28 Aralık 2021 Salı
23 Aralık 2021 Perşembe
DualSense rahatlığı PC’de de kullanılıyor
PlayStation 5’in en büyük teknolojik yeniliklerinden biri olan DualSense’in tüm özellikleri PC platformunda da kullanılabiliyor.
PlayStation 5’te deneyimledikten sonra tüm PC oyuncularının sorduğu, “DualSense PC’de çalışır mı?” sorusunun yanıtı: Evet… Sony PlayStation 5’in en güçlü yönlerinden biri olan DualSense, gelişmiş dokunsal geri bildirim ve uyarlanabilir tetik tuşları ile oyunseverlere çok farklı bir deneyim sunuyor.
DualSense PC uyumluluğu da çok kolay bir şekilde sağlanıyor. Windows işletim sistemi yüklü bilgisayarlara USB aracılığıyla bağlanabilen DualSense kontrol cihazı ayrıca bluetooth üzerinden de hem mobil platformlarda hem de PC’ye kolayca kullanılabilir.
Steam oyun platformu, DualSense’in PC’ye bluetooth üzerinden hızlı bağlantı kurmasını sağlıyor. Steam istemcisinin yüklenmesinin ardından; (bilgisayarınızda bluetooth yoksa bluetooth adaptörü aracılıyla) ekranın sağ alt köşesindeki sistem tepsisini açıp, Bluetooth simgesine çift tıkladıktan sonra sırasıyla, “Bluetooth veya başka cihaz seçin” seçeneğini ardından “Bluetooth”a tıklayın. DualSense’in ışıkları mavi renkte yanana kadar PlayStation ve Share düğmelerine (PlayStation logolu tuş ile “\ | /” işaretli tuş) aynı anda basın. Kablosuz denetleyiciyi seçtiğinizde DualSense’i bilgisayarınızla eşleştirmiş olacaksınız.
DualSense’i kablolu ya da yukarıda anlattığımız gibi Bluetooth üzerinden bilgisayarınıza bağladıktan sonra Steam size yapılandırma imkanı da tanıyor.
Steam’de sırasıyla Ayarlar, Denetleyici, Genel Denetleyici Ayarları’nı seçtiğinizde karşınıza çıkacak olan büyük resimde PlayStation Yapılandırma Desteği kutusunu seçin.
Adımları doğru takip ettiğinizde, algılanan denetleyiciler listesinde PlayStation 5 Denetleyici: PlayStation 5 Denetleyici yazacaktır. Bu mesaj, DualSense’in bilgisayar ile eşleştiği ve Steam oyunlarının DualSense ile uyumlu bir şekilde çalışacağı anlamına gelir.
Geniş ekran modunda, oyun içi menüsünü başlatmak için PlayStation düğmesine basarak DualSense’in ayarlarını da değiştirebilirsiniz.
Üç farklı renk seçeneğiyle tüm oyun severlerin karşısına çıkan DualSense ile ilgili daha fazla bilgiye linkten ulaşabilirsiniz.
PC oyunları, DualSense ile daha keyifli
Sony PlayStation 5’in fark yaratan teknolojisi DualSense, eşsiz özellikleriyle PC platformunda da kullanılabiliyor.
Sony PlayStation 5’in en güçlü yönlerinden biri olan DualSense kontrol cihazı, gelişmiş dokunsal geri bildirim ve uyarlanabilir tetik tuşları ile oyunseverlere çok farklı bir deneyim sunuyor. “DualSense PC’de çalışır mı?” diye soran PC oyuncuları DualSense’i hızlı bir şekilde bilgisayarlarına bağlayabiliyor. Oyuncular Windows işletim sistemi yüklü bilgisayarlara DualSense’i USB aracılığıyla saniyeler içerisinde bağlayıp, oynayabiliyor. Ayrıca Dualsense tıpkı PS5’te olduğu gibi PC’de de kablosuz olarak kullanılabiliyor. Steam oyun platformu da DualSense’in PC’ye hızlı bağlantı kurmasını sağlıyor.
Steam istemcisinin yüklenmesinin ardından; (bilgisayarınızda bluetooth yoksa bluetooth adaptörü aracılıyla) ekranın sağ alt köşesindeki sistem tepsisini açıp, Bluetooth simgesine çift tıkladıktan sonra sırasıyla, “Bluetooth veya başka cihaz seçin” seçeneğini ardından “Bluetooth”a tıklayın. DualSense’in ışıkları mavi renkte yanana kadar PlayStation ve Share düğmelerine (PlayStation logolu tuş ile “\ | /” işaretli tuş) aynı anda basın. Kablosuz Denetleyiciyi seçtiğinizde DualSense’i bilgisayarınızla eşleştirmiş olacaksınız.
DualSense’i kablolu ya da yukarıda anlattığımız gibi Bluetooth üzerinden bilgisayarınıza bağladıktan sonra Steam size yapılandırma imkanı da tanıyor.
Steam’de sırasıyla Ayarlar, Denetleyici, Genel Denetleyici Ayarları’nı seçtiğinizde karşınıza çıkacak olan büyük resimde PlayStation Yapılandırma Desteği kutusunu seçin.
Adımları doğru takip ettiğinizde, algılanan denetleyiciler listesinde PlayStation 5 Denetleyici: PlayStation 5 Denetleyici yazacaktır. Bu mesaj, DualSense’in bilgisayar ile eşleştiği ve Steam oyunlarının DualSense ile uyumlu bir şekilde çalışacağı anlamına gelir.
Geniş ekran modunda, oyun içi menüsünü başlatmak için PlayStation düğmesine basarak DualSense’in ayarlarını da değiştirebilirsiniz.
Birçok PC oyunu, üç farklı renk seçeneğiyle gelen DualSense’in dokunsal geri bildirim ve uyarlanabilir tetik özelliğini destekliyor. DualSense ile ilgili daha ayrıntılı bilgi linkte: https://www.playstation.com/tr-tr/accessories/dualsense-wireless-controller/
PC’de DualSense deneyimi bambaşka
PC oyuncuları, PlayStation 5’in fark yaratan teknolojisi DualSense ile gelişmiş dokunsal geri bildirim ve uyarlanabilir tetik tuşlarıyla keyifli bir oyun deneyimi yaşıyor.
Üç farklı renk seçeneğiyle gelen DualSense, PC’de de çalışıyor. Dokunsal geri bildirim, uyarlanabilir tetik özelliği gibi eşsiz özelliklere sahip olan DualSense, hızlı bir şekilde bilgisayarlara bağlanabiliyor. Windows işletim sistemi yüklü bilgisayarlara USB aracılığıyla bağlanabilen DualSense kontrol cihazı ayrıca bluetooth üzerinden de hem mobil platformlarda hem de PC’ye kolayca kullanılabilir.Steam oyun platformu da DualSense’in PC’ye hızlı bağlantı kurmasını sağlıyor.
Steam istemcisinin yüklenmesinin ardından; (bilgisayarınızda bluetooth yoksa bluetooth adaptörü aracılıyla) ekranın sağ alt köşesindeki sistem tepsisini açıp, Bluetooth simgesine çift tıkladıktan sonra sırasıyla, “Bluetooth veya başka cihaz seçin” seçeneğini ardından “Bluetooth”a tıklayın. DualSense’in ışıkları mavi renkte yanana kadar PlayStation ve Share düğmelerine (PlayStation logolu tuş ile “\ | /” işaretli tuş) aynı anda basın. Kablosuz Denetleyiciyi seçtiğinizde DualSense’i bilgisayarınızla eşleştirmiş olacaksınız.
DualSense’i kablolu ya da yukarıda anlattığımız gibi Bluetooth üzerinden bilgisayarınıza bağladıktan sonra Steam size yapılandırma imkanı da tanıyor.
Steam’de sırasıyla Ayarlar, Denetleyici, Genel Denetleyici Ayarları’nı seçtiğinizde karşınıza çıkacak olan büyük resimde PlayStation Yapılandırma Desteği kutusunu seçin.
Adımları doğru takip ettiğinizde, algılanan denetleyiciler listesinde PlayStation 5 Denetleyici: PlayStation 5 Denetleyici yazacaktır. Bu mesaj, DualSense’in bilgisayar ile eşleştiği ve Steam oyunlarının DualSense ile uyumlu bir şekilde çalışacağı anlamına gelir.
Geniş ekran modunda, oyun içi menüsünü başlatmak için PlayStation düğmesine basarak DualSense’in ayarlarını da değiştirebilirsiniz.
