7 Mart 2022 Pazartesi

LPGci yüksek yapar bacayı vay vay!

 Madem günlük yazıyoruz, günlük yazalım.


Hocam yerinde yoktu. Gene de bilgisayarı açtım, makaleyi yeni verilere göre düzelttim, gene de gözden geçirilmesi gerekiyor.



Araba yolun  ortasında stop etti. Önce LPGciye sonra servise sonra tekrar LPGciye götürdüm. Hiç bir şey yapmadılar ama araba düzeldi.


Aslında serviste çay içecektim ama yemek zamanına denk gelmişim, milleti oyalamak istemedim.


Hava sıfırın üstündeydi, arabanın içi güneşten epey ısınmıştı. Makaleyi elden geçirdiğim için vicdanım biraz rahat. Artık romana devam edebilirim. 


Bu akşam bir youtube kanalında  Merhum Eniştem Sadi SOMUNCUOĞLU hakkında bir programda konuk olacağım. Hakan PAKSOY Bey sağ olsunlar.


Eh... Bu günlük bu kadar günlük yeter mi acep?


Yetiversin zaar...



5 Mart 2022 Cumartesi

Hangi Ucun Bokunu Önerirsiniz?

 


Rusya kendisini tehdit altında “hissettiği” için Ukrayna topaklarına girdi. Daha önce de resmen Ukrayna toprağı olan Kırım’ı ilhak etmişti.

 

Bunlar gerçekleşen olaylar. Bir insanı öldürdüğünüzde insan ölmüştür, sizin bahaneleriniz onu geri getiremez.

 

Bir insanın kolunu kestiğinizde de sayısız  bahaneler öne sürebilirsiniz ve eğer o insan size açıkça saldırmamışsa yaptığınız işin sonucu “her şey” demektir.

 

Rusya Ukrayna’yı işgal ediyor mu? Evet. Bunu yapmaya hakkı var mı? Sorun burada ortaya çıkıyor.

 

Açık bir saldırı, fiilli bir işgal olmaksızın, herhangi bir ülkeye saldırmanın bir bahanesi olabilir mi?

 

Ne yazık ki uluslararası ilişkilerde vicdan işlemiyor. Hatta o derece işlemiyor ki güçlünün her tecavüzü, mutlaka bir bahaneyle gerekçelendirilebiliyor, aklanabiliyor.

 

Bizdeki en “tartışılamaz” bahane de “NATO tehdidi”.  Rusya’nın kendisini tehdit altında hissetmesi içimizdeki empatiyi, şefkati, merhameti, adalet duygusunu uyandırıyor ama Ukrayna’nın kendisini tehdit altında hissedip hissetmediğini hiç kimse sorgulamıyor.

 

Her şeyden önce hâlâ soğuk savaşın dehşet dengesinin akıllarda sürdürüldüğünü görüyoruz. Ama daha garip olanı şu: Rusya dünyanın adalet, merhamet, iyilik, şefkat savunucusu falan değildi. Rusya’nın kişiliğinde hâlâ  şeytan ABD’yi dengeleyen hümanist SSCB’nin varlığını görenler en hırçın  biçimde Rus işgalini savunuyor.

 

Peki ama bağımsız ve egemen bir devlet olarak Ukrayna’nın kendi ittifakını seçme hakkı yok mu? Ya da Rusya Ukrayna’nın vasi devleti midir ki onun kiminle ittifak yapması gerektiği konusunda bu kadar cüretkâr davranabiliyor?

 

Buradaki temel sorun şudur:  “Şeytan NATO’ya karşı kahraman Rus”  simgeleştirmesi  ancak hamakat seviyesinde bir düşüncedir. Çünkü Putin, kucakladığı Rus çocuğuna “Rusya’nın sınırları yoktur!” dediğinde, menfaatleri gereğince her yeri işgal edebilecek bir devletten bahsetmiştir.  Ayrıca Putin’in yanılmıyorsam 2009’da Bush’a “ George sen hâlâ Ukrayna’nın bir devlet olmadığını anlayamıyorsun..” mealinde akıl verdiği de göz önüne alınırsa Ukrayna’nın da kocaman Rus ayısından neden tedirgin olduğu anlaşılabilir. Rusya’nın hiçbir ülkeye kendisini “koruyucu”, “hami”, “ düzenleyici olarak dayatmaya hakkı yoktur.

Bugün Rusya’nın “savunma savaşı” verdiği  gibi bir saçmalığı savunmak yarın aynı mantıkla Rusların Kazakistan’ı resmen işgalini de haklı çıkarmayı gerektirir ki Ruslar Kazakistan hakkında da Ukrayna ile aynı şeyleri düşünmekteler.  Bunu açıklamaktan da çekinmiyorlar.

 

Sırf Türkiye’nin menfaati adına Rus ayısını, bütün değerlerimizi sömürmesine, bütün ahlâkımıza tecavüz etmesine izin veremeyiz.

 

Nasıl Türkiye tehdit altındayken NATO üyeleri açık destek vermekten kaçınmışsa biz de bu savaşta NATO’nun bize bir şey dayatmasına engel olarak tarafsızlığımızı koruyabiliriz, korumalıyız da. Çünkü biz ittifakın emireri ya da bekçi köpeği değiliz. Peki NATO’ya üyeliğimiz ne olacaktır? NATO’ya üyeliğimiz Ümit ÖZDAĞ Hoca’nın dediği gibi hâlâ bu ittifak içinde bazı şeyleri belirlemek konusunda bize bir inisiyatif sağlıyor. Güney Kıbrıs’ın NATO’ya girmesini biz engelliyoruz. Güney Kıbrıs’ın KKTC’ye saldırmasını da bizim üyeliğimiz engelliyor.  Öte yandan NATO’dan çıkmamız halinde Güney Kıbrıs’ın anında NATO’ye girmesi ve bizimde NATO üyesi bir ülkeye saldırıyor durumda kalmamız söz konusu edilebilir.

 

Bu durumda Türkiye iki ucu boklu bir değneğin, “temizlenebilir” ucunu tutuyor.  Bu şekilde kendimizi mutlak bir bağımlılıktan koruyabiliyoruz.

 

Sorun eğer NATO veya Avrasya seçimiyse  bu seçimde düşünmemiz gereken şey şudur:

 

NATO içinde ordumuzun gücüne ve ülkemizin pozisyonuna göre belli bir etkimiz, diplomatik yerimiz ve inisiyatifimiz söz konusu.  Yeni bir Varşova Paktı olarak kurulacak herhangi bir Avrasya örgütlenmesinde acaba Ruslar bizi “eşit ortak” olarak mı göreceklerdir? Yoksa tank ve top üstünlüğüyle  içimizde açıkça  Rus yanlısı bir hükümet kurulmasını mı isteyeceklerdir.

 

Bir kıyaslama yapacak olursak bugün NATO etkisi, seçimlerle, bilinçlenmeyle dengelenebilecek, azaltılabilecek, müzakerelere açık ve daha mevzuat egemen bir etki gibi görünmekte. Oysa inisiyatifin  Rusya’dan başkasına ait olmayacağı herhangi bir yeni Varşova Paktı/Avrasya  örgütlenmesinde   “Sınırlarının olmadığını” söyledikleri ülkeleriyle her yeri kendilerine katabileceklerine inanan Rusları herhangi bir müzakereye, “eşit inisiyatif talebiyle” durdurmak sanırım mümkün olmayacaktır.

 

Diğer yandan Ukrayna halkı topyekün bir savunma harbine geçmişken ülkelerini” savunan” bu insanların NAZİ olduklarını söylemek kimse kızmasın ama SSCB propagandasının bile en alçakça hali gibi görünüyor. Burada sorun şu, kendi ülkelerinin meşruiyetine ve kendi egemenliklerine inanan Ukrayna halkının Rus ayısı karşısında hiçbir değerinin olmadığını düşünerek hangi ahlakı ve insanlığı savunabiliriz?

 

Tekrar ediyor ve bitiriyorum: NATO’nun emireri veya bekçi köpeği değiliz. Biz NATO ülkelerinin canı istediğinde savaşa sokabileceği bir  hazır kıta da değiliz. Eğer dünyada bir şekilde belli ittifaklara mecbur kalmışsak bile bu ittifaklarda  kendi menfaatlerimize  açıkça aykırı hiçbir işe kalkışmayacağımızı ortaya koymalıyız. “ Sana  NATO bunu yaptırmaz!” diyeceklere şunu sormak isterim: “Muhayyel bir Avrasya ittifakında acaba Rusların bize menfaatlerimiz doğrultusunda bağımsızca davranmak iznini vereceğini düşünüyor musunuz?”

 

  NATO’nun bizi zorlayacağını düşünenler zaten Türkiye’nin kendi başına bağımsız olmadığını ve hiçbir zaman da olamayacağını, Türkiye’nin ancak herhangi bir ittifakın ikinci sınıf ortaklığıyla birilerinin gölgesinde barışı koruyabileceğini düşünen sömürge aydınlarıdır.

 

O halde yapılacak iş NATO içinde tarafsızlığımı koruyarak bu savaştan uzak durmak, fakat toplum olarak da Rus işgalini, olası pek çok işgalden biri olabileceğini ve açıkça haksızlığını akılda tutmaktır.

Not: Buraya Türklerle savaştan dönen bir Rus'un şarkısını aktarayım ki neden tarafsız kalmamız gerektiği daha iyi anlaşılsın

 

 

 

 



Youtube bağlantısı: https://www.youtube.com/watch?v=tRZyjZG3WQA

21 Şubat 2022 Pazartesi

Ne Yapmadan Yaşayamam?

 


Ne düşünüp ne konuşacağımı gene bilemiyorum.

 

Daha doğrusu şu devirde düşünüp konuşmanın herhangi bir manasının olup olmadığını düşünüyorum, merak ediyorum.

 

Çünkü insanların ne düşünüp ne istediğini anlayamıyorum. Peki bunu neden merak ediyorum?

 

Çünkü insanlar bir yandan düşünmeden yaşayıp düşünüyormuş gibi yaparak birbirlerini yargılıyorlar. Bugün  artık insanlar ahbaplıklarını ya menfaatlerine ya da sözde siyasi taraftarlıklarına göre kuruyorlar.

 

Nereden mi biliyoruz? Günlük sosyal medya kavgalarında  şahit olduğumuz bayağılıklardan…

 

Çok tatsız çok kuru bu yazdıklarım,  popüler , çekici falan da değil. Ama maksadım popüler bir yazar olmak değil.  Amacım, yazmadan yaşamamak…

 

Ama başka bir şey daha istiyorum ki bizimki gibi medeniyetsiz bir memlekette çok büyük bir hayal.

 

İnsanlarımızın düşünmeden yaşayamayacakları günlere ulaşmak.

 

10 Ocak 2022 Pazartesi

Türk Olarak Kazakistan’a Nasıl Bakmalıyız?

 


 


Herkes bir Amerikancı, Atlantikçi, hayalci, Turancı,  Türk İslam sentezci avında.

 

Kazakistan yorumlarında mutlaka bir Amerikan parmağı aramak neredeyse herkesin ortak meşgalesi. Dünyadaki renkli kalkışmalarda Amerikan parmağı olduğu doğru mu? Doğru. Coniler demokrasiyi askerlerinin cephane sandıklarının içinde götürür mü? Evet.

 

Peki abilerim, size bir şey soracağım.  Doğu Avrupa’ya, Afganistan’a, şimdilerde Suriye’ye “davet” üzerine  gelip postu serenler kim? Ruslar olmasın? Sosyalist kıyım makinesini kurduktan sonra bunu bir işgal yöntemi olarak benimseyenler kimdi? Ruslar olmasın?

 

Hayır burada “ Ama İvanlar da bunu yapıyor!” diyerek şimdilerde çok kullanılan “ Suii misalin suyunu çıkararak” conileri falan savunacak değilim.

 

Benim canımı sıkan şey şu:  Uluslar arasında sosyalist halüsinojenlerin çoğumuzda yarattığı sanrılardaki gibi bir “iyiler ve kötüler” kategorisi falan yok. Dünyada “kötü Amerika’yı  korkutan  kahraman sosyalist Ruslar / Çinliler” falan yok! Her ulus kendi menfaatini gözetiyor.

 

Komünist Çin’in, adı üstünde “Doğu Türkistan’ı” işgal etmeğe hakkının olup olmadığını sorgulamayan  abiler elbette ben bir Türkçü olarak vatan ne Türkiyedir Türklere ne Türkistan..” dediğimde bana “ Irkçı, şoven, Atlantikçi, işbirlikçi” vs diye ezberden saydıracak…

 

Kazakistan’ı karıştıranlardan biri coniler olabilir mi? Neden olmasın? Banu Avar’ın anılarında bunun ipuçlarını bulabiliyoruz. İyi de işler karıştıktan sonra ülkeye ilk girenler, kimin askerleriydi? Rus askerleriydi.

 

Bir ülkeye başka bir ülkenin askerlerinin davetle bile girmesi acaba egemenlik yetkisini sınırlamak, egemenlik yetkisinin sınırlı çiğnenmesi, patronaj dayatması anlamına gelmiyor mu? Meselâ Kazakistan’a Ruslar girince Amerika’ya tokat atıldı diye sevinen abilerimizin aklına nedense hiç “Kazakistan’da, bizim kardeşlerimizi Karabağ’da katleden  Ermeni katiller sürüsünün işi ne?” diye sormak gelmedi.

 

Kazakistan olaylarına uluslar mücadelesi açısından değil de ideolojik şartlanmalarla bakarsak odağımızı şaşırmak çok kolay. Peki odağımız ne olmalı? Odağımız “Türk egemenliği” olmalı. Bu odak, Kazakistan’ın   toprak bütünlüğünü, egemenlik hakkını Türkiye’den ayırmamak demektir.

 

Peki bununla ilgili ne yapılabilirdi? Rusya’ya , bölgenin jandarması olmadığı hatırlatılabilir, Kazakistanla tarihi  birliğimizden ve TDT’deki ortaklığımızdan  dolayı istikrarın sağlanmasında Türkiye’nin “ doğal” ve gönüllü bir sorumluluğu olduğu söylenebilir ve sembolik de olsa bir Türk askeri birliği Kazakistan’a gönderilebilirdi.

 

 Peki “ Ruslar mı daha cici, Çinliler mi daha babayiğit”   güzellemeleri yazan abilerin akıllarına bile gelse  ödlerini kopartacak bu  tavrın adı nedir?

 

  Bunun adı da Turancılıktır. Turancılık, Türk’ün Kamçatka’dan Adriyatik’e kadar  kendi toprağında etkin, egemen ve belirleyici olmasını savunmayı gerektirir. Bu da ancak Türk olmayanları, Türk ülkelerindeki işgalcileri korkutur. Demek ki artık azıcık Türk olmanın zamanı gelmiş de  geçiyor. Ne diyelim?

TANRI TÜRK’Ü KORUSUN!

 

 

8 Ocak 2022 Cumartesi

Türk Var Mı La Sahi?

 


Türkçülerin yeri yurdu yok! Tövbe! Aslında Türklerin yeri yurdu yok, bu memlekette!

 

Neden? Çok basit, kahve sohbeti tadında izah edeceğim aga!

 

Çünkü Türkiye’de siyasetin  amacı, hedefi Türk değil, Türkçe değil, Türkçü  hiç değil!

 

Tamam da dünyanın neresine baksan, siyasetin amacı, hedefi,  memleketin sahibi olan milletin refahı ve hürriyetidir. Yani dünyada “milliyetçi olmayan siyaset” diye bir şey göremezsin!

 

Bizde öyle mi? Maalesef hayır!

 

Bizde “merkez sağ” denen o koskoca “ Aman ha değiştirme aga!” muhafazakârlığının içinde de “ Her şey işçiler için aga!”  devrimciliğinin içinde de Türk’e rastlayamazsın!

 

Eee? Bundan bize ne değil mi?

 

Bundan bize şu: Yirminci yüzyılın başında başkaları senin deden için “Türkler  dünyadan kazınmalıdır!” “ Türkler insan değildir, hastalıktır!” falan deyip de Çanakkale’de senin dedenin üstüne topuk kopartan falan dahil bir sürü zehir, tuzak bilmem ne fırlatırken sana “Türk olduğun” için saldırıyordu.

 

Bugün de elin PKKlı  köpekleri ya da Arapçı yobazları sana aynı şekilde saldırıyor.

 

Güzel kardeşim! Sen zaten doğru dürüst konuşamadığın Türkçe dışında bir dil bilmiyorsun! Yani? Yani sen  kim olduğunu çok iyi bilmiyorsun, bilmeyince başkaları da bilmez nasılsa, ben kafamı kuma gömersem, başkaları beni görmez   diyerek Türk gördüğün her yerden bunu silmek istiyorsun ama kazın ayağı öyle değil!

 

Elin oğlu senin sapına kadar Türk olduğunu biliyor, bu y
üzden de  her Allah’ın günü “ Türk diye bir ırk yok!” “Elhamdülillah AKP ile Türk olmaktan kurtulduk!” falan diye seni aşağılıyor, dahası suçluyor!

 

Ha sen Türk olmadığını söylesen, “ Ekmek Kuran çarpsın Türk değilim!” diye bangır bangır bağırsan elin oğluna yaranabileceğini mi sanıyorsun? Yaranamayacaksın güzel kardeşim!

 

Ha ne olacak?  Elin  conisi ivanı bilmem nesi bir gün “  Türkiye Türklere bırakılamaz, Türkiye Türkiyelilerindir, Türkiye’yi gerçek sahiplerine geri vererek özgürlüğü, barışı ve demokrasiyi..” falan diyerek ülkene girer… Sen de “ Aman canım, nasıl olsa bir yerim ağrımadı…” diyerek lendini teselli edersin.

 

Ha tabi… Belki dünyanın geri kalanına  artık vizesiz gidip gelmeye başlayıp da belki kendini seçkin hissedersin de bayram ziyaretine nenengile giderken yolunu kesen  elin Porto Rikolu polisi sana çarşıda “ Speak our language!” diye tatava ettiğinde “ Burası neresi lan?” diye  kafana dank ederse, işte o kötü…

30 Aralık 2021 Perşembe

Ne Yazsam Okursun Sevgili Okur?

 


Ne zamandır bir blog yazmıyorum. Bunun iki sebebi var:

 

Birincisi inanılmaz tembelim, üşengecim.

 

İkincisi Youtube’da canlı yayın yapmak daha kolay oluyor.

 

Peki ne yazmak istiyorum?

 

Felsefesizliği ve cevapsızlığı. Hayır… Aslında okuryazarlar için felsefe paketleri gırla gidiyor. Herkes bir kurtuluş reçetesi yazıyor.  Fakat felsefi edebiyat yapılıyor mu? Hayır… maalesef hayır.

 

Çünkü edebiyat bir incelik işi, bir dolaylama  işi, bir çağrıştırma işi, bir sesleniş, seslendiriş işi.

 

Ve ne yazık ki heceleri yan yana getirip de “Beş dakikada quantum şifacılık” öğrenip “anı yaşamak” bilgeliğini ediniverebileceğini gören okur kitlesi için artık edebiyatın bir anlamı yok.

 

Olmazsa ne olur? Olmazsa şu olur: Artık hiç kimse “Sefiller” gibi bir şy yazamaz. Hiç kimse için “Tutunamayanlar’ın” bir önemi kalmaz.

 

Hal böyle olunca da dünyanın en iyi hikâyesini de yazsanız okur kitlesinin  gelişimci algı seçiciliği, onun edebiyata kör ediyor.

 

“Ben var akıl, mantık, quantum, sen olmak farkındalık…” tan daha düzgün bir cümle kuramayacak gurular yetiştirmekle meşgulüz.,,

 

Piyasa basılı kâğıtla dolu ama kâğıtları lekeleyen mürekkebin kaçta kaçı edebiyatı imliyor, o ayrı bir soru…

23 Aralık 2021 Perşembe

DualSense rahatlığı PC’de de kullanılıyor

 

PlayStation 5’in en büyük teknolojik yeniliklerinden biri olan DualSense’in tüm özellikleri PC platformunda da kullanılabiliyor. 

