31 Ekim 2014 Cuma
SÖYLENMELER
17 Ekim 2014 Cuma
Cehaletimizin Prangası
Ne halk biliyor kime niye oy verdiğini ne de iktidarın ne yaptığından haberi var.
Sanalağ iletişimini resmen yasaklamak dinci iktidar için bile imkansız. Onun için twitter üzerinde "şiddeti eleştirilere" "Beş yıla kadar hapis cezası" düşünülüyormuş.
Memlekette PKK militanları CMUK'dan , herhangi bir Türk vatandaşındandaha iyiyararlanabiliyor, camnın istediği gibi şiddet uyguluyor.
Bu yetmezmiş gibi polis şiddeti degayet keyfi şekilde tepemize biniyor..
Görünen o ki şiddet tekeli, elinde silah bulunduran herkesçe rahatlıkla paylaşılıyor
Ama eleştirinin "Şiddetlisi' anlaşılan o ki suç teşkil ediyor?
Peki "Halkımızı sokağa çıkmaya çağırıyoruz!" diyenlerin şiddet histerisi ne oluyor? Bu suç değil mi?
Türkiye'de suçlar hukuka göre belirlenmiyor, hükümetin keyfine göre belirleniyor.
AKP seçmeni menfaat, kin, taassup vs.sebeplerle hükümeti destekledikçe, boynundaki pranganın daha da sıkılaştığını fark edemiyor.
Türkiye'yi boğan öldürücü cehalet işte bu!
16 Ekim 2014 Perşembe
Esbab-ı mucibesi kendinden menkul Astım Bronşiale
30 Eylül 2014 Salı
Ucuz olsun peşin olsun, basit olsun benim olsun,hemen olsun !
Ego:
Toplumumuz için kullanmak istediğim bu yargı ( ki beni topluma karşı yargıç pozisyonuna alır ve hak verilirse ego yükselir. ) ne yazık bir çok zahmetli tecrübelerden sonra edinilmiştir.
Bu ülkede herkes sizi dinleyebilir hak verebilir hatta birlikte çalışıyor olabilirsiniz ve de yanınızda savaşabilir fakat, işte cümle buyurun : Her zaman, hemen, şimdi teklif edilen bireysel ikbali uzun vadede topluluğa yayılabilecek ikbale tercih eder. Ucuz olsun, basit olsun ama benim olsun. Uzun vadede şahsına ait olacak kazanç ilk tekliften ne kadar yüksek olursa olsun bu peşincilik ve kolaycılık her türlü eğitim seviyesinde aynı rağbeti görür.
Hayatımız seçimlerimiz değil midir ? Peki bu seçim biçimi bizden ne alır ne verir ? :
Evet ilki peşindir. Tasarılarınızı planlarınızı, yolunuzu terk ettiğiniz anda hemen alırsınız bu bir statüdür, maddi olanaktır yada hazdır, her neyse...Bir topluluğun iyileşmesi ve gelişmesi olanağına rağmen tercih etmişsinizdir ama o topluluğun geleceğini yok ettiğinizi fark etmezsiniz. İşin enteresan tarafı içinden çıktığınız topluluk erozyona uğradığında sizin ikbaliniz de anlamsızlaşacaktır.
İkinci tercih uzun vadeli ve meşakkatlidir, başarı şansı yüksek olsa da risk barındırır ancak başarırsanız topluluğun bekası ve sizinde ikbaliniz söz konusudur. Öncelikle gücün,hakkınızda alacağı kararlara mantıklı ve rasyonel reddiyeler oluşturmanız gerekecektir, sonra başka bir çözüm bulup öngörülerinizle olacakları karşınızdaki dirence izah etmelisiniz. Kolay olmayabilir ama analitik bir düşünce, olaylara makro ve mikro bakış açısı alt yapı, kültür bilinci, ve öngörü ile planlama yapıldığında başarı şansı yüksektir. Doğrudur, yola çıkmak için, risk alabilen bir savaşçı olmanız gerekir.
Yarar:
Orta yaşlarını tamamlamış bir nesil için yararı olmayacaktır çünkü uzun bir vadeden söz ettim. Binaenaleyh ikinci yolun nasıl hazırlanacağını ve neden tercih edilmesi gerektiğini sonrakilere anlatmak yararlı olabilir. İkinci yol, bir süreçtir getirisi katlanarak büyür zira insan da yol içinde gelişmektedir, karşılaşılan her problem, yeni bir yaratıcılığı ve bilgi edinme gereksinimini doğurur.. Burada da herkes pay alabilir. İkinci tutum, onu misyon edinen kişilerden, ait olduğu topluluğa ve oradan ulusun bekasına varacak bir paradigma izler.
Şunu da hatırlatmakta yarar vardır, hemen peşin olan çıkarın ucu kapalıdır.Hepsi göründüğü kadardır ömür boyu sürse dahi eğer siz bu iktidarı zayıf ve aciz bir topluluk içinde kullanıyorsanız nihayetinde o topluluğa hitap edebilirsiniz ve aidiyet bağınız sizi her geçen gün aşağı çekmeye devam edecektir.
İkinci yolu başarırsanız, güçlü ve onurlu bir topluluğun doğal lideri olabilirsiniz, kazandırır ve kazanırsınız.
İkinci yolun başarı şansı,gerçek anlamda demokratik, devletin kendi sınırları içinde ve alanında bulunduğu ikna edilebilir bir konumda yer aldığı, vatandaşa her konuda aynı mesafede olan bir hukuk devleti içinde kolay ve olağandır.
Devşirme bir demokrasi ve günlük değişen hukuk kuralları ile çalışan merkantilist müdahalelerin olduğu devlet yapısı içinde güçtür ama başarılamaz değildir.
Önemli olan, yolu peşin ve ucuz satmamaktır.
28 Eylül 2014 Pazar
Hayatla Savaşan Dincilik Ve Demokrasi
Dinciliğe karşı sürekli dinin
özüne dair savunmalar geliştiriliyor. “İslâm aslında bu değil… İslâm’da bu işin
hikmeti şu…” tarzı savunmalarla dincilerin aklına hitap edilmeye çalışılıyor.26 Eylül 2014 Cuma
80 Öncesi bir apolitik ten 78 kuşağı algısı
23 Eylül 2014 Salı
Azerbaycan'da Gelişen Rus Bağımlılığı Ve Kırılan Türklük Bilinci
Mahalle baskısı ve türban, tam yedi yıl önce
22 EYLÜL 2007 CUMARTESI

Pek tabii ki Anadolu’nun küçük bir şehrinde ki bir ilkokul ne bu ebatlarda idi nede ilkokul öğrencileri birere insan azmanı.
Yine de benim gözümdeki dehşetin gerçek olmadığını söyleyemezsiniz. Aynı dehşeti ortaokulun birinci sınıfında bir kez daha duydum. Okul yalnızca orta öğretim olduğuna göre öğrencilerin yaşları 12 ila 15 civarında olmalı. Paydos saatinde okul bahçesinde bana göre binlerce kişi vardı. Tartışmalar ve itişmeler hatırlıyorum bir kavga bir protesto olmalıydı. Hatırladığım kadarı ile iki öğrencinin Ramazanda simit yemesine bir kısım öğrenci tepki göstermiş gerginlik zor giderilmişti. Yaşları 12-15 arası bu öğrenciler hangi dini bilgi ile hangi inançla böyle bir tepki oluşturdular hala anlamam güç. Pek tabii okul bahçesi binlerce kişiyi alacak büyüklükte değildi. Öğrenci sayısı da sanırım üç yüzü geçemez ama benim dehşetim son derce gerçekti. O simidi yiyenin ben olması içten değil di. Bu protesto bana yapılsa bu gün burada böyle biri olur muydum ne kadar yara alırdım bilemiyorum.
Bundan otuz beş yıl önce yaşadığım bu olaya şimdi mahalle baskısı adını veriyorlar. Bu baskının yaşadığınız çevreye ve yaşınıza göre hissedilme algılanma ve değerlendirme boyutu şimdilik akla bile gelmiyor.
