7 Kasım 2012 Çarşamba

Mahkûmiyetin Aşınması Ve Temel Haklar Problemi


Kimi kiminle yargılıyoruz?
Ergenekon  denen davada, itibarı kalmamış, hayat hakkı dışında temel haklarından men edilmiş bir insanlık suçlusu, Türk yargısının dayanağı haline getirildi.

Sorun "mahkûmiyetin" Türkiye'de bir anlamının kalmamasıdır.
Mahkûmiyet, bireyin, başka bireylerin temel haklarını ihlâlinin tespiti ve bu tespite dayanan bir kısıtlama/müeyyide veya yaptırımdır.

Sanık,  mahkemece tespit edilmiş suçunun nispetince kısıtlamaya uğrar. Bunun adına da "adalet" denir.
Bir insan dolandırıcılık yapmışsa ifade hürriyeti hakkını kötüye kullanmıştır, adam öldürmüşse hayat hakkını ve hırsızlık yapmışsa mülkiyet hakkını kötüye kullanmıştır.  Bu kötüye kullanım hayatının geri kalanında ona karşı resmî muamelelerde kendini belli eder.

Bu kısıtlama, suçlunun masumiyet karinesini istismarını belli bir süre engellemek adına yapılır, yapılmalıdır. Bundan dolayıdır ki herhangi bir suç işlendiğinde evvela o suçun sabıkalıları sorguya çekilir.
Bir mahkûmiyet,  suçluyla suçun karşısındaki kolluk kuvvetleri arasında kesin bir masumiyet ayrımı gözetildiği anlamına gelir. Kolluk kuvvetinin  muhtemel bir usulsüzlüğünün de mahkûm edilebileceği bir gerçektir. Fakat usulüne uygun yürütülmüş bir soruşturma, kolluk kuvvetlerinin sanık karşısında masumiyetin savunucusu olduğunu kabul etmek demektir.

Usulüne uygun yürütülen bir soruşturmada  sanık, kolluk kuvvetlerinin kendisine uyguladığı kısıtlamadan ve  takibattan şikâyet etmek hakkına sahip değildir.  Sanığın mahkûmiyeti halinde bu durum kesinlik kazanır. Meselâ kolluk kuvvetlerinin usulüne uygun ihtarına silâhla karşılık veren sanığın, kendi sebep olduğu  silâhlı çatışmada ateşli silâhla yaralanmaktan dolayı  şikâyetçi olması batıldır.
Hal böyle olunca bir vatan haini katilin, kendisini mahkûm ettiren insanların suçlandığı bir mahkemede, onların aleyhine tanıklık etmesi de  tanıklık ehliyetine aykırıdır.

Karının koca, astın amir lehine tanıklığı konusundaki çekince, Şemdin Sakık gibi bir insanlık suçlusu, vatan haini için fazlasıyla geçerlidir, geçerli olmalıdır.
Türk kolluk kuvvetlerine  saldırmış insanlar, Türk devletinin düşmanlarıdır. Mahkemelerimiz eğer Türk Milleti adına karar veriyorlarsa; milletin düşmanlarına, hiç bir şekilde itibar edemez. Mahkemelerimizi egemenlik alâmeti olarak tanımayarak yargımızın unsurlarına karşı silâh çekmiş hiç kimse aslında hukukumuzun koruyucu usullerinden yararlanamaz.

Türkiye'de hukukun normatif özü Şemdin SAKIK skandalıyla  ciddi bir yara almıştır.
Bu durum masumiyet karinesinin açık ihlalidir.Çünkü itibar edilmemesi gerekenlere itibar etmeye başladığınızda; masumların masumiyetlerinin hiç bir koruyucu önemi kalmaz.  Türkiye bir vatan haininin ifadesiyle meşru kolluk kuvvetlerini yargılamaya başladığında aslında Türkiye Cumhuriyetinin meşruiyetini reddetmeye başlamış demektir.

Kendi hükümeti kendi devletinin meşruiyetine inanmayan Türkiye gibi bir  bir ülkenin vatandaşları durumu fark edemezse bölünmeden dolayı etnik ırkçılar asla suçlanamaz. Suçlanması gereken etnik ırkçı katillere ifadelerini tanımak yoluyla meşruiyet kazandıran merciler olacaktır.


Hiç yorum yok: