14 Aralık 2008 Pazar

Kimin Nesiyiz?


Tanımadığımız birini görünce hemen “kimin nesi” olduğunu merak ederiz. Bize yakın mıdır, uzak mıdır, bilmek isteriz.
Hatta bulduğumuz en küçük yakınlık belirtisinden bir akrabalık ilişkisi bile geliştirebiliriz.
Bu tanışma, ortak değerler bulmak arzusunun bir sonucudur.
“Gurbet” de değerler takımı bizimkinden farklı insanlar içinde kalmak anlamına gelir. Elbette dünyada milletler birbirleriyle sürekli ilişki kurarlar ama kendimizi emin ve rahat hissettiğimiz yer, ortak değerleri paylaştığımız, ayrıca uyum sağlamak zorunda olmadığımız insanların yaşadığı “vatanımızdır.”
Diğer bütün insanlara karşı ne kadar iyi niyetler taşırsak taşıyalım, ailemizi nasıl komşularımızdan önce düşünüyorsak bize sosyalleşmenin anahtarlarını veren milletimize de “iyilik” sıralamasında öncelik veririz. Gerek duygusal şartlanmadan gerekse tanıdığımız insanların menfaatlerini kollamanın kendi menfaatimizi kollamanın en düşük maliyetli yolu olduğuna dair sezgimizden dolayı böyle bir öncelemeye gideriz. Bu öncelemenin yarattığı fark düşmanlığı gerektirmez, kendi ailemizi düşünürken komşularımızı yok etmek istemememiz gibi…
Bu ortak değerlerin karakteri, toplumların karmaşıklık derecesine göre değişir.
Fertleri birbirlerine akrabalık- soy bağıyla daha sıkı şekilde bağlı toplumlarda paylaşılan değerlerle, soy ilişkilerinin artık belirleyici olmadığı karmaşık toplumlarda paylaşılan değerler birbirlerinden çok farklıdır.
Soy ilişkisinin baskın olduğu toplumlarda “değer”, bu ilişkinin kendisidir. Böyle bir toplumun belirleyici vasfı, diğer toplumlardan belli soy bağlarıyla ayrılmasıdır. Bazen belli bir inanca bağlılık da kendi içinde aynileşmiş fertlerden oluşmuş bir toplum meydana getirebilir.
Benzeşmenin “görünür” özelliklere ve nispeten ayrıntılı ve katı kurallara bağlandığı toplumsal yapılar, “topluluklardır.”
Benzeşmenin fark edemediğimiz özelliklere ve daha soyut kurallara dayandığı yapılar ise toplumlardır. Bu toplum tanımı, kendiliğinden doğmuş adil davranış kurallarına dayalı gönüllü bir beraberliği omurgasıdır.
Benzeşmenin maliyet düşürücü etkisi ve beslediği hayatta kalmak motivasyonu mutlaktır.
Şu da bir gerçek olarak göz önünde bulundurulmalıdır ki benzeşmenin soydan bağımsızlaştığı ve soyut değerlere daha çok dayandığı toplumlar fert için daha avantajlıdır.
Böyle bir toplumda, benzeşmenin, topluluklara göre daha gevşek ve genel olması fertlerin ilişki kurmasını ve mübadeleye girişmelerini teşvik eder.
Bir toplumda fert, topluluktakine göre daha hürdür. Bu, toplumların belirgin avantajıdır.
Çünkü bir toplumda fert, “durumunu değiştirmek için harekete geçtiğinde” ( eyleme geçtiğinde) iki avanatajı neredeyse bedava elde etmektedir.
Bu avantajlardan biri toplumun kendiliğinden meydana gelmiş asgari benzeşeme temeli ile iletişimin muazzam derecede kolaylaşmasıdır ki bu avantaj ancak fert gurbete gittiğinde fark edilebilir.
İkinci avantaj ise asgari benzeşme temelinde bir araya gelmiş fertlerin oluşturduğu muazzam çeşitliliktir.
Böylece fert, durumunu, çeşitlilik içinde ve dışlanma korkusundan daha uzak şekilde değiştirmek imkânını elde eder ki bu imkâna “hürriyet” deriz.
Zira topluluklarda “dışlanma” ölçütü benzeşmenin maddi unsurlarına daha çok dayanırken bir toplumda ise bu “ kendiliğinden doğmuş âdil davranış kurallarına” riayetle temellendirilir.
En nihayetinde benzeşme bir toplumsal kimlik meydana getirir.
Bu kimlik cemaatler, kabileler, kavimler ve milletler gibi realitelerle tecessüm eder-ete kemiğe bürünür.
Peki bu yapılar birbirilerinden nasıl ayırt edilir?
Sorun burada doğmaktadır. Toplumsal yapıları “görünür” özelliklere göre ayırt etmeye çalışmak en kolay çözüm gibi gelse de bu yapıların oluşumlarını açıklayamadığı için doğalarına yabancı kalmakta ve yanlıca popüler polemiklerin ve hatta silahlı çatışmaların ateşleyicisi olabilmektedir.
Meselâ dile dayalı ayrımlar bize ayrı dilleri konuşan toplum veya toplulukların oluşumunu açıklayamaz. Bunun iki sebebi vardır: Birincisi meselâ neredeyse her biri ayrı bir dil konuşan Kafkasya veya Balkan topluluklarının tasnifi bu ölçüte göre imkânsızdır. Şurası da bir hakikattir ki en nihayetinde her biri diğer topluluklardan bir şekilde ayırt edilmekten gayrı bir şey düşünmeyen her sosyal grubun bu isteğinin mutlak bağımsızlık veya bağlantısızlık gerekçesi sayarsak insanlığın doğasını tahrip ederiz.
Dil ölçütünün ikinci yetersizliği “dil” tanımının taşıdığı belirsizliktir. Çünkü meselâ nihai şekilde homojen ve bölünmez toplumsal yapılara kadar giden bir ayrıştırmacılık (ki meselâ bütün etnik ayrılıkçılıkların nihai hedefi budur) neyin dil olarak kabul edilmesi gerektiğinin cevabını verebilmelidir. Oysa bir iletişim vasıtasının müstakil bir dil mi yoksa bir dilin parçası mı sayılması gerektiği o kadar da kolay cevaplanamayan bir sorudur. Bundan ayrı olarak bir dilin şivelerini veya lehçelerini konuşanlar arasında bir ayrışma eğilimi doğması mümkündür.
Çok müracaat edilen inanç benzeşmesi de iki sebepten açıklayıcılıktan uzaktır.
Birincisi, her ne kadar içinde doğduğumuz toplum inancımızı büyük ölçüde belirlese de nihayetinde inanç bir tercih işidir. Dolayısıyla inanç benzeşimde asgari bir mutabakat sağlayamaz.
İkincisi aynı dine/inanca mensup çok farklı toplumların var olmasıdır. Bu toplumlarda ortak bir dili istihdam etsek dahi toplumların benzeşme şekillerinden dolayısıyla doğalarından kaynaklanan farklılıkları ortadan kaldıramayız.
Genellikle etnik siyasetin dayandığı ırksal farklılık da sosyolojik açıklayıcılık açısından son derece zayıf ve bir o kadar ahlâk dışıdır.
Çünkü ancak sayıca çok az ve son derece izole topluluklarda ırki türdeşlikten bahsedilebilir ki topluluğun izolasyonu zayıfladığında ırkın hiçbir anlamı kalmaz. Irk kendi başına bir anlam ifade etmez. Irk, genotipik farklılıklara dayanan değer yargıları ile bir anlam kazanır. Irka dayanan ayrımların ahlâk dışı olmalarının da iki sebebi vardır:
Birincisi insan toplumlaşmasında “hayatta kalmak” ölçütü, bedenî güce bağlı değildir. İnsan toplumları, zayıflarını hayatta tutmaya çalışan yegâne kümeleşmelerdir. Bu da insanın hayatta kalmak için akla muhtaç olmasından kaynaklanır ve zayıf bir insan ferdinin aklının, hayatta kalmakta diğerlerinden çok daha yararlı olabileceği ihtimali bizi hemcinslerimizi öldürmekten alıkoyar.Irk, belli bedenî güçlerinden dolayı , hayvan cinslerinin ayırt edilmesinde kullanıldığında anlamlı olabilecek bir terimdir. Dolayısıyla insanları farklı bedenî özelliklerine göre ayırt etmek, onları hayvan yerine koymak demektir.
İkincisi ırka atfedilen önemin, sahte bir “üstünlük” tahriki için kullanılması ihtimalindendir. Bunun yol açtığı felâketler üzerinde konuşmaya gerek yoktur.
Buraya kadar bahsettiğimiz toplumsal tanımlama ölçütleri somut ölçütlerdir.
Bu somut ölçütlere değinmemizin sebebi, toplumlar arası çatışmalarda, ilişki kayıplarında sebeplerin doğru olarak anlaşılması için bir argüman geliştirebilmektir.
Zira toplumları yukarıdaki ölçütlere göre tanımlayıp kategorize ettiğinizde bireylerin toplumsallaşmasını kolektivist ve otoriter bir şekilde meydana getirmek zorunda kalırsınız. Zira bu ölçütlere göre benzeşmek, değişmeyen bir fertler kümeleşmesini kendiliğinden doğurur…
Kendini ırkî farklılığına göre diğerlerinden ayırt etmekte ısrar eden bir topluluğun fertleri için hayat ancak o topluluk içinde anlamlıdır. Böyle bir topluluğun fertleri için “değer” ırkî türdeşliktir ki bu fertler için bir “toplum” safsızlığın ve bozulmanın vasatıdır. Böyle bir topluluğun ferdi için “kimlik”, veya dünyada var olmanın yegâne şekli ırkî farklılıktır.
O halde kavim, millet, etnisite vs toplumsal realitelerin kökenlerini görünür ölçütlere dayandırmak bir kere daha belirtmeliyiz ki hem açıklayıcılıktan uzak kalmakta hem de bir arada yaşamak imkânını ortadan kaldırmaktadır.
Bu toplumsal realiteleri soyut kurallara bağlılıkları/uzaklıklarına göre tanımlamadığımız müddetçe farklılıkların çatışma sebebi olması sonucundan kurtulamayız. Farklılıkların bir mübadele imkânı olabilmelerini sağlayacak tek ölçüt benzeşmenin soyut kurallara uymak mutabakatına dayandırılmasıdır.
Aksi takdirde, fertleri birbirine âzâmî ölçüde benzeyen, ancak bu şekilde var olabilecek, dünyayla/farklılıklarla sürekli çatışma halinde izole kabilelere doğru parçalanır gideriz.

Hiç yorum yok: