27 Kasım 2008 Perşembe

İKTİSADî HESAPLAMA VE PLANLAMA ÇELİŞKİSİ



Karma ekonomiden, totaliter sosyalizme kadar olan bütün devlet müdahaleli sistemlerin ortak paydası, sistemin devlet tarafından yürütülmesidir. Bu sistemlerin hepsi devletçidir.

Devlet merkezli bir ekonomide iş sadece devletin ekonominin seyrini belirlemesinden ibaret değildir. Sadece bu davranış bile müşevvikleri ve müşirleri tahrip ederek fazlasıyla zarar verirken iş bununla kalmamaktadır.

Devletin derhal ortaya çıkan en büyük zararlı etkileri devlet “işletmelerinden” kaynaklanır.

Devletin işletmeleri genellikle “yol gösterici”, “lokomotif” olmak maksatlarıyla hayata geçirilmişlerdir. Nüfusun azlığı, iletişimin kısıtlılığı ile sınırlanan bir talebin söz konusu olduğu “başlangıç” durumunda zaten mukayese imkânı veren bir piyasadan bahsetmek söz konusu olmadığından bu işletmelerin varlığı mecburi tekeller olarak kabul edilmiş, benimsenmiştir.

Gerek piyasa şartlarının olgunlaşmaması gerekse devlet işletmelerin kaçınılmaz olarak bürokratik yapılanması bu işletmelerde iktisadî hesaplamayı imkansız bir hale getirir.

İktisadî hesaplama, bireylerin eylemleri ile ilgili beklentilerini karşılayıp karşılayamama durumlarının parasal hesabıdır.

Tanımın ögeleri ayrı ayrı öneme sahiptir.

Bir kere böyle bir hesaplamayı yapacak olanlar bireylerdir.

İkincisi mukayese edilebilir/ ölçülebilir bir beklenti (kâr) söz konusudur.

İktisadî hesaplamanın birey için geçerli ve anlamlı olması şundandır: İktisadî hesaplama, bir sınırlılık durumunda, daha ileri gitme, arttırma, düzeltme ihtiyacının göstergesidir. Böyle bir belirli sınırlılık durumu ancak bireyler için anlamlıdır. Çünkü o elinde ölçülebilir ve ancak iktisadî davranışla korunabilir ev arttırılabilir sınırlı bir sermaye taşıyabilir.

Bundan hareketle, birey, elindeki sınırlı sermayeyi arttırabilmek için “değişimleri” sürekli gözlemelidir. Değişim için de talebin yol göstericiliği mümkün olmalıdır. Talebin yol göstericiliği ise ancak bir talep endeksi için yarışan birden fazla arzcı mevcut olmalıdır.

Aksi takdirde talep de söz konusu olamaz. Tek bir işletmenin var olabildiği bir sektörde talep ancak arzın “emrettiği” kadarla sınırlı olacaktır. Buraya kadar olan akıl yürütmede ürün çeşitliliğine değinilmemiştir. Talebin asıl önemi bu çeşitliliği sağlamasıdır ki sosyalist ülkelerde herkesin üniforma benzeri giyinmesi talep yokluğunun çarpıcı bir örneğidir.

Devlet işletmeleri her ne kadar başlangıçta “öncülük” iddiasıyla işe başlasalar da karma ekonomilerde devletin bütün müdahalelerine rağmen rekabete açık hale gelmişlerdir. Bu bile onların zararlı etkilerini giderememiştir.

Çünkü her ne kadar artık tekel olmasalar da finansmanlarının “müşteri memnuniyeti” ile değil de merkez bankalarının desteği ve vergilerle yapılması yüzünden ferdi kuşatan “sınırlılıktan” ari kalmaktadırlar.
Bu durum, onları “iflâs” riskinden kurtarmakta ve dolayısıyla hesaplamayı gerektirecek risk uyarıcısından da yoksun bırakmaktadır.

Buna bir de bürokrasinin, performanstan bağımsız hiyerarşik sorumluluk yapısını eklediğimizde devlet işletmelerinin verimsizliğinin sebepleri daha rahat anlaşılmaktadır.

Devlet işletmelerinin plânlamaları değişen talep yapısını göz önüne alamaz. Üretimin miktarı ve çeşidi, akışkan, değişken talebe göre değil herhangi bir âmirin münasip gördüğü miktara göre yapılır.

Tekel durumundaki devlet işletmelerinde maliyetin kıyaslanabileceği farklı bir fiyatın piyasada bulunamaması, tekel olmayanlarda ise piyasa fiyatlarını dikkate almaksızın üretim yapılmasını sağlayacak sürekli devlet finansmanı yüzünden iktisadî hesaplama imkânsızdır.

Devlet işletmelerinin plânlamaları, saydığımız sebeplerden dolayı tabiatları icabı iktisadi hesaplama sayılamazlar.

Özelleştirmeye dair “ kâr eden devlet işletmelerinin satılmaması ” söylemi, iktisadî hesaplama açısından anlamsız kalmaktadır.

Karşılıklı beklentilerin sağlanması üzerine kurulu bir sistem olarak piyasa ekonomisinde fiyatlar bu durumun ölçülmesini sağlarken, beklentilerin değil de emirlerin yön verdiği ekonomilerde bu ölçümün imkânsız hale gelmesi kâr ve zararı anlamsızlaştırmakta daha doğrusu ortadan kaldırmaktadır.

Sorun şudur ki kâr ve zararın hesaplanamaması veya telaffuz edilmemesi bunun sonuçlarını ortadan kaldırmamakta, hesapsızlığın ceremesi halka yüklenmekte, insanlar fakirleşmektedir.

“Akil” âmirlerin emirlerinden oluşan plânların refah yaratacağı inancı artık felsefe tarihi müzesindeki rafına yerleştirilmeli ve orada bırakılmalıdır.

Hiç yorum yok: