6 Aralık 2023 Çarşamba

Tencere Dibin Kara Ahlâkı

 


Nasıl düşüneceğimiz bize öğretilmediği için el yordamıyla ve kesin inançlarımızla kendi düşünme şeklimizi belirliyoruz.

 

Aslında düşünmüyoruz da… Düşündüğümüzü sanıyoruz. Yani nasıl?

 

Şöyle… Kesin inançlarımız ve kabile güdülerimizle şartlanmış kafalarımızla, ezberlediğimiz sözleri ve bize belletilen sloganları, kaba kıyaslamalarla destekliyoruz.

 

Bu mukayeseleri nasıl yapıyoruz? Bu mukayeseleri, “Tencere didin kara, seninki benden kara” çarpık mantığıyla yapıyoruz.

 

İyi de bunun ne önemi var ki?

 

Şu önemi var: “Kötü örnek, örnek sayılamaz.”( Sui misal emsal teşkil etmez) ilkesi gereği, kötü davranışlar, suçlar birbirlerine örnek/emsal teşkil etmez. Eğer böyle bir şey kabul edilirse  kötülüğün, suçun önü alınamaz.

 

Oysa günümüzde, Türkiye’de siyaset tam da bu ilkenin tam zıttına sığınılarak yürütülüyor. Haydaaa! Bir anda felsefeden siyasete nasıl atladık, değil mi?

 

Düşünmeyi öğrenmek için felsefeyle uğraşmak lâzım. Felsefeyi lüzumsuz bir iş gibi gördüğümüzde, düşüncelerimizin akşının ahlâkla, faydayla ilişkisi kaybolur. Yani düşüncenin kendisi kaybolur. Çok mu muğlak oldu?

 

O halde şöyle söyleyelim: İnsan düşünmeden yaşayamaz. Neden? Çünkü insanın vücudu, içgüdülerle yaşayan canlıların vücutları gibi doğaya dayanamaz. İnsanın var olabilmesi için  bütün ihtiyaçlarını kendi başına, kendi aklıyla gidermesi gerekir. Bunu yaparken insan “inşa eder”.

 

İnşa etmek, tutarlılığı gerektirir.  Tutarlı olmayan düşüncelerle hayatı devam ettirecek yapılar kurulamaz.

 

İşte “Tencere dibin kara seninki benden kara…” sözde mantığı, karşıtımızın kötülüğünü açıklamak dışında hiçbir işe yaramaz. Bu mantık karşımızdakinin ahlâkî tutarsızlığını belki gösterir ama kendi ahlâkî tutarlılığımızın geçerliliğini kanıtlayamaz.

 

İyi de “ahlâkî tutarlılığın” konumuzla ne ilgisi var?

 

Çünkü ahlâk “ zarar vermemek iradesi” dir. İnsanlar ahlâkın bu tanımını belki tam bir açıklıkla ifade edemez ama zararsızlık iradesi yönündeki yaygın uzlaşma yoluyla bir arada kalabilirler. Oysa  “tencere dibin kara” diyen insan için bunun tam tersi  söz konusudur.

 

Ahlâk, insanî inşaların, insanî ilişkilerle sürdürülebilmesinin tek yoludur. Oysa kötü örnek  kabulü ile insanların bir araya gelerek insanî yapıları/kurumları kurabilmeleri mümkün değildir.

 

Çünkü tencere dibi mantığı ile herkes insanî inşaları meydana getirecek insanların, birbirlerine zarar  vermeyeceğine dair üstünde uzlaşılan zararsızlık ilkesi geçersizleştirilir. Bir kez insanların birbirlerine zarar verebilmeleri  söz konusu olursa karşımızdakiyle herhangi bir işbirliğine girebilmemiz için hiçbir sebebimiz ve imkânımız kalır.

 

Peki ama gene de bir arada kalabiliyorsak bu nasıl mümkün olabiliyor?

 

İnsanların “medeniyet” yaratabildikleri beraberlikleri ahlâkî tutarlılıkla bir arada tutulan beraberliklerdir. Medeniyetten uzaklaşıldığında ilkelerden uzaklaşılıyor demektir. Peki ama ilkelerin yerini alabilecek bir şey var mıdır?

 

İlkelerin yerini başka hiçbir şey alamaz ama  onları dışladığımızda yerlerini derhal “kabile mensubiyeti” alır. Böylece aynı ilkelerle bir araya gelmiş farklı insanların beraberliğinin yerini, tenlerinin dokusunu, kokusunu, rengini, dillerinin farklılığını,  fark edilebilir kabile mensubiyetlerini koruyan kalabalıkların zoraki beraberliği alır.

 

İşte Türkiye’de düşünmeyerek beyinlerinin mantarlaşmasından rahatsız olmayan kitlelerin zoraki beraberliğinin ana hatları budur.

 

 

2 yorum:

selcen dedi ki...

Uzun sözün kısası: İşte Türkiye’de düşünmeyerek beyinlerinin mantarlaşmasından rahatsız olmayan kitlelerin zoraki beraberliğinin ana hatları budur.

afşar dedi ki...

Hiç yalnız bırakmadınız, sağ olun, var olun.