28 Aralık 2010 Salı

Türk Milliyetçiliğinde Cemaatleşmenin Yozlaştırıcı Etkisi II


....
Türk Ocağı’nın bir sembol olarak içine düştüğü bu vahim durum, cemaatleşmenin, milliyetçiliği nasıl çiğ bir dinciliğe sürüklediğinin en açık delilidir. Bir diğer delil ise Anadolu’da bölünmeye açık davetiye çıkarak Anayasa değişikliğine milliyetçilerin “evet” demesidir. Cemaatleşme vicdanları susturmakta, akılları felç etmektedir. Dolayısıyla etiketi milliyetçi olan pek çok insanın bugün zihniyeti, tohumları dindar seçmene yakınlaşma gayretleriyle atılan siyasallaşma sürecinin meyveleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Milliyetçi camiadaki yaygın tarikat bağlantısının Türk Ocağı çatısı altında bile izinin sürülebilmesi, etnik ırkçılığa, etnik ayrılıkçılığa, enternasyonalist ve sözde ulusalcı solun hakaretlerine, siyasal dinciliğin vatansızlığına ( Bu bir hakaret değildir, Anayasadan Türk adını sileceğini söyleyen siyasal dinci bir partidir. Siyasal dinciliği de AYM kararı ile onanmıştır.) karşı tartışılmaz bir acz sergilenmesinin sanırım en önemli sebebidir.

MHP’nin siyasî kaygılarla oy tabanını genişletme çabaları bugüne kadar Türk Milliyetçiliğinde tek ve tartışılmaz kaygı olmuş, bu kaygı, milliyetçi hareket içindeki her türlü yaratıcı faaliyeti baskılamış, bir vakit Ülkü ocaklı gençler sürekli Türk Ocağı faaliyetlerini boykot etmişlerdir. Bugün milliyetçi camia neden dizilerde kendisinin kötü gösterildiğinden şikâyet ediyorsa, partinin sığ sloganları ve “ağabeylerin” fikrî saltanatı dışında neden hiçbir şeye önem vermediğini kendisine sormalıdır.

Çünkü milliyetçi camia hâlâ aslında sadece bir cemaattir! Bir cemaat olarak da kendi hastalıkları ve zaafları konusunda konuşulmasını engellemek dışında hiçbir istikrarlı tutum sergileyememektedir. İşin garip tarafı geçmişi dinci akımlarla yakınlaşmak gayretiyle dolu olan MHP bugün daha seküler bir tavır sergilerken, Türk modernleşmesinde çok önemli bir yer tutan kurucularının aksine Türk Ocağı, Türk adına ve örfüne düşman, Arap örfünü topluma demokrasi yoluyla dayatmak dışında hiç ir amacı olmayan siyasal dinci bir partiyle paralel hareket edebilmekte, “hükûmeti yıpratmamak” adına, açık bir bölünme taslağı olan sözde açılıma bir eleştiri bile getirememektedir.

Ülkenin sürekli bölünmekle tehdit edildiği bir dönemde, Türk Ocağı’nın bütün yaptığının yetkililerin keyiflerine göre ayda yıla yayınlayacağı bir iki bildiriden ibaret olması kurucu, ecdadın hatırasına saygısızlıktır.

Oya Türk Ocağı en azından her hafta, milletleşme, milliyet, milliyetçilik, etnisite, demokrasi, siyasal akımlar ve milliyetçilik ilişkisi gibi konularda mutlaka ama mutlaka bir bildiri yayınlamalıdır. Gene Türk milliyetçiliğinin kaynakl dergisi “Türk Yurdu”, bunlar ve benzeri konulardan her birini her ayki sayısında özel bir dosya olarak ele almalıdır.

Peki böyle mi olmaktadır? Türk Ocağı resmi sanalağ sayfasına girdiğinizde yazıların ancak beşte birinin yukarıdaki konularla ilgili olduğunu, görürsünüz. Sayfada her gün bir yerleri bombalanan, her gün evlâdını şehit veren, evlâdı sakat bırakılan bir ülkenin gündemiyle ilgili hemen hiçbir şey bulamamanız sizi şaşırtmamalıdır. Çünkü Türk Ocağı’nın mevcut kadrosunun zihniyeti de zihinlerini ve vicdanlarını şeyhlerine, “ağabeylerine” ipotek eden dinci cemaatçilerle aynı potada erimiştir.