Öte yandan .pek tabii ki Üniversiteler de türban serbest olsun isterim. Bunu özgürlük adına bireysel tercihe olan saygı ve sevgimden isterim. Bunu isterken endişe duymadığımı da söylemek zor. Çünkü “İnancım gereği örtünüyorum “ cümlesi bir bakıma örtünmeyenlerin inanç eksikliği yada inançsızlığının da tanımını getiriyor.Türban takmak isteyenlere giyim tercihim budur yada dini yorumum bu dedirtseniz değişecek bir şey olur mu bilmiyorum.Öte yandan dindeki örtünme modelini tartışmaya kapalı olarak algılarsanız, örtünme yaşı bluğ ile başlıyor neredeyse tepeden tırnağa yalnız, gözler ve ayaklar görünmek şartı ile kadın komple kapatılıyor.Nasıl yani ? “ Tanınmayacak şekilde “ .Kesinlikle dikkat çekmeden, yani türbanı takıp son moda giyinerek ya da rimelli gözler parlak rujlar ve allıklar kullanarak hiç değil. Bu yazdıklarımda örtünmenin bir başka ölçüsü.
Şiimdi buradan bakıp örtünme sınırını, saçı kapatmak, örtünme yaşını da 18 yaptık diyebilir misiniz? Üstelik bunu Anayasa ya yazdığınızda bir başlangıç bir ilk olarak mı göreceksiniz? Sonra inancın bununla da kalmadığını düşünüp, ilk ve orta öğretime de özgürlük getirecek miyiz?
Beyler, hanımefendiler
Bütün mesele inancımız gereği diye yola çıkıp evrensel hukuk kurallarını inancımıza göre düzenlemekle başlıyor. Bu gün yalnızca samimiyetle saçını örtmek arzusunda olanlar yarın Kuran’ın diğer yorumları ile baş başa kaldıklarında sosyal alanda bu baskıyı kaldırabilecekler mi? Bence bu konuyu türban isteriz diyenlerde yeniden düşünmeli. Sorun türbanlı yada türbansız her Türk kadınının sorunu. Eğer demokrasi ve özgürlük adına dinin çeşitli yorumları ile sosyal hayat baskı altına alınacaksa buna ilerleme denmez herhalde.
Hülasa mahalle baskısına gelmeden önce özgürlük-türban-inanç üçgeni içinde çözümsüzlük bir hayli yoğun.Bütün mesele ayrışmanın tartışması düşünsel alanda mı yoksa fiziksel alanda mı olacak.Buda medeniyetin ölçüsü olsa gerek.Risk görmüyor değilim, özgürlük için bu riski alıp savaşmak doğrumudur ondan da emin değilim. Saç benim baş benim ama neyse, zaten bana sormayacaklar değil mi ?
Merhabalar efendim
Afşar Bey' e teşekkürler ederim yazarlığımızı yedi yıl bekletmiş. Bu arada okuduk, yazmadık... Bir şey birikti mi bilmiyorum. Tamam yazayım dediğinizde, günlük rutininiz yada gün içinde kızdığınız sevindiğiniz özlediğiniz bir şeyler dışına çıkmak oldukça zor.
Sosyopolitik içerikli bir bloğa Eylül ayında nasıl domates konservesi yapalım veya nenem dedeme ne pişirmişti, dedem ne yemişti, Türk kadınının okumuşu yazmışı ne okuyor, kadim kültüründen ne almış çocuğuna ne veriyor neden Batı'yı taklit etmek çok moda falan gibi meseleler sanki bu blog için uygun değilmiş gibi geldi bana. Ta ki düne kadar; tuhaf bir rastlantı, yedi yıl önce tam da 22 Eylül günü mahalle baskısı içerisinde, türban olayını irdelemişim ve orta öğrenime de bu serbesti sağlansın denirse ne yapacaksınız diye sormuşum. Yedi yıl sonra aynı gün aynı saat de bu serbesti geliyor. O günkü yazıyı yazarken İslami anlamda örtünmek konusunda söyleyebileceğim çok az şey vardı bu nedenle yazılanlar endişe seviyesinde kalmış. Bu gün ise islamda örtünmekten kastın fiziksel ve düşünsel anlamda sakınmak olması kanaatindeyim. Bu kanaat elbette sosyolojik bir ortamı gündeme getiriyor ve farklı bir tartışmanın konusu.
Neticede, özgürlüklere elbette karşı değilim diğer kişinin alanını işgal etmeye yeltenmediği sürece... Demokrasi çığlıkları atarken laik tutumu ortadan kaldırırsanız mutlaka ama mutlaka başka bir şeye inanan insanları yok saymanız ayrıştırmanız, uyarmanız ve hizaya sokmanız gerekir. Sizin de dediğiniz gibi Dünya' da bir tane laik olmayan sağlam demokrasi yok!
