9 Aralık 2010 Perşembe

Konuşmak Var Olmaktır



İfade hürriyeti veya değil…

Bu işin otoriteyle ilgisi yok aslında. Nedir? İnsanların kendilerini ifade etmek ihtiyacı… Bu gerçekten bir ihtiyaç mıdır? Yani birilerine ne düşündüğümüzü anlatmadan durama mıyız? Kendi kendimize düşünmek yetmez mi bize?

Düşünmek nedir öyleyse? Düşünmek sessiz konuşmaktır. Ama kesinlikle konuşmaktır. Öyleyse insanın bir şeyleri söze dökmesi varoluşsal bir ihtiyaç… Hatta zaruret! Neden? Çünkü zaruret olmayan ihtiyaçlar da vardır. İhtiyaçta bir bilinçlik, bir tercih durumu vardır. Yemek zarurettir ama gofret yemek ihtiyaç… Kişi gofret yemek konusunda hiçbir istek duymuyorsa onu bir ihtiyaç olarak bilmeyecektir, algılamayacaktır.

Uzakdoğu öğretilerinde sürekli düşüncenin susturulması ve zihnin boşaltılması üzerinde durulur. Sebebi de her düşüncenin mutlaka bedende bir uyarı olmasıdır. Bu durum sağlıksız sürdürülürse biriken yanlış düşünceler, biriken yanlış “sessiz konuşmalar”, beraberlerinde getirdikleri yanlış imgelerle beraber vücudu yanlış uyarır ve aslında olmayan tehlikelerin sahte uyarıları bedende yanlış bir gerilime ve sonrasında yıpranmaya yol açar.

Zihin tam olarak boşaltılabilir mi? Belki “ermişler” bunu yapabiliyorlardır? Ama her meditasyonda mutlaka bir nesne/ mandala kullanılır.

Öyleyse sorun aslında düşünmek değil… Düzgün ve tutarlı düşünüp düşünememek… Bir iş yaparken ondan kopmamak… Bütün varlığı ona yöneltmek… Kendini yapılan işe vermek…

Neden? Çünkü insan algılaması durdurulamaz! Bu durumda algılarımızın doğru kullanılması, seçimli kullanılması, tutarlı kullanılmasıdır önemli olan ki bu da düşünme disiplinini gerektirir. Nedir düşünme disiplini? Düşünme disiplini, her an kelimeler yaratmak mıdır? Belki? Ama daha ziyade algılardan uzaklaşmamaktır, farkındalıktır.

Aslında düşündükçe sanki daha disiplinsiz oluyorum… Bu da bir çelişki gibi geliyor ama… Bu, yaşadığımız dünyaya gerçekten bakmak galiba? Bakmak ama nasıl? Bu… Sanki Matrix’teki “kırmızılı kadına” bakıp da yazılımını okumak gibi bir şey… Bu, her şeyin birbiriyle ilgisini görmek gibi bir şey…

Bu, çatlamış toprağın peteklerinin şeklindeki, rengindeki, kıvrılışındaki şiiri okumak gibi bir şey. Bu bir kızın beyaz bileğindeki bükülüşündeki “sürekliliği” okumak gibi bir şey… Bu.. Matematiğin art arda ekleyip de tek bir denklemle ifade etmeye çalıştığı bütün kaotik durumları, çiçeklerin yapraklarında, ahşabın damarlarında, bardaktaki suda kırılıp da masaya düşen ışığın değerlerinde bulmak gibi bir şey…

İşte kendimizi bunun için ifade etmek istiyoruz işte bunun için düşünüyoruz! Aksi takdirde varoluşumuz ortadan kalkar. Öyleyse… Yaşasın konuşmak!




Hiç yorum yok: