşam hakkını içinde elde ettiğimiz, yaşam hakkımızın doğuştan korunduğu ve diğer temel haklarımızı da  içinde kendiliğinden elde edebildiğimiz vatan, ancak milletin diğer fertlerinin ortak değer yargılarıyla korunduğu içindir ki vatanı var eden milleti reddetmek, vatanı korumaktan vazgeçmek ya da vatanı  kuran milletin savaş mücadelesinde onu yalnız bırakmak gibi bir hakkımız yoktur.

 

Bundan dolayıdır ki kanunen yazılmamış bile olsa  içinde doğduğumuz anda  temel haklarımızın, ulus egemenliğinin organlarınca teminat altına alındığı vatanın birliği, bütünlüğü ve devamı konularında  “aykırı” düşünmek gibi bir hakkımız olamaz. Bu konulardaki her türlü aykırılık bu yüzden doğrudan doğruya “ vatan hainliği” olarak görülür.

 

Dolayısıyla her biri birer menfaat olan hiçbir hak, ister doğal ister kazanılmış olsun, vatanın mileltiyle bölünmez bütünlüğü aleyhine kullanılamaz.

 

Bugün Türkiye’deki durum ise doğrudan vatana ihanet sayılması gereken eylemleri yargılayacak kanuni kodlardan mahrum olmamız, vatana ihanetin “bedelsiz” kılınmış olmasıdır.

 

Vatandaşlık kanunumuz  mevcut belirsizlikleri için yetersiz kaldığı için de zamanla meydana gelen değişikliklere yeterli hızda ayak uyduramayan  yasama faaliyetlerimiz yüzünden, açık vatan hainliği eylemleri, kanunun boşluklarında barınarak ülkeyi zehirlemeye devam edebiliyor.

 

 

O halde ne yapılmalıdır?

 

1-     Hıyanet-i Vataniye Kanunu acilen yürürlüğe sokulmalıdır.

2-     Türkiye’nin açık ve tartışmasız Türk vatanı  olduğu kanunlaştırılmalıdır.

3-     Türk vatanında, vatanı oluşturan Türk Ulusu’nun egemenlik hakkının bölünmez ve tartışılmaz olduğu kanunlaştırılmalıdır

4-     Bu kanunla vatandaşlığın ancak ve yalnız Türk vatanına bağlılıkla mümkün olduğu kayıt ve şart altına alınmalıdır.

5-     Geniş ve doğal toplumsal kaynaşmayla  meydana gelmiş uluslaşmamıza karşı kendi ırksal kökenlerini Türk Ulusu’na bir egemenlik ortağı olarak  dayatmaya kalkanlara bir “vatandaşlık yemini” ettirilerek vatandaşlıklarının, Türk Ulusu’nun kanıyla elde edilmiş Türk Vatanında  Türk  Ulusu’nun sağladığı  haklar sayesinde  var olduğu  beyan ettirilmelidir.

6-     Buna uymayanlar derhal vatandaşlıktan çıkarılarak  sınır dışı   edilmeli ve mülklerine el konuşmalıdır.

“Vatandaşlık yemini” nasıl pek çok ülkede farklı ırklardan veya farkılı uluslardan gelenlere, vatanın ve hukukun tekliğini, egemen ulusun  gücüyle   kabul ettirmek için uygulanıyorsa bizde de aynı şekilde kullanılmalıdır. Böylece hiç kimse Türk vatanında doğmanın, kayıtsız şartsız ve bedelsiz bir hak olduğunu düşünemeyecektir.

 

Günden güne etnik terör, nüfus terörü ve fiili şeritçılıkla işgal edilen Türk vatanında, bu yüzden artık yazılı kanun metinlerinin ötesinde farklı, etkin ve ulusal bir vatandaşlık felsefesi geliştirmemiz  elzem olmuştur.

 

Sözlerimizi bugün kendisini rahmet ve minnetle andığımız Yüce Atamız ATATÜK’ün sözüyle bitirelim:

“ NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!”

3 Kasım 2021 Çarşamba

Yazar Dediğin Ne Yapar?

 

 


İnsan  ha deyince konuşamıyor. Her zaman bir video çekmek de mümkün olmuyor.