DualSense ile ilgili daha ayrıntılı bilgi linkte:
https://www.playstation.com/tr-tr/accessories/dualsense-wireless-controller/
Bir boomads advertorial içeriğidir.
8 Aralık 2021 Çarşamba
11 Kasım 2021 Perşembe
9 Kasım 2021 Salı
Yeni Bir Vatandaşlık Anlayışına Doğru
Türkiye’de Vatandaşlık Sorununa Farklı Bir Bakış
“Doğduğun yer değil, doyduğun yer
vatandır.” Sözünü ezelden beri hiç sevmemişimdir.
Bu söz, insanı yiyip içen fakat
değer ve değer yargısı taşımayan bir evcil hayvan mesabesine indirir.
Ama gözden kaçan bir başka kötü
yanı daha vardır ki o da “vatanın” sahipliği konusunu anlaşılabilecek en yanlış hale getirmesidir.
Öncelikle insan sadece doyduğu
yerde yaşamayan bir canlıdır. Tam da bunun aksine insan yaşadığı yeri “doyulacak”
veya” bereketli” kılmaya çalışan bir
canlıdır.
Aksi olsaydı insan, kendisine
ekmek veren başka insanların sağmal ineğinden başka bir şey olamazdı.
Böyle insanlarla da ne devlet kurulabilir ne de adalet sağlanabilirdi.
Aslında böyle insanların
kurduğu bir sürü sözde devlet var. Fakat bu devletler, hukuk
sağlayıcı, ulus devletleri değil. Onlar, elleri silâhlı üç beş kabile
mensubunun güçlerini diğerlerine dayattığı bürokratik çetelerden ibaret.
“Vatandaş” kelimesi, vatan
kelimesine eklenen işteşlik ekiyle “ aynı vatanı paylaşan insanları” ifade
etmek üzere türetilmiştir; tıplı
meslek-taş, pay-daş, arka-daş gibi… Demek ki bu kelime bir paylaşımı ifade
etmektedir.
O halde “vatandaşlık” nereden
geliyor? Annemizden şans eseri dünyaya geldiğimiz bir yerden mi kaynaklanıyor? Yoksa başka bir kaynağı mı
var?
Vatandaşlığın kaynağı, doğulan
coğrafya değildir. Çünkü doğulan coğrafyanın bir “vatan” olabilmesi için oranın
herhangi bir ulus tarafından önce “vatanlaştırılmış” olması gerekir. Bu da
ilgili toprak parçasının kan dökülerek elde edilip yine kanla korunmak
istenmesiyle ortaya çıkar. Yani “vatandaşlığı” sağlayan vatan hiç kimseye
gökten inmez. O bizzat kanla elde edilir ve kanla korunur. Ve bundan dolayı da
herhangi bir ulus, kanı pahasına elde
ettiği hiçbir toprak parçasını, kanını
dökmeden teslim etmez.
Demek ki “vatandaşlığı” sağlayan
vatan, insan iradesinin bir ürünüdür, vatan doğal şartların sonucunda
kendiliğinden oluşmuş bir hayat alanı değildir.
Dolayısıyla “vatandaşlık” da toprağı vatan yapan ulusla aynı vatanı
paylaşmak demektir. Sorun şudur ki hiç kimse bir millete mensup olmaksızın,
o milletin vatanlaştırdığı
toprakları paylaşamaz. Bu,
vatanlaştırılmış toprak parçasının elde edilme ve korunma şartlarını kabul
etmek anlamına gelir.
Bir ülkede doğanlar o ülkeyi
kuran milletin dilini konuşacakları ve o milletin değerleriyle büyütülecekleri
düşünüldüğünden o ülkenin “ doğal vatandaşları” sayılırlar. Dünyaya gelmek
kendi seçimimiz olmadığından, herhangi
bir ülkeyi vatanlaştıran ulusun içine doğmakla bu seçimsizliğimizin karşılığı
olarak içine doğduğumuz milletçe korunuruz.
Buradaki temel ve fakat bir o
kadar ihmal edilen sorun şudur ki bir vatanda doğmuş olmak ancak ve yalnız
içinde doğulan vatanı korumak, kollamak ve sevmek şartlarına bağlı kalındığı
sürece vatandaşlık için bir geçici
gerekçedir. Yaşam hakkını içinde elde ettiğimiz, yaşam hakkımızın doğuştan
korunduğu ve diğer temel haklarımızı da
içinde kendiliğinden elde edebildiğimiz vatan, ancak milletin diğer
fertlerinin ortak değer yargılarıyla korunduğu içindir ki vatanı var eden
milleti reddetmek, vatanı korumaktan vazgeçmek ya da vatanı kuran milletin savaş mücadelesinde onu yalnız
bırakmak gibi bir hakkımız yoktur.
Bundan dolayıdır ki kanunen
yazılmamış bile olsa içinde doğduğumuz
anda temel haklarımızın, ulus
egemenliğinin organlarınca teminat altına alındığı vatanın birliği, bütünlüğü
ve devamı konularında “aykırı” düşünmek
gibi bir hakkımız olamaz. Bu konulardaki her türlü aykırılık bu yüzden doğrudan
doğruya “ vatan hainliği” olarak görülür.
Dolayısıyla her biri birer
menfaat olan hiçbir hak, ister doğal ister kazanılmış olsun, vatanın mileltiyle
bölünmez bütünlüğü aleyhine kullanılamaz.
Bugün Türkiye’deki durum ise
doğrudan vatana ihanet sayılması gereken eylemleri yargılayacak kanuni
kodlardan mahrum olmamız, vatana ihanetin “bedelsiz” kılınmış olmasıdır.
Vatandaşlık kanunumuz mevcut belirsizlikleri için yetersiz kaldığı
için de zamanla meydana gelen değişikliklere yeterli hızda ayak
uyduramayan yasama faaliyetlerimiz
yüzünden, açık vatan hainliği eylemleri, kanunun boşluklarında barınarak ülkeyi
zehirlemeye devam edebiliyor.
O halde ne yapılmalıdır?
1- Hıyanet-i
Vataniye Kanunu acilen yürürlüğe sokulmalıdır.
2- Türkiye’nin
açık ve tartışmasız Türk vatanı olduğu
kanunlaştırılmalıdır.
3- Türk
vatanında, vatanı oluşturan Türk Ulusu’nun egemenlik hakkının bölünmez ve
tartışılmaz olduğu kanunlaştırılmalıdır
4- Bu
kanunla vatandaşlığın ancak ve yalnız Türk vatanına bağlılıkla mümkün olduğu
kayıt ve şart altına alınmalıdır.
5- Geniş
ve doğal toplumsal kaynaşmayla meydana gelmiş
uluslaşmamıza karşı kendi ırksal kökenlerini Türk Ulusu’na bir egemenlik ortağı
olarak dayatmaya kalkanlara bir “vatandaşlık
yemini” ettirilerek vatandaşlıklarının, Türk Ulusu’nun kanıyla elde edilmiş
Türk Vatanında Türk Ulusu’nun sağladığı haklar sayesinde var olduğu
beyan ettirilmelidir.
6- Buna
uymayanlar derhal vatandaşlıktan çıkarılarak sınır dışı edilmeli ve mülklerine el konuşmalıdır.
“Vatandaşlık yemini” nasıl pek
çok ülkede farklı ırklardan veya farkılı uluslardan gelenlere, vatanın ve
hukukun tekliğini, egemen ulusun
gücüyle kabul ettirmek için
uygulanıyorsa bizde de aynı şekilde kullanılmalıdır. Böylece hiç kimse Türk
vatanında doğmanın, kayıtsız şartsız ve bedelsiz bir hak olduğunu
düşünemeyecektir.
Günden güne etnik terör, nüfus
terörü ve fiili şeritçılıkla işgal edilen Türk vatanında, bu yüzden artık
yazılı kanun metinlerinin ötesinde farklı, etkin ve ulusal bir vatandaşlık
felsefesi geliştirmemiz elzem olmuştur.
Sözlerimizi bugün kendisini
rahmet ve minnetle andığımız Yüce Atamız ATATÜK’ün sözüyle bitirelim:
“ NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!”
3 Kasım 2021 Çarşamba
Yazar Dediğin Ne Yapar?
İnsan ha deyince konuşamıyor. Her zaman bir video
çekmek de mümkün olmuyor.
Tamam da yazmayınca ne oluyor?
Belki de şimdi “Yazınca ne oluyor?” diye sormak lâzım. Çetin Altan, “Bir adamın
yazar olup olamayacağını anlamak için onu bir odaya iki saat kapatıp ne yazdığına bakmak lazım.” gibi
bir şey demiş. Haklı mı? Bence haklı.
Yemek arası tatlı mahiyetinde
yazmakla hayatını yazıya vakfetmek arasında
dağlar kadar fark var.
Yazar, hayatını yazıya vakfeden
insandır.
Yazar yazmadan yaşayamayan
insandır.
Yazar, işin sonunda bir ekmek
elde edemese de yazıyı vicdanî bir borç sayan insandır.
Yazar, başkalarına geçici,
buharlaşan hayaller gibi görünen evleri, kasabaları, şehirleri, ülkeleri
sözcükleriyle kuran, ebedileştiren insandır.
Yazar, başkalarının himmetine,
kayırmasına ihtiyaç duymadan üreten
insandır.
“Yazar” etiketi almakla tatmin
olup olmadığını kendine soramayan insan, yazar olamaz.
1 Kasım 2021 Pazartesi
27 Ekim 2021 Çarşamba
Genç Yazara Bir Mektup
Sevgili Yazar Kardeşim,
Nasılsın? İnşallah iyisindir.
Bizleri sorarsan kendi vatanımızda iç güveysinden halliceyiz. Sana bir mektup
yazmak istedim. Nereden başlayayım
bilemedim ama mutlaka yazmak istedim. Vakt-i zamanın birinde…
Bahçeli’de bir apartumandaydık. Aylardan ocak mıydı
neydi? Orta halli bir dairede bir alay adamdık. Ne hüzünlü ne şaşkın bir
kalabalıktık. Ve gene ağlaşıyorduk: “
Bizim neden senaristimiz, ressamımız, bestecimiz, yazarımız yok?” diye…
Kalbinde bu dünyanın olanca
hüznünü taşıyıp ince mi ince bir
suskunlukla çekip gitmiş bir arkadaşımın ardından, lüzumsuz mu lüzumsuz faydacılıklarımızla kendimizi teselli
ediyorduk ya… Dedim ya bir yandan da ağlaşıyorduk, “Neden yazarımız, çizerimiz
yok?” diye…
Ama ağlaştığımız aslında bu
değildi. Ağlaştığımız şey, neden güdebildiğimiz, idare edebildiğimiz,
emredebildiğimiz yazarlarımızın, yaratıcı zekâlarımızın olmadığıydı
Bir yerlerde muhakkak milliyetçi
bir yazar vardır. Ararsanız bulursunuz. Ama aramaya başlamadan önce büyüklerinizden
izin almalısınız. Yazarın, büyüklerce milliyetçi diye onaylanmaması halinde
ağzıyla kuş tutması dahi beyhudedir.
Bir eyyam-ı bahur içre âli Osmanî
peymanesinden hissedar olmamış ve hele ki part-i âlinin menfaat-i aliyesine hadim olmamış insana “milliyetçi” denemeyeceğinden, en
evvelâ milliyetçiliğinizin büyüklerinizce tasdik edilmesi icap eder.
Çünkü kimin yazar olup
olmayacağına onlar karar verirler.
Maazallah Türk İslam ahlâkına
aykırı, şeriata mugayir, hele ki cins-i latifle alakalı sevda-i masiva konulu
bir şeyler yazan birisi varsa
zinhar yanına yaklaşılmamalıdır.
Sahi yahu! Yazar ne yazmalıdır?
Aslına bakarsanız bunu kendime
yıllardır soruyorum.
Yazarlık “doğru şeyi yazmakta
isabet göstermek midir?” Yoksa yazarlık, kendi doğrularımızı kendi
estetiğimizle ortaya koyabilmek yetkinliği midir?
Eh… Bir yerlerde sizi yazar yapacağını söyleyen abiler ablalar, sizi dizlerine oturtup hangi
terkib-i Osmanîyi nerede nasıl kullanacağınızı size belletirken siz de “ Ay ne
güzel yazar oluyorum yavaş yavaş..” diye
sevinirsiniz.
De… Canlar ciğerler… O işler öyle
olmaz. Abilerim, ablalarım, kızmayın ama uyduruk kurslarla, abi abla onayıyla
hiç kimse yazar olamaz.
