12 Nisan 2014 Cumartesi

Türk Ocakları İçin Bir Bildirge


Bu köşe ne bir kamuoyu yaratabilir ne de muteber bir yazarın köşesidir. Âcizane bir uğraştan ibarettir.

Amma velâkin doğru bildiği şey için başını bir türlü dertten kurtaramamış bir  fakirin köşesidir.

Bunu neden belirtiyorum?

Çünkü biliyorum ki siz değerli okurlar “Türk Ocakları Genel Kurulu” ile ilgili profesyonel kafaların görüşlerini öğrenmek isteyeceksiniz. Öyle ya bir gazetede “yazdırılan” adamla kıytırık bir blog yazarı bir olabilir mi?

Gene de bu fakirin de bloğunda  belki işe yarar şeyle bulunabilir.

Şöyle ki: Yirmi beş yıl önce  kapısından içeri adım attığım bu kutlu kurumda bulduğum dostluk ve samimiyet, entelektüel ilgi ve merak ömrüm boyunca  bana ışık oldu. Bugün dönüp baktığımda, samimiyetlerine güvendiğimiz bazı “büyüklerimizin” aslında ne kadar yanlış yolların ayrımına bizi bir şekilde güdülediğini görüyorum. Söz gelimi Türk merkez sağ siyasetine hâkim olan “Türk/İslâmcı”  şeriat hedefli düşüncesinin bize, yer yer samimi  endişelerle nasıl telkin edilmeye çalışıldığını artık açık şekilde fark edebiliyorum.

Türk Ocakları,  Balkanlar’dan, soykırımlarla, hilelerle fitne ittifaklarıyla  sürülmüş büyük Türk Milleti’ne varoluş bilinci aşılayan,  dönemimin sayılı entelektüellerince kurulmuş, belki de en eski derneklerimizden biri. Kurulduğu dönemde, toplumsal  kimliklenmenin sosyolojisi üzerine bugünkü “ağabeylerin” havsalalarının bile almayacağı derinlikte düşünmüş Türk  entelektüellerinin bir büyük eseri olarak tarihe mal olmuş.

Türk Ocakları,  geçici siyasî mülahazalara kapılmayan, şerefli insanların saf millet sevgisiyle tutuşturdukları bir ocak. Ki o ocakta yemek pişirdik, tuvalet temizledik, erzak da taşıdık, iftar ettik, buz gibi gecelerde geceledik. Akranlarımız kahvelerde  kâğıt oynarken şiir üzerine konuştuk, yazdık, çizdik, konuştuk, kavga ettik, üzüldük, sevindik. Bütün bunları yaparken samimi bir gönülle kendimizi bu işlere verdik.

Şu bilinmelidir, ocaklılık gönüllülüktür. Hiçbir iş, menfaat saikiyle uzun müddet sürdürülemez. Geldiğimiz çağda görüyoruz ki kendimize “ağabey” bildiğimiz insanlar, partilerde, akademiyada, bürokraside kendilerine ocak vasıtasıyla güzel yerler edinip o yerlere  birer “şeyh”, “ hocaefendi” edasıyla kurulmuşlardır. Kimsenin mevkiinde, makamında gözümüz yoktur, zaten oralara gözümüz düşse ar eder, geceler uyuyamaz, hastalık ediniriz.

Ama şu artık aşikârdır: Türk Ocakları, içinde yanan Türklük ateşini besleyen gönüllerin, menfaat  uğruna kırıldığı bir menfaat dökümhanesi haline gelmiştir. Bu menfaat dökümhanesinde, Türk merkez sağ siyasetinin  zehirli gıdası sayabileceğimiz “Türk-İslâm” sentetik fikri, Türk demirine katıştırılmıştır.  Türk cevherinin asil özü, Arap hurafeleriyle, Emevici iktidar hırsıyla ve nakilci/ ayrıntıcı Vahhabi taassubuyla kirletilmiş, bozulmuştur.  Türk Ocakları, bir müddet yöneticilik veya  üyelik edilip sonra siyasete dalınan bir atlama tahtası haline getirilmiş, yozlaştırılmıştır.

 Bundan dolayı bu günkü Türk Ocakları’nın, kurucu babaları Ahmet Ağaoğlu, Yusuf Akçura  vs ile ne Türklük bilinci ne de entelektüel dağarcık açılarından en ufak bir ilgisi kalmıştır.  Mevcut yönetimin hiçbir entelektüel faaliyeti, edinimi, bilinci yoktur! Bu, Türk Ocakları yönetimlerinin geçici bir zaafı değildir. Bu, doksanların ikinci yarısından sonra taşra siyasetçisi kafasındaki ilkel insanların, içi boş itibarlarıyla ocağın yönetimini ve tarihini, alabildiğine sömürmelerinin itiyat haline getirilmesidir; yapısal, yayılmacı ve birikimli bir fitnenin ta kendisidir!

Şimdi ocaklı milliyetçilerin önüne bir fırsat gelmiştir. Bu da eşine ender rastlanır bir fırsattır. Bu, milliyetçiliği, sosyoloji, tarih, hukuk ile savunan  ocak kurucularının  entelektüel ve ahlâkî mirasına sahip çıkmak fırsatıdır.

Bu fırsat, Türk varlığını, Arapça öğrenmeye bağlayıp bedevi ilkelliğine ortak eden, şeriatçı özentisi siyasî menfaat odaklarına “Dur!” demek fırsatıdır!

O halde kırk çerisiyle ölümü kalbinden vuran Kürşat’ın, Anadolu’nun kalbine Türk adını kazıyan Alparslan’ın, Konstantiniye’yi Türk İstanbul yapan Fatih’in ve “Ya istiklâl ya ölüm!” diyerek  bize millet olmak azmini yeniden kazandıran Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün çocukları olarak yabancılaşmış, yozlaşmış, işbirlikçi pislikleri kutlu ocağımızdan el birliğiyle temizleyelim!

Ne mutlu Türküm diyene!
TANRI TÜRK’Ü KORUSUN!



2 yorum:

Adsız dedi ki...

MUSTAFA KAFALI VE ONUN TÜRK OCAĞI BAŞKAN ADAYLIĞINI AÇIKLAMASINI ELEŞTİREN NEDİM ÜNAL BEY BİZDE BÜYÜK KALABALIK BEKLİYORDUK SAYDIM TOPU TOPU 41 KİŞİLERDİ DEMİŞ.
TÜRK TARİHİNDE 41 KİŞİNİN NE MANAYA GELDİĞİNİ DE UNUTMUŞ ANLATILAN. 41 KİŞİ İLE ZAFER KAZANAMASINIZ DA İNANDIĞINIZ DAVANIN ARKASINDA OLDUĞUNUZU GÖSTERİRSİNİZ, ELBET AÇILAN KAPIDAN BAŞKA BİRİLERİ YOLA DEVAM EDER. BU OCAK TÜTER. ATSIZ'IN MANEVİ MİRASI KAFALI HOCANIN YANINDA ANLAŞILAN.

Afşar Çelik dedi ki...

Türk, sürü insanı olmadığı için cesareti sayıdan gelmez.

Araplaşmış insanlar kalabalığa güvenir. Hakkı kalabalıkta arayan insanların Müslümanlık taslaması korkunç bir riyakarlıktır. Yorumunuz için teşekkürler ve saygılar.