15 Mayıs 2017 Pazartesi

SESSİZ KALMA HAKKIMI KULLANIYORUM

İnancın kişisel bir kavram olduğunu düşünüyorum. Neye ve niçin inandığınız diğer insanları ilgilendirmezken nasıl inandığınız yani inanca ilişkin ritüeller ve davranışlarınıza yansıyan etkileri sizin dışınızdaki insanları hatta canlıları etkiler. İnanç söz konusu olduğunda din bazlı düşünülür ki bu çoğu kez doğru bir algıdır. Özellikle din konusuna radikal bir biçimde bağlı olan insanlar bir süre sonra yaşama ilişkin tüm kavram ve olguları din penceresinden görmeye başlar.



Bana göre toplumların ve devletlerin ortak inançları din kökenli olmamalıdır. Elbette insanların ortak idealler ve ortak bir geçmiş etrafında bir araya gelmesi ile toplumlar şekillenir ki belki dini inançlarda bu noktada belirleyici olabilir; ancak çağdaş dünya da yaşam tarzlarının korunması ve kişisel özgürlükler dini inanç kavramını da kapsayıcı bir kavramlar olarak ortaya çıkmıştır.




Yazık ki dini inançları adına terörist eylemlerin sıklıkla yapıldığı, insanların yaşama haklarının ellerinden alındığı ve din temelli toplumsal baskının fazlası ile hissedildiği bir coğrafyada yaşıyoruz. Bu bölge tarih boyunca din ve mezhep savaşlarına sahne olmuş ve olmaya devam ediyor. Yapılan canilikleri inanca (Söz konusu hem dini inançlar ve bu bağlamda idealler) bağladıklarında toplumlar önünde haklılık paylarının artacağını düşünüyor olmalılar.


Başta ifade ettiğim gibi inanç kişisel olmalıdır ve artık inançla birlikte ahlak kavramı da sorgulanmalıdır. Evet, toplumların ya da toplulukların dini yoktur ancak ortak geliştirmek zorunda oldukları bir davranış biçimi vardır. Bu karşılıklı zararsızlık ve saygı hatta empati ile temellendirilmiş olmalıdır. Uygar toplumlarda yasalarla korunan kişisel özgürlükler ve kazanımlar, sözü edilen toplumsal değerler ile de korunmaktadır.



Orta Doğu coğrafyasında toplumsal davranış ve yaşayış biçimleri bile din bağlamında şekillenmektedir. Türkiye Cumhuriyeti, laik devlet anlayışını temel edinerek on yıllar boyu fark yarattı. Öyle ki insanların, dışarıdan bakıldığında inançları hakkında ön bilgi edinmek mümkün değildi. Bu gün, bu anlaşılır hale gelmiştir. Tabii, diğer taraftan kişisel özgürlükler adına kişilerin istedikleri gibi giyinme, örtünme ve inanma hakları vardır. Bu noktada kişilerin haklarını koruyan devlet mekanizmasının laik olması önemlidir. İnanç, inançsızlık ya da laiklik, bu kavramların koruyucusu yasalar olmalıdır. Ve bu yasaların uygulanışı, adalet, toplum baskısı ile değil, çağdaş dünyaya ait normlar ile gerçekleştirilmelidir.


Başkent Ankara, son yıllara kadar, din kökenli terörist saldırılara ve anti laik görüntülere hiç bu kadar maruz kalmamıştı. Çağdaş Türkiye’nin insanlarının varlığının göstergesi idi;  terörist saldırılar ve din kökenli mahalle baskı nedeniyle laik yaşam tarzına bir tehdit oluşabileceği hatta oluştuğu fikrinden dolayı kendimi huzursuz hissediyorum.   O yüzdendir ki artık, dini inançlarım sorulduğunda sessiz kalma hakkımı kullanıyorum. Dini adına işlenen cinayetler ve kısıtlamalar sona ermedikçe, sorgulamaya ve de bu şekilde davranmaya devam edeceğim.


1 yorum:

Afşar Çelik dedi ki...

Tabii bu da ayrı bir ironi. Sağ olsun yazarımız, sesini böyle duyurmuş.
Sesini her zaman duyurması dileğimizle...