22 Kasım 2013 Cuma

TARİHE NOTLAR:MATEM

Bu akşam şehir merkezinde kurulan matem çadırı çevresindeki sine dövme törenlerini seyrederken bir ayrıntı dikkatimi çekti...
Her cami ekibinde bir kişi kelimeyi tevhit bayrağını sallarken bir diğeri bayrağımızı sallıyordu…
O arada eşim dedi ki, “bu törenler önemli çünkü burada hala Türk varsa bu törenlerin verdiği ruhla var.
Burada Şiilik Türklüğün var olma savaşına hizmet ediyor.”
Gerçekten de, bölgede yaşayan Sünni Türklerin (Terekemeler dışında) Kürtleştiğini söylemek mümkün…
Türkistan göçmeni bir aşiret olan Gelturan aşireti, ayırt edici yüz görünümlerine rağmen Kürtleşmişler…
Bu aşiretten karşılaştığım birkaç kişi koyu Kürtçü söylemleriyle beni şaşkınlığa sevk etmişti.
Bu gece törenleri seyrederken “Türkler ve Din arasındaki derin ilişki”nin gücünü bir kez daha idrak ettim…
Vücutlarını zincirlerle döverek, mersiyeler eşliğinde feryatlar eden bu gençlerin, dedelerinin henüz İslam ile karşılaşmadıkları bir dönemde Arap dünyasında yaşanmış bu hadisenin, bu zulmün, bu katliamın acısını bedenlerinin her zerresinde hissettiklerini görmemek mümkün değil…

Tespitim Geldi: Anıtkabir Ziyareti

11 Kasım 2013
Anıtkabir'i dolduran milyonlar, tepkisini korkusuzca haykıran insanlar, sizce hangi partiye mensuplar?
Hangi partinin ideolojisi bu sosyal harekete çerçeve çizebiliyor?
Böylesine farklı sosyal köklerden, inançlardan, değer yargılarından insanı yurdun dört bir yanında bir araya getiren, ortaya çıkaran bu müthiş dayanışmayı açıklayabilecek kelime ya da kavram hangisidir?
Bu infial gören gözler için bir milletin topyekûn kendini yok etmeye yemin etmiş güruha “ORADA DUR!” mesajıdır…

Tespitim geldi: Sanal Dostluk

Bir yirmi yıl evvel deseydiler ki, daha önce hiç karşılaşmadığın, bilmediğin, görüşmediğin, varlığından bile haberin olmayan insanları, yüz yüze bir an bile gelmeden dost kadar yakın hissedeceksin ve ahbaplık kuracaksın diye inanmazdım...
Söyleyene de; "Şaşkın, olur mu öyle şey" derdim...
Şimdi hayatıma sanal ağdan değen onlarca insan var.
Kimini abi belledim, kimini abla, yaşı küçük olanı kardeş, ama hepsini birden arkama daş belledim, yani arkadaş...
Ve ben onları tanımış olmaktan bahtiyarım...
Yaşasın sanal ağ kardeşliği...

TARİHE NOTLAR:DİKENSİZ GÜL BAHÇESİ

Meydan boş nasıl olsa, dikensiz gül bahçesine giren çok olur...
Derindir Türk'ün uykusu, biliyor densizler...
Doğacaktır o şafak vakti elbet, o gün kan damarda durmayacak, kurulacak salıncaklarda sallanacak nesebi gayrisahihler...

BEKLENTİM GELDİ:MUŞTULU GÜNLER

Dinciliğin uyuşturduğu beyinlerin uyanıp hakiki dinle buluştuğu o muştulu günlerin bir an önce gelmesini diliyorum...

TARİHE NOTLAR: MANKURT SÜRÜLERİ

Hala it gibi ürüyorlar, böyle giderse Türk milliyetçilerinin bu ülkeyi böleceğini utanma bilmez, tükürülse doymaz çehreleriyle tekrarlayıp duruyorlar...
Her yerdeler, düşmanla işbirliği yapan yeni nesil Vahdettin'in adamları adeta idrakleri deve derisiyle alınmış mankurt sürüleri gibiler...
Bu sürülerden yeniden millet nasıl inşa edilir, bilinmez ama bugün bile hakikati görmediler...
Korkarım kangren olmuş bir organ parçası gibi çöpe atılmaktır kaderleri...
 

TÜRK'ÜN DAMARLARINDAKİ KAN ÖFKE OLUP KABARMAKTA, MEŞRU MÜDAFAA HAKKIMIZ BAKİDİR UNUTULMAYA!

Tespitim Geldi: Etnik Temizlik

Kesif Türk kitlelerinin bulunduğu yerlerde yaşayanlar adeta başlarını kuma gömmüş deve kuşu misali yürütülen sistematik etnik temizliğin farkında bile değiller...
Daha geçen asrın başında kesif Türk nüfusun yaşadığı şehirlere bugün Kürt kenti gözüyle bakıyorlar ve hak sahibi addettiklerine hakkın verildiği yanılgısı içindeler...
HANIMLAR, BEYLER!
BEDELİNİ ÖDEMEYE RAZI DEĞİLSENİZ, BİLİN Kİ GİDEN ATA YADİGARI, HER ZERRESİ ŞEHİT KANIYLA SULANMIŞ VATAN TOPRAĞIDIR VE TÜRK'ÜN 1923'TE ÜZERİNE TESCİL ETTİĞİ EGEMENLİK HAKLARIDIR...

TARİHE NOTLAR: IĞDIR

Iğdır doğudaki son kale, son cephe hattı, düşerse düşmanın durdurulacağı yerin neresi olacağını sadece Allah Bilir!

TARİHE NOTLAR:ZOR OYUNU BOZAR!

2007 ya da 2008 senesiydi.
Bir grup asker dostla Güvercinlikte Jandarma Kışlasının piknik alanındayız.
Güneydoğu'dan yeni gelmiş bir Jandarma Komando Yüzbaşı mealen; "Biz bu savaşı kaybettik, çünkü bu bir kavgaysa top yekûn yapılmalıdır. Sadece yumruklarınızla dövüşmeniz yetmez, bedeninizin her uzvunun kavganın parçası olması gerekir. Biz askerler ölmeye hazırken ve hâlihazırda ölürken, toplumun diğer kesimleri bunu takmıyorsa, gündelik hayatını, vur patlasın çal oynasın sürdürüyorsa, siyaset bilimi ve siyasetçiler, sosyologlar, sosyal-psikologlar çözüm üretmiyorlarsa bu mücadele sürdürülebilir olmaktan çıkmış demektir… Ben diyorum ki, Sivas’ın batısına çekilelim, toparlanalım ve hazır olduğumuzda bu işi kökünden çözelim… Ya da verelim gitsin, nereleri vermedik ki, anasını satayım…” dedi…
Ona bu yılgınlığını anlayamadığımı, subay denilen meslek grubunun yılmaya, bedbin olmaya hakkı olmadığını uzun uzun örnekleri ile anlattım…
Bana döndü dedi ki; “Bu sözlerinin gerçek hayatta yeri yok…” sonra yutkundu; “Devlet her ne ise, onun sahipleri her kimler ise, bu vatan toprağını kaybetmeyi kabullenmişler, sadece bizi o kaçınılmaz güne hazırlıyorlar…” dedi ve sustu…
 
O subayla bir daha hiç karşılaşmadım ama o an içimden “zor oyunu bozar!” diye geçirdiğimi hatırlıyorum…

Tespitim geldi:Tüketim toplumu

Sanal ortamın en kötü yanı fikirlerin çok hızla tüketilmesi, tam bir tüketim çılgınlığı yaşanıyor... Sanırım bu durum günümüzün ruhuna uygun...