15 Haziran 2015 Pazartesi

Türkçülük Şehirliliktir


Türk milliyetçileri arasında "Türkçüler" hep egzantrik insanlar olarak bilinir.

Türk milliyetçisi dendiğinde akla gelen ilk tip MHPlidir.  MHP dışında Türk milliyetçisi olmak ne caizdir ne de makbul.

Şu günlerde Merhum Atsız'ın  "Basılmayan Makaleleri'ni" okuyorum.

Oğlu Buğra Atsız'ın yazdığı önsözünde değindiği "işgüzarlığın" ve "düzelticiliğin" Türk  Milleti'ne ne kadar zaman ve moral kaybettirdiğini de  böylece görüyorum.

Lâfı çok fazla dolandırmaya gerek yok.

"Türk Milliyetçilerinin" Türkçü olmaktan imtina etmeleri  iki sebebe dayanıyor.

Bunlardan birincisi Türkçülüğün "milliyetçilik" sıfatıyla siyasi bir zeminde yaygınlaştırılması arzusu.

Bu arzuya bağlı olarak da "Müslüman" kesimleri de içine alacak ve "ümmetle" sık sık beraber kullanılan "millet " kavramı çerçevesinde dini bir mutabakat zemini sağlamak.
İkisi de başarısız olmuştur.

Çünkü "siyaseti", halka bir şeyler vaat etmek ve halka yaranmak olarak ele alan tipik sağ  taşra siyaset anlayışıyla genel anlamda sağda, "Türk'e dair" bir hassasiyet geliştirilememiştir. Ancak zamanın soğuk savaş  gerilimi içinde "Antikomünist" ve şekilsiz bir beraberlik tesis edilebilmiştir ki bu da zaten '80ihtilalinden sonra dağıldı.

Zamanla "Türk için" düşünmek yerine "Müslüman için" düşünmek alışkanlığına "milliyetçilik" denmeye başlamış  Türk milliyetçiliği de içinde herhangi bir "din dışı unsur barındırmamak" kaydıyla kerhen kabul görmüştür.
Şurası bir gerçek ki Anadolu'dan Türk adının silinmesi için  el birliğiyle uğraşılırken  buna karşı duran tek parti MHP! Bunu kimse inkâr edemiyor. Sorun şu: MHP siyasetini o denli din eksenli yürüttü ki bu gün Türk adını anmanın aslında rkçılık olmadığına insanları ikna edebilmek için  uğraşıp duruyor.

İşin tuhafı Türk ülkelerinin bağımsız olduğu dünden bu yana  hâlâ Türk'ü "Müslüman Arap'ın Orta Asyalısı" sanan dinci zihniyet MHP  içinde egemen!

Bu cehaletin ötesinde , Nurcuların temizlendiği iddia edilse dahi, "siyasi milliyetçilikteki" şeriatçı ana akım düşünüşün ve bunları besleyen Nakşibendi etkisinin temizlenip temizlenmediği hâlâ meçhul.

Her şeyden önce Türkçülüğün terk edilip de yerine ümmetçilikle uzlaşmacı "milliyetçiliğin" getirildiği MHP 1969 Kurultay'ından sonra "milliyetçiliğin", Türk Milleti'ne ne gibi bir kalıcı fikri eser bıraktığına bakmalıyız.

Milliyetçi bir takım aydınların ilmi eserleri konu dışıdır, çünkü çoğu zaten akademisyendir ve profesyonel malumat biriktiricileridir.

Bunun ötesinde  Türk kültür tarihinde iz bırakabilecek kaç yaratıcı zekâ vardır? Neredeyse yok gibidir.  "Işınsu" ismini Müslümanca bulmayıp da başına "Emine" ön ismini ekleyen,  vefatından  sonra Coşkun Karakaya'nın adını bile anmayan, Atsız'a hâlâ dinsiz gözüyle bakan bir  camianın herhangi bir medeniyet üretmesini beklemek de  fuzuli olurdu.

Peki ama bu yüzeysellik nereden kaynaklanıyordu?

Bunun kaynağı köylülüktü.

Bazı akademisyenler titrlerinin ağırlığıyla konuyu ıskalamaya çalışsalar da durum budur.
 Atatürk'ün ve Türkçü aydınların köye yönelme gayretlerine rağmen durum budur.

Çünkü onların devirlerinde, köy, yabancı etkilere nispeten kapalı kalmış ve milli kültür mirasının en el değmemiş biçimiyle saklandığı temiz su kaynakları gibidir. Bu yüzden, Türkçü aydınların bu kaynakları övmeleri ve korumak istemeleri doğaldır.

 Amma ve lâkin bu kapalılık aynı zamanda   medeniyetin teknolojik ilerlemesine uymayan bir yaşam tarzıydı.

Batıda insanlar seri üretime göre  günlük ritimlerini ayarlarken, seri üretimin getirdiği  iş bölümü ve  işbirliğinin  yarattığı bireysel tercihler öne çıkarken "köy toplumunda" bu değerlerin hiç biri yoktu.
Dahası köy toplumunun kapalı yapısı  din adamlarınca sürekli berkitiliyor ve kutsanıyordu.

Böylece köy insanı için "ümmet" aynen kendi köyündeki gibi yaşayan, dışa kapalı ve aynılaşmış bir kitle olarak  ortaya çıkıyordu.

Bu hal  Türk sinemasında, bileğine kuvvetli  köy kökenli erkeğin, şehirli kadına " Evinin kadını, çocuklarının anası olmayı" sevdirmesi ile  anlatılıyordu. Aynı filmlerde şehirli ve bireyci kızlar genellikle kahpe, namussuz, fesat insanlar olarak tiplendiriliyordu.

Dikkat edilirse "milliyetçi camianın" kadına bakışı bu köylülüğün ta kendisidir.   Hiç bir siyasi etkinliğe karısını götürmeyen,  karısından siyasi bir bilinçlenme beklemeyen, onun ancak çocuklarını büyütüp evini temizlemesini bekleyen köylü erkeği, "yeterince dini"  görünen, köydeki cemaat yapısına benzeyen ve bu yapıyla da erkek erkeğe bir asgari sosyalleşme ortamı sağlayan, bunun ötesinde devlet  kaynaklarını kullanma imkânlarını sağlayan "milliyetçi siyaseti" kendine yakın bulmuştur.

Sorun  şudur ki Türk köylü erkeği  için bundan daha iyi bir seçenek olarak MNP ve sonraki dinci partiler ortaya çıkmış ve MHP'nin dindarlığı kötü bir şeriatçılık taklitçiliğinden öteye gidememiştir.
Bazı akademisyenlerin sandıkları gibi mesele Türkçü aydınların köye bakışları değildir, köyün Türkçülüğe ve  Türkleşme bilincine bakışıdır.

MHP'nin köycü söylemlerinin Türk köylüsü üzerinde muhtemel iki yankısı olmuştur. Köylü, MHP'yi seçmekle ne kazanacağına ve bundan sonra da onun ne kadar dindar olduğuyla ilgilenmiştir. Köy topluluğunun Atatürk'ün köyle ilgili yüce  fikirleriyle  bir ilgisi yoktur.

Çünkü köy, ancak geçimini sağlamaya çalışan ve toplumlaşabilmek için gerekli soyut kuralları da ancak dinden devşirebilen bu yüzden de bu güne kadar öğretmenlerce aydınlatılamayan ama imamlarca güdülen bir  sürü olarak yaşamıştır.
Bu yapısını da şehirde aynen sürdürmüştür. Kenar mahalleler, köy  kalıbından çıkamamış  kapalı toplumun,  şehir içindeki kistleşmiş halidirler. O kistin içinde belli bir zaman şehir hayatına katılan  köylü erkeği hayatını gene de egemen köy  değerleri üzerinden yaşar. 

Köylü, şehirli uyumsuzluğunda, "kuşak çatışması", Türk sinemasının sevdiği temalardan bir başkasıdır. Köylü erkeği, iş bulan çocuklarının şehirle bütünleşmesini , ahlâka aykırı sayar ve bunu engellemeye çalışır. Ona göre şehirli kızlar "serbest cinsel ilişki " peşinde koşan ahlâksızlık timsalleridir. Son dönem dinci iktidar partisinin, kendi seçmeninde, "muhalefetin seks düşkünü" olduğuna dair yaratmaya çalıştığı izlenim, muhalif partilerin önce gelenlerine karşı yoğun cinsel içerikli şantaj politikası bu köylü zihniyetinin şehirdeki hastalıklı büyümesinin sonucudur.

Köylülüğün kadın  üzerindeki dindar baskısı  "milliyetçiler" arasında da hemen hemen değişmeksizin devam etmişse bunun sebebi,  milliyetçiliği "köye göre şekillendirmek"  popülizminin milliyetçiler arasında  yerleşmiş olmasıdır.

Türkçülük,  bir kabilenin bakışı veya mensubiyet şuuru değildir.
Türkçülük, en başta dünyaya Türk olarak bakmaktır!
Türkçü için ümmetin  kalanının, neye, nasıl baktığının bir önemi yoktur!
Türkçülük evrensel bir adalet sağlanacaksa bunun Türk  eliyle sağlanacağını düşünmek, buna inanmaktır.

Bu söylenenlere inanmayanlarımız mutlaka çıkacaktır. Ne yazık ki onlar da bahsedilen adaleti ve mutluluğu başka uluslardan beklemekte ve bunu göremedikleri zaman da onları "emperyalist" diye suçlamaktadır.
Türkçülük Türklüğün başka ulusların müsaadesine veya himmetine muhtaç olmadığını bilmektir.
Bu da ancak "Türk" denen dev toplumsal yapının ,  ideolojiler üstü ve din üstü  bir bakışla gerçekçi ve akılcı bir şekilde anlaşılmasıyla mümkün olabilir.

Hayatını değişmeyen ilmihal bilgilerine göre yaşayan ve bunun dışında, etkileşimi varlığının düşmanı sayan köylü bilinciyle  bu anlayışa ulaşmak imkânsızdır.
İşte bu yüzden Türkçülük şehirli bir tavırdır, şehirliliktir.












2 yorum:

A dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Afşar Çelik dedi ki...

Aytekin Bey,

Farkındalığınız ve etkin okumanız için teşekkür ediyorum. Ciddi vakit ayırmışsınız. Saygılar.