Bu cemaatçi zihniyetin, milletleşmenin özündeki hukuk birliğinin ve onun eseri olan devletleşmenin önemini anlaması beklenemez. Bu cemaatçi zihniyetin, “güce ve iktidara karşı” vicdanın sesini savunması da beklenemez. Bu cemaatçi zihniyetin, yoksulluktan kırılan bir ülkede kocalarına ellerindeki her ziyneti vererek onlarla omuz omuza mücadele ederek Türk Ocağı binasını kuran Türk kadınlarının himmet, izzet ve iffetini anlaması da beklenmez! Kadınları erklerin şeytanı olarak kabul eden cemaatçi ilkelliğe bulaşan ve kadını ikinci sınıf bir zekâ olarak görüp de Arapçı bir paranoya ile onları kek, börek yaptırılması gereken bir tür kafasızlar güruhu olarak kabul eden zihniyet Türk örfünün ocağını ifsat etmektedir!

Türk milliyetçiliği, Türk’ü özünden uzaklaştıran ve Araplaştıran cemaatçilik zehrinden artık arınmalıdır! Cemaatçiliğin, işleri adalete göre tartan ferdî zekâları ve ferdî vicdanları susturduğu artık görülmelidir! Bir memlekette felsefeyi, zihni hareketliliği sağlayan ferdî akılları susturan cemaatçilikle mücadele edilmeli ve bu yabancılaştırıcı, iğdiş edici adet artık terk edilmelidir.

Türk milliyetçileri Arap gibi giyinip Arap gibi kadın kötülemekte benzeştikleri için Müslüman değillerdir!

Türk milliyetçileri içki içtikleri veya kadınlı erkekli toplandıkları için de Müslümanlıktan çıkmayacaklardır!

Ama Türk milliyetçileri, düşünme, akıl etme işini “ağabeylerinin” keyfine bırakıp ferdî aklı bir tehlike olarak kabul ettikleri, ferdî vicdanların eleştirisine kulak tıkadıkları için bu gün başkalarının çarpık tarih metinlerinin kuklaları olarak kalmaktadırlar!

Cemaat, kendi aklı ve varlığı konusunda şüphesi olan zayıf mahlûkun bir ihtiyacıdır!

Türk milliyetçileri, kölelikten İmparatorluk kurmaya gitmiş Cengiz’in, Çin sarayını kırk çeriyle basıp kesin bir ölüme atılıp “uzlaşma” gibi bir şeyi aklından bile geçirmeyen Kürşat’ın, kefenini üzerine giyip kendisinden on kat güçlü Bizans ordusuna boyun eğmemiş Alparslan’ın torunlarıdır!

Onlar, güce boyun eğmek, aklı ve vicdanı susturmak ile kendini belli eden cemaatçiliği daha fazla içlerinde barındıramaz! Cemaatçilik Türk ahlâkının üzerine giydirilmiş bir Emevi-Arap deli gömleğidir ve bütün amacı da Türk’ün büyük gücünü bağlamak, söndürmektir! Türk milliyetçiliği siyasal dinciliğin bütüncüllüğünden ve fanatizminden uzaklaşmadıkça fikrî ve vicdanî fakirliğindne kurtulamayacaktır!
Türk milliyetçileri Mustafa kemal’in “Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!” sözü yerine kırmızı kitaplardaki hurafeleri rehber kabul ettiği müddetçe hem kendilerini hem Türk Milleti’ni bir yok oluşa sürüklediklerini artık fark etmelidirler! “Fikri, vicdanı ve irfanı hür nesiller” ancak çocuklarımızın ruhlarını cemaatlere peşkeş çekmekten vazgeçtiğimizde yetiştirilebilecektir.

Ne mutlu Türküm diyene!

BİTTİ

Hiç yorum yok: