23 Haziran 2015 Salı

Uluslaşma ve Uygarlaşma II

Uluslaşma ve Uygarlaşma  II
Bu bize şunu göstermişti ki bazı davranışların, kınanarak bazılarının ise ciddi şekilde kısıtlanarak tekrarlanmalarının ve yaygınlaşmalarının önüne geçmek gerekiyordu.

Bu bir kere sağlandı mı artık insanlar kendilerini savunmak zorunda kalmadan üretebilecekti. Uygarlık, insanın hayvanca  bir yaşayıştan kurtulmasının  adıydı.

Bazı topluluklar kötü davranışları  yasaklamakta diğerlerinden daha başarılı oldular.  Onlar aynı zamanda  işin, sadece kötü davranışları yasaklamaktan ibaret olmadığını fark ettiler. O kadarını kabileler de yapabiliyordu. İş insanlara neyin neden iyi ve neden kötü sayılması gerektiğini açıklayabilecek  ve  bu ihtiyacı  sürekli giderebilecek kurumlar  sağlamaktı.

Peki buna neden ihtiyaç duyulmuştu?

İnsanlar belki savunma ihtiyaçlarını başkasının üstüne yıkarak artık üretime daha fazla zaman ayırabiliyordu ama  sağlanan bu güven ortamı kısa zamanda başkalarının da ilgisini çekecek ve nüfuz artacaktı. Artan nüfus ihtiyaç  miktarını arttırdığı gibi ihtiyaç kalemlerini de arttırdı. Bu da daha önce olmayan pek şeyin üretilmesi gereğini ortaya çıkarıyordu.

Bu durum iki şeyi ortaya çıkardı:
Birincisi ihtiyaçların her biri için ayrı birer iş kolunun  yaratılması ihtiyacını

İkincisi de Bu iş kollarının kesintisiz bir güvenceyle birlikte çalışabilmesi ihtiyacını.

Birincisinden iş bölümü doğarken ikincisinden üretim araçları doğdu.

Ve bu ikisi de ancak ve yalnız  insan eylemleriyle ilgili  daha kapsamlı düşünen, ilkeli toplumlarda meydana geldi, yani uygar toplumlarda.

Peki ama bu yine de “kimliksiz” insanlar arasında gerçekleşemez miydi?

Eğer dilsiz ve göreneksiz olabilseydik bu gerçekleşebilirdi. Oysa insan toplumları yasaklanan kötü eylemlerin bilgisi ve kuşaktan kuşağa görgü ile aktarılan makbul davranışların bilgisi ile var oluyordu.

Bu şu anlama geliyordu: İnsanların bir arada  gönül rızasıyla  bulunması için  herkes için ve her zaman geçerli kurallar keşfetmekte daha başarılı olan ve bunları da gelecek kuşaklara aktarmakta daha başarılı olan topluluklar insanlar için daha cazip bir hale geldi.

Kabile reisinin emirlerinin ve büyücülerin esrarengiz inançlarının elinde savrulan insanlar bir kez akılla tartılabilen fayda düşüncesine dayanan kurallarla karşılaştıklarında artık bu kuralları keşfeden topluluklara  katılmayı tercih ettiler.

Ve en nihayetinde insanlar, kokusunu ve dokusunu  tanıdıkları insanlardan ayrılarak kurallarla birbirlerine bağlanan ve bunun yarattığı üstünlükten gurur duyan insanlarla daha büyük  bir beraberliğin parçası oldular.

Bu büyük beraberliğin dilini öğrendiler. O büyük beraberliği var eden kuralları ve değerleri benimsediler. Varlıklarını o beraberliğin varlığına bağladılar. Böylece herkes için her zaman geçerli kurallar keşfeden topluluklar, toplumları meydana getirirlerken, yaygınlaşan dilleri, büyüyen ve dönüştürücü bir güç kazanan kültürleri ve büyük bir miras meydana getiren tarihi birikimleriyle birer ulus oldular.




2 yorum:

Orhun dedi ki...

"...Ve en nihayetinde insanlar, kokusunu ve dokusunu tanıdıkları insanlardan ayrılarak kurallarla birbirlerine bağlanan ve bunun yarattığı üstünlükten gurur duyan insanlarla daha büyük bir beraberliğin parçası oldular.

Bu büyük beraberliğin dilini öğrendiler. O büyük beraberliği var eden kuralları ve değerleri benimsediler. Varlıklarını o beraberliğin varlığına bağladılar. Böylece herkes için her zaman geçerli kurallar keşfeden topluluklar, toplumları meydana getirirlerken, yaygınlaşan dilleri, büyüyen ve dönüştürücü bir güç kazanan kültürleri ve büyük bir miras meydana getiren tarihi birikimleriyle birer ulus oldular." demişsiniz.

Hukuk, dil ve dönüştürücü bir kültür içinde yoğrulmuş tarih, bunlardan yükselen medeniyet... Ulusu uygarlıkla açıklamak için ne güzel bir çerçeve!

Ulus üzerinde durduğumuz zemin olunca ülkeler ve kavramlar anlam kazanıyor demek ki! Aksi durumda ya K.Irak ya da İslam Devleti kıvamında devlet müsveddeleri ile kalıveriyoruz.

Uzun zamandır zihnimizdeki bir çok soruyu anlamlı cevapla beslediniz.
Şapkayı çıkartıyorum hocam.
Saygılar...

Afşar Çelik dedi ki...

Estağfurullah. Anlam anlaşılabilen bir şeydir, Bir bağlam içindedir, dolayısıyla anlamlı her şey anlaşılabilir.

Yeter ki anlamlar arasındaki bağlamları görmek için gayret edelim.

Yorumlar için çok teşekkürler. Her zaman bekliyorum.