Şimdilerde “ Ay ne güzel bak ben
de bir milliyetçi gruba girdim, abilerim ablalarım benden yazı istiyor ben de
büyüyünce evelallah onların
müsaade-i keremi ile yazar olacağım…”
diye düşünen genç kardeşlerime, böyle
düşünüyorlarsa yazmayı yolun başında bırakmalarını hararetle tavsiye ederim.
Neden mi? Belki ben bir
hainimdir… Belki ben bir casusumdur, değil mi ya?
Herhalde ben milliyetçi camiada yeni yazarlar
yetişmesini engellemek için Bolivya istihbaratı tarafından tutulmuş bir
ajanımdır. Değil mi ya?
Genç Yazar Kardeşim!
Yazar olup olmadığına karar
verebilecek tek bir insan var, o da sensin! Galip Emmi’me atfedilen şu “erken
kifayet kompleksi” mavrasıyla senin önünü tıkamak isteyenlere, istirham ederim
aldırma. Çünkü bir yola girdiğinde ya kararlısındır ya da başarısız.
Kararlıysan yol alırsın, kararsızsan zaten yolda kalmışsın demektir.
Ve yazarlık konusunda karar verebilecek tek kişi de sensindir. Hiç
kimseye sana yazar olduğunu söylemek iznini vermemelisin.
Eğer bir yazar olmak istiyorsan,
bir yazar olarak yazmaya başlamalısındır. Her adımda büyüklerinden onay
bekleyen bir çocuksan üzgünüm ama hep öyle kalırsın.
Yazarlıkta ancak yazarak yol
alırsın. Yazmak senin için yemek içmek kadara doğal bir ihtiyaç değilse
muhtemelen sen yazar olarak takdir
edilmek isteyen bir amatörden başka bir şey değilsindir.
Sana neyi nasıl yazmanı söyleyecek
birilerine ihtiyaç duyuyorsan şöhret meraklısı bir müzmin acemisin demektir.
Genç yazar kardeşim…
Sözüm sanadır. Çünkü senin
dışında hiç kimse tamamlanmış bir metnin,
kalbinin orta yerinde bir kale gibi dikilecek tatminini hissedemez.
Çünkü senin dışında hiç kimse sözcüklerle bir dünya yaratma işinin
yorgunluğunu, ellerindeki hayali nasırların sızısıyla hissedemez. Çünkü hiç
kimse kendi dilinin sokaklarından senin gibi öyküler derleyemez.
Şunu da unutmaman lazım. Yazarsan
takdir edilmeksizin ve takdir
beklemeksizin yazacaksın.
Yazıyı maceraların en heyecanlısı
bilerek yazacaksın. Yazdığında, anandan
emdiğin sütün tadıyla kokusuyla yazacaksın. Onu ancak ve yalnız sen tadacaksın.
Hiç kimsenin tarifine ve iltifatına bakmaksızın yazacaksın. Yazdığın her
metinle Türkçe’nin bir yol tabelasını, bir harita kerterizini, diktiğini
düşünerek yazacaksın. Seni bu kutlu işte, sözde mevkileriyle sözde yetkileriyle
sınırlayanlara gülerek yazacaksın. Seni görmezden gelenlere gülerek yazacaksın.
Çünkü şunu bilmelisin ki onlar seni kartondan
takdirleriyle ve cehaletleriyle
güttüklerini sanacaklar ama… Onlar yazamayacaklar, sadece sen
yazacaksın!
Ve onların önlerine yazdıklarını
yığsan bile görmeye yanaşmayacaklar. Çünkü sen onlar gibi olmayacaksın. Çünkü
sen ancak kendi ağzınla ve kendi ellerinle dünyalar yaratacaksın.
Sen öksüz Türklüğünle, Arap
özentiliğinden caiz bir milliyet duygusu çıkarıp da Türklüklerini imanlarının
bir yerine sığdırmaya çalışanlara aldırmadan yazacaksın.
Onlar yapamayacaklar…
Ama sen yazacaksın.
Maruzatım budur, sağlıcakla
kalasın, bereketle yazasın.
“Casus” Ağabeyin Afşar
.
13 Ekim 2021 Çarşamba
6 Ekim 2021 Çarşamba
Dinci Bilim Yanılgısı Ve Yanlış Tanrı Kanıtlaması
Bir ispat ancak önermenin
bağlamında gerçekleştirilebilir.
Neden böyledir? Çünkü her önerme
ancak belli şartlarla öne sürülür. Şarttan bağımsız tanım ve önerme öne
sürülemez.
Peki Tanrının varlığının bilimle
kanıtlanması mümkün olabilir mi? Maalesef Tanrı’nın varlığı hiçbir bilimsel
örnekle gösterilemez, kanıtlanamaz.
Bilim bize tabiatın
düzenliliklerini açıklayabilir. Fakat hiçbir düzenlilik mükemmel bir aklın
kusursuz tasarımını göstermez. Peki ama neden Mucize gibi gözlediğimiz
olağanüstü güzellikler mükemmel bir tasarımdan başka neyle var edilebilirdi ki?
Bunu iddia edebiliriz fakat şunu
unutmamalıyız: Bilim bizim algı sınırlarımızla ilgilenir. Ya da şöyle söyleyecek olursak: Algılayamadığımız şeyi bilemeyiz. Peki ama nasıl oluyor da algılarımız dışında
kalan şeyleri de bir şekilde bilebiliyoruz? Algı sınırlarımızın dışında
kalanları, çeşitli araçlarla algı sınırlarımızın içine çeker, tercüme ederiz.
Kızılötesi dalgaları, görünebilir sahaya
çekerek karanlıkta görebiliriz.
Teknolojimizi geliştirdikçe algı
sınırlarımızı yapay olarak genişlettiğimizi söyleyebiliriz.
Peki ama insanlar Tanrı’ya bilimin ve teknolojinin sağladığı imkânlardan dolayı mı inanırlar?
Yoksa onun varlığını inançlarıyla mı kanıtlamaya çalışırlar?
Tanrı inancı, bilimin getirdiği
kanıta dayalı bir inanç değildir. Çünkü Tanrı’nın varlığının niteliği bizim
algılarımızın sınırlarına çekilemez ve tercüme edilemez. Kaldı ki sınırlı bir
kapsamla sınırsızlığı açıklamak ancak matematik evrende mümkün olabilir.
Tanrı’nın bilimle açıklanabilmesi
için açıklanabilir, kanıtlanabilir şeklide “sınırlı” olması gerekir. Oysa Tanrı
sınırsızdır. Dolayısıyla kavranması mümkün değildir. Kavranması mümkün olmayan
bir varlığın “tanımlanması”, “ açıklanması” mümkün değildir.
Dolayısıyla önce bir şeye inanıp sonra
algılanan her şeyi onunla ilgilendirmek, elinde çivi olan birinin her şeye
çekiç gözüyle bakmasına benzer. ( Ya da tersi)
Buradaki temel yanılgı ya da
kasıt şudur: Tanrı’ya bilim aracılığıyla
inanmak demek onun varlığının akılla açıklanabileceği anlamına gelir. Peki ama dini savunanlar neden dinin sıradan insanların akılcı sorgulamasına
kapalı olduğunu söylerler?
Eğer Allah madde değilse maddenin unsurlarıyla
nasıl açılanabilir? Kısaca söyleyecek olursak madde olmayan, maddeyle açıklanamaz. Hiçbir maddi benzetme Tanrı’nın işleri veya şahsıyla ilgili
bir açıklama getiremez. Neden böyledir?
Çünkü Tanrı’nın yaratımı nedensellik
dışıdır. Onu nedensellikle ilişkilendirdiğimiz anda onun iradesini ve gücünü
sınırlandırmış oluruz.
Peki özellikle Nurcuların pek sık
kullandığı sözde matematik veya fiziksel ispat yöntemi nereden geliyor?
Bunların kaynakları anlayabildiğimiz kadarıyla Hurufilik, kabalizm ve Yahudi mitolojisi…
Tanrı’ya inanmak isteyenler
başkalarının uzmanlığına, bilimin maharetlerine
sığınmak istediklerinde,başkalarının aklıyla aklın ve algının dışında kalan bir
varlığı anlamağa çalışıyorlar demektir.
Sözde bilimle bilim sömürüsüyle
Tanrının varlığı kanıtlanamayacağı gibi bu basitlik, Tanrı hakkındaki ulvi
düşünceleri ve güzel hisleri bayağılaştırmaktan başka bir işe yaramıyor.