 

Tamam da yazmayınca ne oluyor? Belki de şimdi “Yazınca ne oluyor?” diye sormak lâzım. Çetin Altan, “Bir adamın yazar olup olamayacağını anlamak için onu bir odaya  iki saat kapatıp ne yazdığına bakmak lazım.” gibi bir şey demiş. Haklı mı? Bence haklı.

 

Yemek arası tatlı mahiyetinde yazmakla hayatını yazıya vakfetmek arasında  dağlar kadar fark var.

 

Yazar, hayatını yazıya vakfeden insandır.

 

Yazar yazmadan yaşayamayan insandır.

 

Yazar, işin sonunda bir ekmek elde edemese de yazıyı vicdanî bir borç sayan insandır.

 

Yazar, başkalarına geçici, buharlaşan hayaller gibi görünen evleri, kasabaları, şehirleri, ülkeleri sözcükleriyle kuran, ebedileştiren insandır.

 

Yazar, başkalarının himmetine, kayırmasına ihtiyaç duymadan  üreten insandır.

 

“Yazar” etiketi almakla tatmin olup olmadığını kendine soramayan insan, yazar olamaz.

 

 

 

 

 

27 Ekim 2021 Çarşamba

Genç Yazara Bir Mektup

 


Sevgili Yazar Kardeşim,

Nasılsın? İnşallah iyisindir. Bizleri sorarsan kendi vatanımızda iç güveysinden halliceyiz. Sana bir mektup yazmak istedim.  Nereden başlayayım bilemedim ama mutlaka yazmak istedim. Vakt-i zamanın birinde…

Bahçeli’de bir apartumandaydık. Aylardan ocak mıydı neydi? Orta halli bir dairede bir alay adamdık. Ne hüzünlü ne şaşkın bir kalabalıktık.  Ve gene ağlaşıyorduk: “ Bizim neden senaristimiz, ressamımız, bestecimiz, yazarımız yok?” diye…

Kalbinde bu dünyanın olanca hüznünü taşıyıp ince mi ince  bir suskunlukla çekip gitmiş bir arkadaşımın ardından, lüzumsuz mu lüzumsuz  faydacılıklarımızla kendimizi teselli ediyorduk ya… Dedim ya bir yandan da ağlaşıyorduk, “Neden yazarımız, çizerimiz yok?” diye…

Ama ağlaştığımız aslında bu değildi. Ağlaştığımız şey, neden güdebildiğimiz, idare edebildiğimiz, emredebildiğimiz yazarlarımızın, yaratıcı zekâlarımızın olmadığıydı

Bir yerlerde muhakkak milliyetçi bir yazar vardır. Ararsanız bulursunuz. Ama aramaya başlamadan önce büyüklerinizden izin almalısınız. Yazarın, büyüklerce milliyetçi diye onaylanmaması halinde ağzıyla kuş tutması dahi beyhudedir.

Bir eyyam-ı bahur içre âli Osmanî peymanesinden hissedar olmamış ve hele ki part-i âlinin  menfaat-i aliyesine hadim olmamış  insana “milliyetçi” denemeyeceğinden, en evvelâ milliyetçiliğinizin büyüklerinizce tasdik edilmesi icap eder.

Çünkü kimin yazar olup olmayacağına onlar karar verirler.

Maazallah Türk İslam ahlâkına aykırı, şeriata mugayir, hele ki cins-i latifle alakalı  sevda-i masiva   konulu  bir şeyler yazan birisi varsa  zinhar yanına yaklaşılmamalıdır.

Sahi yahu! Yazar ne yazmalıdır?

Aslına bakarsanız bunu kendime yıllardır soruyorum.

Yazarlık “doğru şeyi yazmakta isabet göstermek midir?” Yoksa yazarlık, kendi doğrularımızı kendi estetiğimizle ortaya koyabilmek yetkinliği midir?

Eh… Bir yerlerde  sizi yazar yapacağını söyleyen  abiler ablalar, sizi dizlerine oturtup hangi terkib-i Osmanîyi nerede nasıl kullanacağınızı size belletirken siz de “ Ay ne güzel yazar oluyorum yavaş yavaş..” diye  sevinirsiniz.

De… Canlar ciğerler… O işler öyle olmaz. Abilerim, ablalarım, kızmayın ama uyduruk kurslarla, abi abla onayıyla hiç kimse yazar olamaz.

Şimdilerde “ Ay ne güzel bak ben de bir milliyetçi gruba girdim, abilerim ablalarım benden yazı istiyor ben de büyüyünce  evelallah onların müsaade-i  keremi ile yazar olacağım…” diye  düşünen genç kardeşlerime, böyle düşünüyorlarsa yazmayı yolun başında bırakmalarını hararetle tavsiye ederim.

Neden mi? Belki ben bir hainimdir… Belki ben bir casusumdur, değil mi ya?

 Herhalde ben milliyetçi camiada yeni yazarlar yetişmesini engellemek için Bolivya istihbaratı tarafından tutulmuş bir ajanımdır. Değil mi ya?

Genç Yazar Kardeşim!

Yazar olup olmadığına karar verebilecek tek bir insan var, o da sensin! Galip Emmi’me atfedilen şu “erken kifayet kompleksi”  mavrasıyla senin önünü tıkamak isteyenlere, istirham ederim aldırma. Çünkü bir yola girdiğinde ya kararlısındır ya da başarısız. Kararlıysan yol alırsın, kararsızsan zaten yolda kalmışsın demektir.

Ve yazarlık konusunda  karar verebilecek tek kişi de sensindir. Hiç kimseye sana yazar olduğunu söylemek iznini vermemelisin.

Eğer bir yazar olmak istiyorsan, bir yazar olarak yazmaya başlamalısındır. Her adımda büyüklerinden onay bekleyen bir çocuksan üzgünüm ama hep öyle kalırsın.

Yazarlıkta ancak yazarak yol alırsın. Yazmak senin için yemek içmek kadara doğal bir ihtiyaç değilse muhtemelen sen yazar olarak takdir  edilmek isteyen bir amatörden başka bir şey değilsindir.

Sana neyi nasıl yazmanı söyleyecek birilerine ihtiyaç duyuyorsan şöhret meraklısı bir müzmin acemisin demektir.

Genç yazar kardeşim…

Sözüm sanadır. Çünkü senin dışında hiç kimse tamamlanmış bir metnin,  kalbinin orta yerinde bir kale gibi dikilecek tatminini hissedemez. Çünkü senin dışında hiç kimse sözcüklerle bir dünya yaratma işinin yorgunluğunu, ellerindeki hayali nasırların sızısıyla hissedemez. Çünkü hiç kimse kendi dilinin sokaklarından senin gibi öyküler derleyemez.

Şunu da unutmaman lazım. Yazarsan takdir edilmeksizin ve  takdir beklemeksizin yazacaksın.

Yazıyı maceraların en heyecanlısı bilerek yazacaksın. Yazdığında,  anandan emdiğin sütün tadıyla kokusuyla yazacaksın. Onu ancak ve yalnız sen tadacaksın. Hiç kimsenin tarifine ve iltifatına bakmaksızın yazacaksın. Yazdığın her metinle Türkçe’nin bir yol tabelasını, bir harita kerterizini, diktiğini düşünerek yazacaksın. Seni bu kutlu işte, sözde mevkileriyle sözde yetkileriyle sınırlayanlara gülerek yazacaksın. Seni görmezden gelenlere gülerek yazacaksın.

Çünkü şunu  bilmelisin ki onlar seni kartondan takdirleriyle ve cehaletleriyle  güttüklerini sanacaklar ama… Onlar yazamayacaklar, sadece sen yazacaksın!

Ve onların önlerine yazdıklarını yığsan bile görmeye yanaşmayacaklar. Çünkü sen onlar gibi olmayacaksın. Çünkü sen ancak kendi ağzınla ve kendi ellerinle dünyalar yaratacaksın.

Sen öksüz Türklüğünle, Arap özentiliğinden caiz bir milliyet duygusu çıkarıp da Türklüklerini imanlarının bir yerine sığdırmaya çalışanlara aldırmadan yazacaksın.

Onlar yapamayacaklar…

Ama sen yazacaksın.

Maruzatım budur, sağlıcakla kalasın, bereketle yazasın.

“Casus” Ağabeyin  Afşar

 

.