22 Eylül 2007 de yazılmış bu yazı için demiştim demeyeceğim, ülkemizde öngörünün bir yaşlılık nişanı olarak göründüğünü biliyorum. Biz düşünen insan bir kaç senaryo öngörebilir ve bunların gerçekleşme ihtimali yüksektir deyip bu işten sıyrılalım.
19 Eylül 2014 Cuma
Türk Ulusu'na Saldırıda Liberal Truva Atları
Hayır, Kürtçü partilerin bu işte etkisi az. Çünkü onlar zaten ilkel ve saldırgan bir tutum sergiliyordu.
Türk solu da zaten" marjinal", hayalcive şiddete eğilimli göründüğünden Kürtçü kışkırtıcılıkla olan yoldaşlığı garipsenmiyordu.
Ne olduysa liberaller olaya girdikten sonra oldu
"Sağ"sayılan liberaller iki şeyi kökten değiştirdi.
Birincisi ""sağın"koruduğu sanılan milli değerlere karşı solda ancak saf Marksist fraksiyonlarda görülen milliyetsiz, vatansız bir enternasyonalizmi kendi içlerinde meşrulaştırdılar
İkincisi hukukun temeli olan "temel haklar" karinesinin ulus,hukuk ve demokrasi karşıtı dincilik ve etniırkçılıkuk tarafından istismar edilmesinde payanda oldular.
iyide liberal denen insanlar neticede bir avuuçtular. Nasıl koskoca bir paradigmaya, ulus-al devlet fikrini yıpratabilirlerdi ki?
Sorun onların sayısı değildi.Sorun onların kullandıkları anahtar kelimelerdi. "Hak", "hukuk", "demokrasi","adalet", gibi dokunulmaz kavramları kullandığınızda eğer karşınızda bunların bağlamı vekapsamı, ayrıca da " geçerlilik şartları" konusunda bilgisiz bir kitle varsa sözleriniz etki göstermeyecektir.
Ama bu sözleri, kitleleri tahrik etme gücüne sahip insanların isteğine göre kullanırsanız o zaman yaratacağınızkitleleri tahrik etme gücüne sahip insanların isteğine göre kullanırsanız o zaman yaratacağınız çığın gücünütahrik etme gücüne sahip insanların isteğine göre kullanırsanız o zaman yaratacağınız çığın gücünü kimse tahmin edemez.
Liberaller bu dokunulmaz kavramları etnik ırkçı terörün ve dinciliğin ellerine teslim etmiştir.
Bunun sonucunda da sıradan iinsanın aklında artık ulus/ millet kavramı anlamsızlaşmıştır. Bu, sıradan insan için artık korunması gereken bir vatan kavramının ortadan kalkmasına yol açmıştır.
Bu,dinciliğin din istismarımn,, ikiyüzlülüğünün ve şiddet eğiliminin meşru demokratik bir söylemve hükümet etme biçimi olarak benimsenmesine sebep olmuştur
Belki en kötüsü, Sıradan Türk insanının bilincinde etnik ırkçılığın meşru bir siyaset olduğu kanaatini yerleştirmiş olmasıdır.
Bunun dipten gelip gitgide yıkıcı bir tsunamiye dönüşecek sonucu ise Kürt kökenli yurttaşların artık PKK'yı içselleştirmeye başlamış olmalarıdır ki bir iç savaş çıkmasa bile bunun toplumsal maliyeti asla tahmin edilemez.
Her Kürt'ü bir PKK'lı olarak görmeninTürk toplumunun dincilikle uyuşturulamamış kesimlerinde ki bu, toplam seçmen kitlesinin en az yarısıdır yaratacağı travma da tahmin edilemez.
Liberaller hem liberalizmin akılcı , düzeltici fikir evrenini etnik ırkçı ve dinci şiddetin ellerine teslim ederek bu fikir sisteminin ulus nazarında ihanetle özdeşleştirilmesine sebep oldular.
Buna ulusal endişelerle karşı çıkan bir avuç solcu da solun kitle partisi CHP'nin vatansızlığıyla anlamsız kılındı.
Liberalizmin "Türkiyeli"liberallerce istismarı Türkiye'nin her türlü ilkel şiddetin açık hedefi olmasına sebep oldu.
Allan korusun ama herhangi bir iç savaş halinde bunun en büyük sebebi, etnik ve dinci bölücülüklere meşruiyet kazandıran liberaller olacaktır.