PlayStation 5’te deneyimledikten sonra tüm PC oyuncularının sorduğu, “DualSense PC’de çalışır mı?” sorusunun yanıtı: Evet… Sony PlayStation 5’in en güçlü yönlerinden biri olan DualSense, gelişmiş dokunsal geri bildirim ve uyarlanabilir tetik tuşları ile oyunseverlere çok farklı bir deneyim sunuyor. 
DualSense PC uyumluluğu da çok kolay bir şekilde sağlanıyor. Windows işletim sistemi yüklü bilgisayarlara USB aracılığıyla bağlanabilen DualSense kontrol cihazı ayrıca bluetooth üzerinden de hem mobil platformlarda hem de PC’ye kolayca kullanılabilir.
Steam oyun platformu, DualSense’in PC’ye bluetooth üzerinden hızlı bağlantı kurmasını sağlıyor. Steam istemcisinin yüklenmesinin ardından; (bilgisayarınızda bluetooth yoksa bluetooth adaptörü aracılıyla) ekranın sağ alt köşesindeki sistem tepsisini açıp, Bluetooth simgesine çift tıkladıktan sonra sırasıyla, “Bluetooth veya başka cihaz seçin” seçeneğini ardından “Bluetooth”a tıklayın. DualSense’in ışıkları mavi renkte yanana kadar PlayStation ve Share düğmelerine (PlayStation logolu tuş ile “\ | /” işaretli tuş) aynı anda basın. Kablosuz denetleyiciyi seçtiğinizde DualSense’i bilgisayarınızla eşleştirmiş olacaksınız.


DualSense’i kablolu ya da yukarıda anlattığımız gibi Bluetooth üzerinden bilgisayarınıza bağladıktan sonra Steam size yapılandırma imkanı da tanıyor.
Steam’de sırasıyla Ayarlar, Denetleyici, Genel Denetleyici Ayarları’nı seçtiğinizde karşınıza çıkacak olan büyük resimde PlayStation Yapılandırma Desteği kutusunu seçin.
Adımları doğru takip ettiğinizde, algılanan denetleyiciler listesinde PlayStation 5 Denetleyici: PlayStation 5 Denetleyici yazacaktır. Bu mesaj, DualSense’in bilgisayar ile eşleştiği ve Steam oyunlarının DualSense ile uyumlu bir şekilde çalışacağı anlamına gelir. 
Geniş ekran modunda, oyun içi menüsünü başlatmak için PlayStation düğmesine basarak DualSense’in ayarlarını da değiştirebilirsiniz.  

Üç farklı renk seçeneğiyle tüm oyun severlerin karşısına çıkan DualSense ile ilgili daha fazla bilgiye linkten ulaşabilirsiniz.

PC oyunları, DualSense ile daha keyifli
Sony PlayStation 5’in fark yaratan teknolojisi DualSense, eşsiz özellikleriyle PC platformunda da kullanılabiliyor.
Sony PlayStation 5’in en güçlü yönlerinden biri olan DualSense kontrol cihazı, gelişmiş dokunsal geri bildirim ve uyarlanabilir tetik tuşları ile oyunseverlere çok farklı bir deneyim sunuyor. “DualSense PC’de çalışır mı?” diye soran PC oyuncuları DualSense’i hızlı bir şekilde bilgisayarlarına bağlayabiliyor. Oyuncular Windows işletim sistemi yüklü bilgisayarlara DualSense’i USB aracılığıyla saniyeler içerisinde bağlayıp, oynayabiliyor. Ayrıca Dualsense tıpkı PS5’te olduğu gibi PC’de de kablosuz olarak kullanılabiliyor. Steam oyun platformu da DualSense’in PC’ye hızlı bağlantı kurmasını sağlıyor. 
Steam istemcisinin yüklenmesinin ardından; (bilgisayarınızda bluetooth yoksa bluetooth adaptörü aracılıyla) ekranın sağ alt köşesindeki sistem tepsisini açıp, Bluetooth simgesine çift tıkladıktan sonra sırasıyla, “Bluetooth veya başka cihaz seçin” seçeneğini ardından “Bluetooth”a tıklayın. DualSense’in ışıkları mavi renkte yanana kadar PlayStation ve Share düğmelerine (PlayStation logolu tuş ile “\ | /” işaretli tuş) aynı anda basın. Kablosuz Denetleyiciyi seçtiğinizde DualSense’i bilgisayarınızla eşleştirmiş olacaksınız.


  
DualSense’i kablolu ya da yukarıda anlattığımız gibi Bluetooth üzerinden bilgisayarınıza bağladıktan sonra Steam size yapılandırma imkanı da tanıyor.
Steam’de sırasıyla Ayarlar, Denetleyici, Genel Denetleyici Ayarları’nı seçtiğinizde karşınıza çıkacak olan büyük resimde PlayStation Yapılandırma Desteği kutusunu seçin.
Adımları doğru takip ettiğinizde, algılanan denetleyiciler listesinde PlayStation 5 Denetleyici: PlayStation 5 Denetleyici yazacaktır. Bu mesaj, DualSense’in bilgisayar ile eşleştiği ve Steam oyunlarının DualSense ile uyumlu bir şekilde çalışacağı anlamına gelir. 
Geniş ekran modunda, oyun içi menüsünü başlatmak için PlayStation düğmesine basarak DualSense’in ayarlarını da değiştirebilirsiniz.  

Birçok PC oyunu, üç farklı renk seçeneğiyle gelen DualSense’in dokunsal geri bildirim ve uyarlanabilir tetik özelliğini destekliyor. DualSense ile ilgili daha ayrıntılı bilgi linkte: https://www.playstation.com/tr-tr/accessories/dualsense-wireless-controller/



PC’de DualSense deneyimi bambaşka

PC oyuncuları, PlayStation 5’in fark yaratan teknolojisi DualSense ile gelişmiş dokunsal geri bildirim ve uyarlanabilir tetik tuşlarıyla keyifli bir oyun deneyimi yaşıyor. 
Üç farklı renk seçeneğiyle gelen DualSense, PC’de de çalışıyor. Dokunsal geri bildirim, uyarlanabilir tetik özelliği gibi eşsiz özelliklere sahip olan DualSense, hızlı bir şekilde bilgisayarlara bağlanabiliyor. Windows işletim sistemi yüklü bilgisayarlara USB aracılığıyla bağlanabilen DualSense kontrol cihazı ayrıca bluetooth üzerinden de hem mobil platformlarda hem de PC’ye kolayca kullanılabilir.Steam oyun platformu da DualSense’in PC’ye hızlı bağlantı kurmasını sağlıyor. 
Steam istemcisinin yüklenmesinin ardından; (bilgisayarınızda bluetooth yoksa bluetooth adaptörü aracılıyla) ekranın sağ alt köşesindeki sistem tepsisini açıp, Bluetooth simgesine çift tıkladıktan sonra sırasıyla, “Bluetooth veya başka cihaz seçin” seçeneğini ardından “Bluetooth”a tıklayın. DualSense’in ışıkları mavi renkte yanana kadar PlayStation ve Share düğmelerine (PlayStation logolu tuş ile “\ | /” işaretli tuş) aynı anda basın. Kablosuz Denetleyiciyi seçtiğinizde DualSense’i bilgisayarınızla eşleştirmiş olacaksınız.


  
DualSense’i kablolu ya da yukarıda anlattığımız gibi Bluetooth üzerinden bilgisayarınıza bağladıktan sonra Steam size yapılandırma imkanı da tanıyor.
Steam’de sırasıyla Ayarlar, Denetleyici, Genel Denetleyici Ayarları’nı seçtiğinizde karşınıza çıkacak olan büyük resimde PlayStation Yapılandırma Desteği kutusunu seçin.
Adımları doğru takip ettiğinizde, algılanan denetleyiciler listesinde PlayStation 5 Denetleyici: PlayStation 5 Denetleyici yazacaktır. Bu mesaj, DualSense’in bilgisayar ile eşleştiği ve Steam oyunlarının DualSense ile uyumlu bir şekilde çalışacağı anlamına gelir. 
Geniş ekran modunda, oyun içi menüsünü başlatmak için PlayStation düğmesine basarak DualSense’in ayarlarını da değiştirebilirsiniz.  

DualSense ile ilgili daha ayrıntılı bilgi linkte: 
https://www.playstation.com/tr-tr/accessories/dualsense-wireless-controller/

Bir boomads advertorial içeriğidir.