15 Mayıs 2011 Pazar

MHP’siz Bir Meclis Kime Yarar?

Her olayda, her seferinde “Acaba kimin işine yarıyor?” diye akıl yürüterek olmadık çıkarımlarda bulunanlar nedense MHP’ye aleni şantaj olayında pustu kaldı. Herhalde vicdanlarının çekişi böyle bir yokuşta yetmedi…

Bu  aklı evvellere göre ülkede terör, MHP’yi güçlendirmek için çıkarılıyor,  askerlerimiz sırf MHP iktidara gelsin diye şehit oluyor, şehit anaları aslında oğullarına ağlamıyor, “yaygara yapıp” MHP’ propagandası yapıyor…

O zaman neden otuz yıla yaklaşan bu kronik terör hastalığında, MHP bir kere bile tek başına iktidar olamıyor? Tokat saldırısını PKK üstleniyor, bizim aklı evveller hâlâ “provokatör”  bulmaya çalışıyor. Ergenekon diye bir şey çıkarıldı, MHP de buna yamanmak istendi... Kastamonu’da PKK işi üstleniyor, gene bizimkileri inandıramıyoruz…

MHP, PKK ile ruh ikizi diye adlandırılıyor, İstanbul’da otobüsler cayır cayır yakılırken ortada tek ülkücü yok? Üniversitelerde PKKlılar  yüzünden Atatürkçü Düşünce grubu bile oluşturulamıyor, kabahat gene MHP’nin….

 Her gün bulunan sayısız “belge”, “kaset” hep muhalif  insanların aleyhinde sunuluyor, iktidardan tek bir kişinin karıştığı hiçbir skandal yok!... Ama gene MHP provokatör, taşeron vs olmakla itham ediliyor…

Bunlardan  çıkarabileceğimiz iki sonuç var:

Memleket fiili iç savaş ortamına sürüklenirken ve hatta bu  ortama girmişken sesini çıkararak, teröristleri, hainleri kınamak, onları kızdırdığı için barışa karşı olmak ve provokatörlük yapmak demek, oluyor…

İkincisi, bütün karalama kampanyaları aleni şantajlara dahi dönüşerek üzerinize hücum ederken buna karşı durmak  “faşizm” oluyor, “ırkçılık” oluyor. PKK’nın siyasi borazanlarının beyanları her gün dakikalarca bültenleri işgal ederken onların dörtte biri kadar bile medyada yer alamayan meşru bir parti, provokatör, faşist, ırkçı oluyor…

12 Eylül dönemi için solcular, “Devletin polisi, jandarması yok muydu?” diye ülkücüleri suçlarlar… Aslında bu suçlamayla kendi kabahatlerini ikrar ederler. Yani “Biz memleketi  kan gölüne çevirirken bizi engellemek ülkücülerin işi miydi?” manasında… O devirde, polisin yarısı “resmen” komünistti, POL-DER çatısı altında…
Şimdi şükür  askerimiz de polisimiz de görev başında…. Sokaklarda olay çıkaran ülkücü var mı? Otobüsler cayır cayır yakılırken dahi tek bir ülkücünün olaya karıştığını gördünüz mü? İstanbul’un göbeğinde 35 bin polisin gözü önünde Atatürk  Anıtı PKKlılarca işgal edilirken tek bir ülkücünün bağırdığını gördünüz mü? Tamam! Artık ülkücüler yok! Yani solculara göre “memleketi ABD’ye satan işbirlikçi faşistler”  falan artık ortada yok!

Ama bütün bu olaylar olurken, bayrak gönderden indirilirken, anıt kirletilirken, Serap yakılırken, Buse bombalanırken devlet neredeydi? Polisimiz bin tane köpek tarafından linç edilirken ortada tek bir ülkücü yoktu. Kendi memuru linç edilirken devlet neredeydi?

Asıl önemli sonuç şu: Bir parti, hem kendisine iftira edilirken hem her türlü direnç imkânı elinden alınmışken nasıl var olabilir?  “ Bu kimin yararına?” diye soranlar şimdi şu soruya cevap versinler:  “ MHP artık alenen tehdit edilirken piyasaya sürülen “mamuller” siyasal dincilerin ağzına sakız edilmişken… Bu  şantaj kampanyasının,  kimin işine yaradığını düşünüyorsunuz? MHP’yi politikadan sildiğinizde ortada  kalacak şey, kimin işine yarayacak?

Hiç yorum yok: