8 Şubat 2026 Pazar

Bana Sınıfını Söyle…

 

Marksist Sınıfçı Determinizme Bir Reddiye

Yüksek lisans tezimi hazırlarken güzel sanatlar hakkındaki analizlerin neredeyse tamamının sınıf temelli olduğunu fark ettim.

 

Bir sanatçının eserleri incelenirken genellikle onun “toplumsal, sınıfsal, tarihsel bağlamları” ele alınıyor.  Güzel sanatlar eleştirisi neredeyse tamamen Marksizme dayanıyor.

 

Bir sanat eseri incelenirken o eserin içinde oluştuğu toplumsal şartlar muhakkak göz önünde bulundurulmakla kalmıyor, eser, kesinlikle o şartların ürünü olarak görülüyor.  İşin özeti şu: Sanatçı hangi sınıfın insanıysa o sınıfın eserini üretiyor.

 

Böylece sanat eseri meselâ Bourdieu’nün dediği gibi “alanın ve habitusun” adeta matematiksel bir sonucu oluyor.  Kısacası bir insan burjuvaysa elbette “burjuva değerlerine” yöneliyor ki bu değerler de zaten sınıf  çıkarıyla şekillenen “üst yapı estetiğinden” geliyor.

 

Bu görüşler de insanın “sınıfının bir üyesi” hatta “sınıfının bir  ürünü” olduğu  kabulüne dayanıyor.

 

Bu görüş o kadar yalın, açık ve kendiliğinden doğru kabul ediliyor ki başka bir açıklamaya ihtiyaç bile duyulmuyor. Hatta Marksizmin etik diktatörlüğü yüzünden başka bir açıklama günah ve hatta “insanlık suçu” kabul ediliyor.

 

Peki ama bu görüşleri makalelerinde kullanan ve bundan itibar kazanan akademiya   mesela meselenin e neresinde yer  alıyor?  Bir akademisyen kendisini hangi sınıfa mensup sayıyor? Herhangi bir sosyalist akademisyen kendisini işçi sınıfına mensup hissettiğinin söyleyebilir ama gerçekten o bir işçi midir?

 

Herhangi bir konuda cidden çok yoğun ve metodik bir çalışma yürütüp o konunun uzmanı olmak şüphesiz takdire şayandır. Sorun, bu çabanın hangi şartlarda harcandığıdır.  Akademik çabalarının semeresi olarak gördükleri çalışma konforu akademisyenleri nereye yerleştirir? Bilgiyi en ince bir süzgeçten geçirmek için sabır gösterdiklerine göre harcadıkları emeğin karşılığını almaları gerekmez mi?

 

Şüphesiz bunu fazlasıyla hak ederler. Diğer yandan yaptıkları işle emeklerinin marjinal değerini yükselttiklerini ne yazık ki fark edemezler.  Böylece, bir yandan “herkesin yapamayacağı” bir işi elde edip diğer yandan herkesin yapabileceği işlerin değerine talip olduklarını söylediklerini de fark edemezler.

 

Peki ama bu çelişki bize neyi anlatır? Bu çelişki bize iki şeyi anlatır:

 

Öncelikle “sınıf” diye kalıcı bir kategori yoktur.  Çünkü büyük emekle hazırladığı birkaç makaleyle kendisine ayrıcalıklı bir konumu “hak eden” bir insan, içinde geldiği ailenin genellikle mensup olduğu gelir tabakasının üstüne çıkar.  Akademisyen, geldiği sosyal tabakanın hem gelirinin hem de o tabakanın sahip olduğu bilgi seviyesinin çok üstüne çıkmıştır. İkincisi ve bana göre daha önemlisi, bilginin akademisyenin dünya görüşünü de etkilediği düşünülürse o artık genişleyen (umulur ki) ufku ve düşünme kapasitesiyle “sınıfının insanı” olmaktan çıkar.

 

Akademisyenlerin önemi şudur: Herhangi bir girişimcinin parayı kullanarak zenginleşmesi Marksizm sultası altında köleleştirilen zihinlerimizde genellikle kendiliğinden ahlâksızlıkla bağdaştırılır. Oysa bazı istisnalarına rağmen akademisyenlik ciddi emek gerektiren bir meslektir. Üstelik bu emeğin ürünleri sanayi üretiminin küçümsenen seri kişiliksizliğinden apayrı, son derece bireysel, kalıcı ve eleştiriye açıktır.

 

Demek ki insan “sınıfının” ya da “tarihinin” bir ürünü değildir.

 

Oysa akademiyanın en sevdiği şey Marksizmin bu çarpık determinizmidir. Marksizmin diyalektiği dilinden düşürmediğine baktığımızda Marksist eleştiri diktasının kullandığı yöntem, bu açıdan doğrudan ve en kabasından nedenselciliktir/determinizmdir. Marksist felsefî dikta bir yandan sözde diyalektik söylemiyle kendisine felsefi bir sözde meşruiyet alanı kazanırken diğer yandan doğrudan doğruya nedenselci/deterministik yöntemiyle de akılları sömürür.

 

Bu yüzdendir ki  sosyal bilimlerdeki Marksist düşünce diktası artık kırılmalı, bu yöntemin çarpıklığı cesaretle dile getirilmelidir.


Görselin kaynağı: https://en.wikipedia.org/wiki/Social_structure#/media/File:Pyramide_%C3%A0_renverser.jpg Erişim tarihi: 08/02/2026

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hiç yorum yok: