27 Aralık 2010 Pazartesi

Kim Kimin Ekmeğini Yiyor?


İçişleri bakanımız “ Bu iş biterse MHP’de biter…” gibi bir şey söyledi.

Güya mevcut çatışma ortamından yararlanan MHP imiş ve bundan “ekmek yiyormuş”.

Yaklaşık on yıldır bir de bu basit akıl yürütme kullanılır oldu ama gereği gibi değil. “Bundan kimin menfaati var?” sorusu dedektif romanları için hayli kullanışlıdır. Aslına bakılırsa komplo teorilerinin havalarda uçuştuğu, faillerin bulunamadığı son zamanlarda da kullanışlı bir akıl yürütmedir ama o kadar uzun boylu değil…

Birincisi, kimin neyi nasıl yaptığı alenen biliniyorsa bu akıl yürütmeye müracaat edilmez. “Başkaldırıyoruz!”, “Yasaları beklemeyeceğiz!” gibi sözler edip de bizim egemenliğimize kafa tutan adamlar ortadayken “Kimin işine yarıyor?” diye sorulmaz. Eğer Türk adına bir düşmanlık söz konusuysa, bu düşmanlığa karşı bir tepkinin gelişmemesi zaten anormal olurdu.

Eğer böyle bir tepki gelişiyor ise bu tepkinin örgütlenmesi ve siyasî sahada temsil edilmesi kadar da doğal bir şey olamaz. Yani? “ Çatışma MHP’nin ekmeği” demek, millî varlığımızın düşmanlarına karşı yöneltilen tepkilerin asılsızlığını iddia etmek demektir. Buna benzer bir konuşma, milletin bir bölümünün millî meselelerde diğerlerine göre daha hassas ve uyanık olmasını hazmedememek demektir. Kendisini, milletin tamamının temsilcisi ve diğer partileri de illegal veya anormal oluşumlar gibi göstermek kibriyle iktidar partisi artık bütün akıl yürütmeleri ifsat etmiştir.

İkincisi, aslına bakılırsa milletleşmesini tamamlamış, millî bütünlüğünün artık tartışma konusu yapılmadığı ülkelerde “milliyetçi” bir harekete gerek kalmaz. Yani bütün partilerin millî varlığa saygı duyduğu, onun kanadı altında siyaset yaptığı, millet için var olduğu memleketlerde zaten milliyetçi bir partiye artık gerek kalmamıştır. Bugün dünyada durmadan örnek gösterilen federasyonu yaşayan ülkelerde bile federasyon, açıkça millî birlik ve bütünlük altında yaşatılmaktadır. Hiçbir ABD eyaletinde Amerikalılık tartışılmaz. Hiçbir Alman, eyaletlerin Alman kimliği dışında örgütlenmesini düşünmez. Dünya da “İngiliz Milletler Topluluğu” denen bir yapı varken etnik ırkçılıkla federasyonu savunmak, karşısında en doğal ve meşru bir duygu olan milliyetçiliği bulacaktır.

Milliyetçilik, millî varlığa düşmanlığın var olduğu durumlarda kendini belli eden ama sulh zamanında, milletin ruhunda, küller altında, kor halinde de olsa hep varlığını sürdüren bir ateştir. Millet var olduğu müddetçe milliyet, milliyet var olduğu müddetçe de milliyetçilik hep olacaktır.

Bugünlerin ülkemiz için özelliği, etnik ırkçılığın ülkemizi ikinci bir “düvel-i muazzama” gibi istila etmeye kalkışmasıdır.

Bundan dolayıdır ki milliyetçilik közü tekrar alevlenmiştir. Bunda yanlış bir şey var mıdır?

Eğer milliyetçilik, milletin varlığı konusundaki sürekli bir uyanıklık ve hassasiyetten ayrılıp da açık bir yabancı düşmanlığına dönüşüyorsa zaten o zaman özünü kaybeder, milliyetçilik olmaktan çıkar. Etnik ırkçılarla Türk milliyetçilerinin sürekli kıyaslanmasındaki temel ve kasıtlı yanlışlık budur.

Türk Milliyetçileri ırktan bahsetmemelerine ve hukuka dayalı yani barışçı bir beraberliği milletleşmenin temeli saymalarına rağmen haksız yere ırkçılıkla suçlanmakta; beraberliği(!) ırksal ayrılığın şemsiyesi altına hem de çatışma ve düşmanlıkla sokmak isteyen etnik ayrılıkçıların ırkçılığı ise görmezden gelinmektedir.

Bu durumda, aynı soruyu iktidar için sorduğumuzda, iktidarın, etnik ırkçılıktan yararlandığı ve etnik ayrılıkçılıktan ekmek yediğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Etnik ayrılıkçılıkla, etnik ırkçılıkla çatışmadığı için barışı(!) tesis ettiğini söyleyebilen bir partinin, “yediği ekmeğin” helâlliğini acilen sorgulaması gerekir.

Son olarak şunu söylememiz gerekiyor. Milliyetçi bir parti ancak iki halde ortadan kalkar. Birincisi, yukarıda bahsettiğimiz gibi milliyetçiliğin, bütün partiler tarafından idrak edilebildiği bir ülkede…

İkincisi artık milletin egemen olamadığı ve açıkça işgal edilmiş bir ülkede.

Onun için meşru siyasî partileri bozgunculuğun temsilcileri gibi göstermeye kalkanların gayri meşru örgütlenmelere karışı aynı cesareti gösterememeleri halinde en azından susmaları hem onların hem milletin hayrına olacaktır. Madem millî bütünlüğümüzün müdafaasını yapamayacaksınız, o halde bunu yapanları, düşmanla bir tutmamanız vicdanî bir borçtur.

Eğer mevcut hal değişmeden devam eder ve daha da kötüleşirse evet… MHP ekmek yiyemeyecektir belki ama öyle bir halde, AKP diye de bir parti artık var olmayacaktır, çünkü ülkemiz etnik ırkçılığın ve onun sahiplerinin işgaline uğramış olacaktır.

2 yorum:

veli dedi ki...

Ağam karikatürleri de senin blogdan takip eder oldum söyleyeyim.
Karikatürü görünce aklıma bir zamanlar MHP için "Fikirleri iktidarda, kendisi dışarda" söylemi geldi. Apo "fikirleri iktidarda kendisi içerde adam."
İçişleri kulunun (Bakan demeye dilim varmıyor)dediğine dün Ümit Özdağ Hoca güzel cevap verdi. "İçişleri bakanının dediği gibi dökülen kan artınca MHP nin oyu artar demek biraz abestir. Terör öncesi de var ama 84'te başladı. En zirve olduğu dönem 95 yılı. Bu mantıkta bakacak olursak MHP 95 seçimlerinde Rekor kırmalıydı oysa ki meclis dışında kaldı, terörün minimum düzeyde olduğu dönem 99 seçimlerinde ise %18'in üstünde idi oy oranı. Terörün tekrar tırmanışa geçtiği dönemde 2002 seçimlerinde ise yine meclis dışında idi" dedi. Ben ise bunu Güneydoğuda MHP üzerinden seçim yatırımı olarak düşünüyorum. Ayrıca böyle birşeyin adı haysiyetsizlikten başkaca bir şey olamaz.
Gelelim "milliyetçi bir partinin ortadan kalkma sebebi iki tanedir" meselene. Abiciğim ben bu görüşüne katılmıyorum. Bir ülkede şerefsizler tükenmediği sürece istediğin kadar bütün partiler milliyetçi olsun gerçek milliyetçilik ve milliyetçi partiler bitmez. Yani demem o ki; satın alınabilecek hainler olduğu müddetçe o hainlerin karşısına dikilecek birileri her zaman olur.
"Milletin egemen olamadığı ve açıkça işgal edilmiş bir ülkede" ise milliyetçi partiler bitmez ama yeraltına iner. Yani illegal olarak varlıklarını sürdürürler.
Tıpkı Ceditçiler fibi, Kuvvayı Milliyeye dönüşen Karakol Teşkilatı gibi.
ha bu arada fakiraneye teşrifimiz için bir iki lakırtı; biz davet edildiğimiz her yere imkanlar dahilinde icabet etmeye çalışan bir aciziz. Davet için ben Teşekür Ederim...

Afşar Çelik dedi ki...

Veli Baba hoşgelmişsin.. İşin garibi ne biliyor musun? Bu bloga yorum bırakan hiç br siyasi dinci , marksist vs şimdiye kadar davet beklememişken senin beklemen tuhaf oldu. :) Açık hakaret, küfür vs içermedikçe fakir her yorumu yayınlıyor, lehte de olsa aleyhte de olsa...

Benim de kastım zaten "legal", resmi partileşmeydi. Şüphesiz vatan için mücadeleden vazgeçilmez.


Yorum, yazarın fikrine getirilen tamlama, onarımdır Veli Baba.. varsa bir eksiğimiz elbette bu belirtilecek ki biz de kendimizi düzeltebilelim.

Her zaman bekliyorum, eline, ayağına, aklına sağlık.