18 Ocak 2011 Salı

Tarafsızlık Yanılgısı Ve Güç Tapınıcılığı


İşi tutup bir ucundan felsefeye bağlamazsam, rahat edemem, huyum kurusun…

Daha bugün bloga girdiğim bir yazıya gelen yorum beni hem güldürdü hem düşündürdü. Demek ki başarılı bir mizah örneğiymiş; çünkü güldürürken düşündürmüş beni!

Yorum adsız bir okura ait olduğundan ben de rahatlıkla alıntılayıp kullanacağım. Yorumun “Aldım verdim ben seni yendim!” tarzı cümle seçkisi eleştiri kısımları artık siyasetin genel şekli olduğundan oralarını atlıyor ve en cidi sayabileceğimiz cümlesini aktarıyorum.

Şaka gibi bir yazı olmuş. Olaylar ancak bu kadar taraflı yorumlanabilir.”

Okurumuz yazıdaki etnik ırkçılık tehdidi veya kolektivizm kısımlarını birer şaka gibi görmüş, canı sağ olsun. Demek ki ülkenin bölünme tehlikesi onun için anlamsız, ne diyelim? Veya devletin hepimizin gırtlağına birer lokma ekmek sokup bizi istediği gibi güdebileceğini düşünmesi de normalmiş?

“Olayların ancak bu kadar taraflı yorumlanmasına” gelince… Buradaki anahtar kelime “taraflı”… Aslında okurumuz yanlış kelime kullanmış… Özellikle bu günlerde iktidar taraftarlarının sıkça kullandıkları bu kelime objektifliği anlatmıyor, “muhakemesizliği” anlatıyor.

Taraf olmak bir ahlâk seçimidir. Hırsızlık, cinayet, tecavüz karşısında, devlet baskısı, kibir, açgözlülük, kabalık karşısında tarafsız kalamazsınız. Yani birileri gözünüzün önünde Serap’ı yakıp, Buse’nin hayatını şarapnellerle parçalarken olaya tarafsız bakmayı deneyemezsiniz. Bu tip olaylara tarafsız baktığınızı iddia ederseniz, “ Benim karar vermeme yarayan bir ahlâkım yok!” demektesinizdir. Hiç kimse dünyaya katillerin ve hırsızların gözüyle bakarak onları meşrulaştırmaya çalışmaz.

Taraf olmak, diğerini “tercih etmemek” ve bunu göstermek demektir.

Bu reddi ederken de daima kendi içinizde ahlâkî bir muhakeme yaparsınız. Aksi takdirde -varsa- vicdanınız sizi rahat bırakmaz.

Meselâ darbelere kesin şekilde karşı olursunuz. Bu sizin ahlâkî tercihinizdir. Ama aynı zamanda hiç bir hüküm giymemiş insanları peşinen masum saymak gerektiğini de gene ahlâkınızla bilirsiniz.


Siyasetin şiddetle kesintiye uğratılmasına kesinlikle karşı çıkarsınız ama siyasetin şiddeti kullanmasının da aynı derecede ahlâk dışı olduğunu gene ahlâkınızla bilirsiniz.

İşte bu tarafsızlıktır. Çünkü aynı ilkeleri, bildiğiniz bütün olaylara ayrımsız uygularsınız.

Ama kimin doğru ve kimin yanlış olduğuna dair de muhakkak bir karar verirsiniz. Karar veremiyorsanız, bunun, yanlış tarafın işine yarayacağını aslında sezmektesinizdir. Meselâ ülkemizi yakıp kavuran etnik ırkçılık belâsına karşı muhakemesiz davranmak, haksızlığı yani etnik ırkçılığı mahkûmiyetten kurtarmak, onu bedava beraat ettirmek anlamına gelir.

Öyleyse Olay şudur: Sahip olduğunuz ahlâkî ilkeleri herkese ayrımsız uygulayarak tarafsız davranır ve kimin sizce uygun davrandığına dair uzlaşmaz bir hükme varırsınız ve taraf olursunuz.

Hal böyle olunca Türk Milleti’ni önce birbirine yabancı etnik gruplara ayırıp yeniden tanzim etmenin, millî devletimizi oy sayısına bağlı bir şeymiş gibi tartışılır ve tabii yok edilebilir bir şey haline getirmenin, iktidarın imkânlarını taraftarlarına alabildiğine açıp muhalefete tahammül gösterememenin karşısında tarafsız olmak mümkün olabilir mi? Çünkü bu tavırları sergileyenler zaten kendilerini bir taraf olarak ilan etmiş ve kendilerine benzemeyenleri reddettiklerini ifade etmiş değiller midir?

Anlaşılan o ki “taraf olmak”, ancak iktidarın taraftarı olunduğunda makbul sayılıyor?

“İktidara” taraftar olmak demek”aklı susturmak, gücün mutlak belirleyici olduğuna inanmak ve güce karşı her türlü eleştiriyi ortadan kaldırmaya gayret etmek demektir.

“İktidara” taraftar olmak demek, iktidar olmanın kendiliğinden bir hikmet ve adalet kaynağı olduğunu sanmak demektir. Zaten mevcut hükümetin yetkililerine baktığınızda, kendilerinde, başkalarında olmaya bir zekâ, bilgi ve hikmet bulduklarını açıkça görmeniz mümkündür.

“Allah bizi öyle bir duruma düşürmesin!” gibi bir cümle ancak mutlak bir güç ve iktidar mevkii karşısında, telafisi imkânsız bir hata için söylenebilir ki bu da gücün sadece güç olmasından dolayı saygı duyulması gereken bir şey olduğuna dair ilkel paganik kültürlerde rastlanabilecek bir örnektir. Böyle bir söz herhangi bir yaratılmışın gücüne atfen İslamiyet’te asla kullanılmaz.



Demokrasimiz ileri vitesle bir yerlere gidiyor ama sanırım henüz yerli üretimimiz, Ajax’ın ülkesinin kalitesinde değil?

Hiç yorum yok: