19 Mart 2009 Perşembe

Milliyetçiler Ergenekon'da Nerede Durmalı?



Sanırım pek çok milliyetçinin “madalyalı mahkûmlara” sempatisi, onları kendiliğinden davada “avukat” makamına sürüklüyor.

Hakikat bu mu?

Masumiyet karinesi gereği bütün sanıkları masum saymamız gerektiği şimdilik kesin.

İyi de bu, memleketimizde darbeler olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Fiilî darbelerin dışında milletin seçilmiş vekillerinin tehdit ve baskı altında olduğu hakikatini de değiştirmiyor. Birilerinin, sürekli asılan vekillerimizi hatırlatarak, “Aynısı size de yapılabilir!” babından örtülü tehditler savurabildiği bir memlekette bu davanın tamamen hayali olması mümkün mü?

Günlükler, andıçlar, hakaretler havalarda uçuşuyor ama milliyetçiler bunların hepsini uydurma sayıyor ve işin kötüsü sayması gerektiği dikte ediliyor. “Milliyetçiysen iktidara karşı olmalısın, ne pahasına olursa olsun gitmesini istemelisin, şayet bu davada hükümet taraftarıysan hainsin!” benzeri bir hırçınlaşma görür gibi oluyorum ve bu beni fevkalâde tedirgin ediyor.

Milletin yarıya yakın reyini almış bir partinin “ihanetinden” bahsedilirken masumiyet karinesi pek dikkate alınmıyor da darbe tasavvuru, mahkemece tespit edilmiş insanların işleri vatanseverlik sayılabiliyor.

Milliyetçilerin artık demokrasi anlayışlarını yerli yerine oturtmaları şart! Bu milletin iradesi üstünde ancak ve yalnız hukukun denetleyiciliğini mi ( yargının demiyorum, dikkat!) istiyorlar, yoksa yargı dahil her türlü memur zümresinin seçilmiş vekilleri aşağılayabildiği ve işlerini keyfe keder bozabildiği bir vesayet rejimini mi?



Milliyetçilik, milletin hürriyeti ve refahını arzulamaksa, milletin kendini idare etmesine mani olan, milletin vekillerini tehdit edebilen insanlarla bir milliyetçinin barışık olması mümkün müdür? Bu davada milliyetçiler, zamanında kendilerini de ezip geçen güç odaklarına karşı ihtiyatlı durmalı ve denetlenemeyen hiç bir güç odağının, makamından dolayı kutsiyet taşımadığını ve hele kendiliğinden ismet sıfatını haiz olmadığını bilmeli…

4 yorum:

Sirkencubin dedi ki...

seksenden sonra milliyetçiler arasında okuma ve düşünme nisbeti giderek azaldı zannediyorum, bu bakımdan esnekliği, fikir değiştirmeyi, değişen şartlara göre duruşunu ayarlamayı döneklik olarak görmelerini anlayabiliyorum.

hükumeti "ülkücüyü arkadan bıçaklayan akıncı" figürü ile özdeş görmelerini ve bu yüzden tepkili durmalarını da anlıyorum.

lakin düne kadar 'mamak'lı, 'c5'li ağıtlar okuyan bir topluluk, bugün nasıl darbe kavramını kabullenebilir, onu zinhar anlamıyorum.

seksen kuşağının kavruk kalması mazur görülebilir belki, ama doksan kuşağı iyice şirazeyi kaybetmiş görünüyor. türkeş "solun ihaneti yüzünden sağla kavgamızı erteledik" diyordu, bunlar utanmasalar "sağa zıt gittiğimiz için sola eyvallah ediyoruz" diyecekler.

penceremden rüzgarda dalgalanan üç hilalli bayraklar görünüyor. arada durup seyrediyorum kaç gündür. eskisi gibi göğsümün kabarmadığını fark etmek içime oturuyor.

Afşar Çelik dedi ki...

Hocam,
Hoşgelmişsin...

Türkiye'de "milliyetçilik" iki noktada temellenmiş anladığım kadarıyla biri antikomünizm diğeri köycülük.

Köycülük, dahasonratoplumculuk tonuyla milliyeçtilerin kollektivizme yönelmesine yol açtı, komünizme karşı durulması, liberal olmaktan kaynaklanmıyordu.

Köycülüğün muhafazakârlığından kaynaklanıyordu.

Yosa 9 ışık'a bir bak tamamı kollektivisttir. Dolayısıyla Milliyetçilik, solun, Komünist Rusya sponsorunu kaybetmesinden sonra ideolojik olarak açıkta kaldı. Bugün maocuların peşinden "antiemperyalizm" teknesinin dümen suyuna takılması da bundan.

Siyasi milliyetçilik ideoloji geliştiremedi, çünkü milliyetçilik bir idoeloji değil, bir tavırdır. Bu boşluğu maalesef liberal değerler değil, kollektivist tepkisellik doldurdu.

Hal böyle olunca, normatif ahlak yerine amaç güdülü ve "diyalektik" göreceli bir ahlakı kendiliğinden kabul etti. Dolayısıyla da "Na pahasına olursa olsun"cu bir anlayışla darbecileri bile savunabilecek hala geldi. Çok mu dipten kazıdık, çok mu kafa şişirdik, bilmiyorum. Sabrını zorladıysak, hakkını helal et.

Fazla özletme, yeni tükânın kadrosuna geçeceksen haber et!

Sirkencubin dedi ki...

hoşbulduk ve de estağfurullah ağabeyim, kafa şişirmek ne demek, meseleyi farklı bir açıdan izah etmen, görüşümüz aynı olmasa bile, fikir mümaresesi yapmak açısından faydalı oluyor, netçe itibariyle müstefid oluyorum da denebilir :)

her şeyi kollektif şeytana bağlama becerine hayranım :D

kadroya geçeriz inşaallah da, evvela şu başımdaki işleri bir kolaylayım, zamanım genişlesin...

emn ü selam üzre...

Afşar Çelik dedi ki...

Hocam,

Dükkân ıssızlıktan kurtuluyor sayende, sağolasın.

"Kollektif şeytan" acaba hurafe midir?

Kollektivist bakışla, ferdiyetçi bakış arasında büyük fark var üstadım, bu iki bakış,bakış olarak kalmıyor, amele esas teşkil eden malumat oluyor....

İnsanı yok ederek insanlığı var etmek kollektivizmin şiarıdır. Merkezekollektiviteyi aldın mıydı artık onundışındaki her şey anlamsız ve hatta düşman oluverir.

Hukuk bu anlamda ferdi esas alır. Çünkü hürriyetin kendi yaratılışında anlamlı olduğu, fillinin hesabını verecek tek varlık ferttir.

Dolayısıyla, ferdin ne hale geleceğini düşünmeden, insanlığın yararına atıp tutanlar hakikaten de kollektif şeytana bağlanmıştır.

Hal böyleyken telefunken...

Maruzatımız budur, fazla bekletme gari!

Sağlıcakla kal.