30 Ekim 2012 Salı

Türk Siyasetinin İlâcı Türkçülük IV

(Bu yazının ilk üç bölümü Haberiniz.com sitesinde yayınlanmıştır.)

Burada ana nokta Türk’ün taklitçi değil de üretken bir kültüre sahip olmasıdır. Bu noktada Türk,  dindaşlarıyla Arap örneğinde benzeşmek  veya eşitlenmek gibi bir şeyi aklından asla geçirmemiştir.
Dini Arap örfüyle ve bidatleriyle asla özdeşleştirmemiştir. Türk, dinlerin savaştığı dönemde, dininin bayraktarlığını yaparken, dini taşıyanın kendisi olduğunu, zaferi ancak ve yalnız adı Türk olan bir milletin hak ettiğini unutmamıştır. Dinin diğer dinler karşısındaki konumunu korurken bu şerefi Araplarla veya farslarla paylaşmamıştır.

Dolayısıyla Türk’ün asla enternasyonalist  bir ümmetçi din anlayışı olmamıştır. Birbiriyle aynılaşmış bir din kardeşleri  birliği gibi bir hayale asla düşmemiş, bütün manevi birliğine  rağmen din kardeşlerinin kendi menfaatleri gereği edebilecekleri ihanetleri daima aklında tutmuştur.

Bu gerçekçi yaklaşımı, halifeliği eline alarak göstermiştir.

Dolayısıyla din adına yürüttüğü bir “ilâhî siyaset” veya din savaşçılığı gibi haçlı karakterine benzeyen, şimdilerde evanjelistlerin soyunduğu “büyük din birleştiricisi savaşçı” rolüne de asla soynmamıştır. Türk din konusunda, milletlerin farklılıkları gerçeğini daima göz önüne almış ve belirleyici olanın millî örfler ve menfaatler olduğunu hatırlamıştır.


Bugün Türk siyasetinde MHP’nin zaafı, siyasal islâmcıların benimsediği Arap örfçüsü/ taklitçisi kültürel kalıpları olduğu gibi benimsemek ve Türk’e, enternasyonalist,  kimliksiz bir İslam savaşçısı rolü biçen dinci kalıplara sahip çıkmaktır.

 Türk’ü böyle algılamaya başladığımızda, tarih kendiliğinden çarpılmakta, Türk örfünün yılmaz savaşçıları, bir anda  intihar bombacısı ucube  sakallı Arap militanlar haline gelmektedir. Kendini erkeğinden asla geri görmeyen Kara Fatmalar gitmekte, yerine aklen ve dinen eksik olduğuna inanıp kendine biçilen rolü oynayan, Arap giyimli türbanlı, çarşaflı  pısırık kadınlar gelmektedir. Türk’ün ne idüğü belirsiz muhayyel bir ümmet birliği  üyesi addettiğimizde; dünyaya kendi gözlerimizle bakmayı günah sayıp Arap gibi  görünmek endişesi baş vermektedir. Bugün “Türk-İslâm” diye başlayan fikirlerin savunucuları, üretici, nevi şahsına münhasır bir Türk kültürü fikrinden vazgeçip bu kültürü Arap ölçüsünde taklitçi bir kimliksizlik haline getirmeyi dinin  gereği sananlardır.

Bu neden önemli ve daha kötüsü sakıncalıdır?

Türk’e göre bakmamak Türk’ü bir yerlerde kaybetmek demektir de ondan… İslâm adına Türk’ü, ikinci plâna atıp onu ancak Arap örfünün basit bir savaşçısı ve taklitçi bir konar göçer olarak görmek noktasına varır da ondan… Çünkü Türk ve İslâm adına ortak bir takım şeyler geliştirmeye çalışmak  kendiliğinden bunları birbiriyle yarışan iki kategori olarak görmek anlamına gelir de ondan… Bunun sonucundan bu ikisinden birinden, en nihayetinde vazgeçmek gerektiği manası kendiliğinden ortaya çıkar da ondan.

Bugün  gelinen safhada, AKP denen siyasal İslâmcı fitne programının MHP tabanından bunca oy alabilmesinin sebebi, Türk-İslâmcı zihniyetin, bizi kaçınılmaz olarak götüreceği, “Türk’ten İslâm  adına vazgeçilmesi” noktasına gelinmiş olmasıdır. Nitekim artık Bozkurt sadece  Hamas taklitçisi tuhaf bir dinci siyasetin, tuhaf  bir el işareti haline gelmiş, MHP’nin ve ülkücü kuruluşların  logolarından da  duvarlarından da Bozkurt silinmiştir.

Dinle bakmak tutkusu, Türk’ü kendine göre siyaset geliştirmek şuurundan ve kabiliyetinden uzaklaştırmıştır. Söz konusu olan, Türk’ün din anlayışıyla bakmak olsaydı, belki gene sorun çıkmazdı. Sorun, mevcut milliyetçi siyasetin, “din” dendiğinde, Arap olmaya çalışmayı dindar yaşamak sanmasıdır. Sorun, evrensel bir dine mensup olmanın, evrensel kimliksizlikte erimek anlamına geldiğini sanmaktır. Bazıları bunun hiç de öyle olmadığını mutlaka söyleyecektir ama kimin dini nasıl algıladığı,  giyimiyle, kuşamıyla, kadına bakışıyla, ibadetleri yorumlama biçimiyle vs gün gibi ortadadır. MHP ortalama seçmeninin din anlayışıyla AKP siyasal dinciliğinin din anlayışı arasında hiçbir fark olmadığı da açıktır.

Maalesef MHP, Türk seçmeni için Türk’e göre bir anlayışın öncülüğünü ve rehberliğini yapamamıştır. Belki kurulduğu dönemlerde ciddi bir rüzgâr estirmiş, Türkçülüğün mirasının gücünü kullanmıştır. Sonra gelenler, bu mirası tüketmişler ve adı dışında  basit bir  taşra dindarlığından gayrısını siyasete  bırakamamışlardır. Bu gün MHP fiilen bir küçük AKP gibi düşünmekte ve hareket etmektedir.  AKP’nin hiçbir politikası MHP tarafından nihai oylamalarda reddedilmemiştir. En nihayetinde PKK’ya Suriye’nin kuzeyinde toprak kazandıran politikalar da zayıf gerekçelerle de olsa  desteklenmiş ve meclisten MHP yardımıyla geçirilmiştir.

Türk siyasetinin temel hastalığı,  Atatürk devri sonrası, bir türlü Türk olamamasıdır.

Türkiye Cumhuriyetinin  ve elbette Türk Dünyası’nın bekası, ancak ideolojisini Türk gibi gören ve okuyan, Türk için Türk’e göre düşünen siyasetçilerle teminat altına alınabilir.

Türk’ü başlı başına bir varlık olarak görmeyen solculuk Stalinizm’e, Leninizm’e, Maoizm’e varır ve ajan/provokatör işbirlikçi  olmaktan öteye gidemez.

Türk’ü nevi şahsına münhasır bir Müslüman olarak görmeyen dindarlık, militan, saldırgan  ve Arapçı bir ümmetçilik haline gelir.

Türk’ü kendi başına büyük ve milletleşmiş bir toplum olarak görmeyen liberalizm, milletin hürriyetine ve refahına refahına hizmet etmek yerine,  etnik ırkçılığın sömürü yatağı haline gelir.

Bu yüzdendir ki Türk siyaseti artık Türk’ün siyaseti haline gelmelidir. Türk’ün ancak kendi egemenliğinin tartışmasızlığı altında yürütülecek bir doğal haklar rejimi tesis edilmedikçe;  yürütülecek her siyaset, Türk düşmanlığının mevzii kazanması anlamına gelecektir. Türk siyasetinin bilincinin Türkleştirilmesi Türk’ün hayatta kalması için  elzemdir.

Yazımızı, sözleri ayet olmamakla beraber, ayetlerin  hikmetinden nasiplenmiş bir Türk atasının   sözüyle bitirelim:

Ne mutlu Türküm diyene!

BİTTİ




Hiç yorum yok: